2 Kasım 2007 Cuma

AYŞE HOCA

Tahrirli iri gözleri, siyah kirpikleri, omuzlarını döğen kıvırcık lüle lüle saçları ve lüle lüle saçlarında yanar döner taftadan kurdelesi...

Beni, karımı, kızımı sokaktan merakla gelmiş derhal dönecek olan eli yüzü toz toprak içinde , haşarı oğlumu, yerde serili, havı dökülmüş halıyı, eski perdelerimizi, üçüncü çocuğumun salıncağını, duvardaki fotografları filan olgun bir insan gibi gözden geçirdikten sonra , sırtını sedire dayadı.

"Kaç yaşında? " diye babasına sordum.
"Beş!" dedi.
"Senin ismin ne bakayım? "
"Ayşe..." dedi.
"Okula gidiyor musun? "
Beni küçümseyerek baktıktan sonra dudak büktü :
"Ben hocaya gidiyoyum! "
"Ne hocası? "
"Eyif hoca. "
Babası izah etti :
".........Elif hoca çok keskin hocadır, alim, ülema. Bizim kasabada millet doktora gitmez çokluk. Neren ağrırsa ağrısın.Elif hoca bir okur, bir üfler... Tamam ! "
Beni göz ucuyla süzmekte olan Ayşe :
" Osman, dedi, hiç şöj dinyemiyoy , oynuyoy hep . Ben hiç oynamiyoyum ki..."
"Osman kim? "
"Kardeşi , dedi babası , iki yaş küçüğü..."
"Sen niye oynamıyorsun ? "
"Hocayay oynamaj !"
"Sen hoca mısın ? "
"Eyhamdüyiyyah ! "
"Neler biliyorsun bakayım ? "
"Benim amme cüjüm vay... Osman yıttı , annem dövdü , Eyif hoca da dövecek..."
"Ammeden neler öğrendin ? "
"Eyhamı , kuyhüvayyahi' yi, teppet'e geydim ! "
" Kulhüvallahi'yi oku bakayım..."

Sedire çıktı, diz çöktü, yumuk avuçlarını dizlerine koydu , hafif hafif sallanarak başladı :

"Kuyhu vayyahi ahat - Ayyahüşşamet -Yem yeyit - Veyem yüyet - Veyemye küyyehu.........."
"Peki... Ne demek bunlar ? "
"Nebyim ben ? "
"Topun var mı senin ? "
Omuz silkti :
"Hocalayın topu olmaj ! Oşmanın vay amma..."
"İp de mi atlamazsın ? "
"Ben atyamam. Oşman atyay ! "
"Ya sinema ? Sinemaya gider misin? "
"Hocayay sinemaya gitmej , günah... Amma Oşman gidiyoy..."

Hocalar koşmaz, hocalar oynamaz, hocalar gülmez... Babası kızına gururla bakıyordu . Az sonra benim canavarlar Ayşe'yi elinden tutup dışarı çıkardılar. Çok geçmeden o da onlara karıştı , ilkpeşin ip atladıklarını sonra saklambaç ve nihayet topla şip şip oynadıklarını duyduk.
Babası :
"Kız oyuna daldı, biraz dolaşalım. "
teklifinde bulundu. Çıktık beni bir içkili lokantaya sürükledi.
Daha sonra eve döndük. Onlar son trenle gideceklerdi. Ayşe'ye gelince..
Tombul yanakları al aldı...
"Babam babam, dedi, beni götüyme oyya , buyda bıyak... Babam babamşın! "
Çakır keyif baba, niçin kalmak istediğini sordu. O tekrarladı :
"Babam babamşın beni götüyme !"

Tahrirli gözlerinde berrak damlalarla Ayşe , çocukluğunu bizde bırakarak , boğazlanmaya götürülen bir kuzu gibi , babasının peşinde , çıktı gitti....
ORHAN KEMAL


Öykü işte bu... Üşenmedim ,evde yer kalmadığı için merdiven altındaki depodan , kutuların içinden buldum bu öyküyü. Özür dilerim Orhan Kemal ve sevenlerinden. Çok olmuştu Yaprak dergisinde okuyalı. Yazarını unutmuşum, iyi ki aradım , buldum...

Evet durum bu...Çocukluk günlerime götürdü bu öykü beni...Kardeşim ve ben mahalle hocasına gidiyorduk...Kaç yaşındaydık hatırlamıyorum.

Küçük olduğumuzu biliyorum. Erkek kardeşim benden iki yaş küçük. O sıra " R " harflerini söyleyemiyor. Bir gün hoca hanım başındaki yazmanın kenarıyla kardeşimin dilini tuttu ve çevirmeye başladı...Kardeşim çırpındıkça o devam ediyordu ... Sonunda pes etti.Ağlayan kardeşimle eve geldik.Ve bir daha gitmedik. İyi ki de gitmedik .Bu cahil kadın kimbilir başımıza hangi örümcek ağlarını örecekti? Kardeşim sonradan hukuk fakültesini bitirdi. Şu anda çok önemli görevlerde bulunmuş saygın bir yargı mensubu...

Bilmem hiç rastgeliyor musunuz? Ben zaman zaman görüyorum, İmam Hatip öğrencilerinin toplu olarak okuldan dönüşlerini. Lütfen dikkat edin bir kez.. Uzaktan izleyin kız çocuklarını...Çevreden ,davranışlarını yakıştırmadıklarını belli eden bakışları farketmeden yürüyorlar.Çocuk onlar....Ama diğer çocuklardan farklılar. Sanki büyümüş de küçülmüşler.Çocukça yaptıkları davranışlar görünümleriyle bağdaşmıyor.

Bu sıralar, özellikle ramazan ayında, küçük küçük Ayşe Hocalara ilahiler okutuyorlardı . Kim bilir o duruma gelinceye kadar neler yaşadılar. Babalarını , amcalarını , abilerini. kocaman kocaman adamları bir yerlere taşımak, daha çok şeyler kazandırmak için nelerden vaz geçtiler..Gelecekte kendileri neleri kaybedeceklerinin bilincinde olmadan...

Çocuk bunlar....Çocuklarımıza, gençlerimize , geleceğimize kıymayın efendiler, hanımefendiler....

Bir şiirle bitireyim bu yazıyı da.

İSTİDA

Bizim köyün

Irmakları kurudu beyim...

Bulut geçmez oldu üstünden

Yağmur düşmez oldu tarlaya...

Ümit gurbette kaldı.

* * *

Bizim köyün,

Toprağı "Barut kesildi " paşam

Tohum bitmez oldu vaktinde...

Alev alev yandı bozkır.

Söğütlüğün altı " tozlak"

Kök salamaz oldu kavaklar

* * *

Bizim köyün,

Kolları havada,

"İrahmet " dilinde kaldı ağam,

Ne dua yerini buldu ,

Ne istida...

* * *

İşbu pulsuz istida üzre

Bizim köyün

Derdi biline balam

Derdi biline...

(İbrahim Cüceoğlu)

2 yorum:

Kadir dedi ki...

ben bu yaziyi bir yerden hatirliyorum derken orhan veli geldi aklima.o bu yaziyi 1949 yilinda cikardigi dergide yayimlamisti. 1949 nere 2007 nere ama yasananlar aradan 58 yil gecse de hic degismemis.iki ileri bir geri.basarilar.

aysema dedi ki...

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Gerçekten öyle, değişen bir şey yok.Yine de umutsuzluğa kapılmayalım. Bizler ve bizim gibiler var oldukça...