16 Kasım 2007 Cuma

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

16 KASIM 2007

SEVGİLİ GÜNLÜĞÜM

Dünü anarken aklım, bilincim, duygularım hep bugünü yazmalısın diye zorluyor beni...
Evet yazmalıyım, paylaşmalıyım...Ama nasıl? Nasıl öfkelerimi, acılarımı, acılarımızı sağlıklı değerlendirebilirim ki...
Mehmet Kemal'in bir şiiri sürekli beynimde. Haykırmak istiyorum!
DÜNYA MISIN
Sen de güneş misin ha !..
Sen de demir misin ,
Sen de kaya mısın ,
Sen de toprak mısın ,
Sen de su musun?

GİDERKEN
BUNCA CAN
BUNCA CANAN
SUSMUŞSUN

SEN DE DÜNYA MISIN HA !..

Evet sustum, sustuk, susturulduk... Aydınlıklar yensin karanlıkları, ulus bilinçlensin istedik. İstedik ama olmuyor , olamıyor... Bir ileri iki geri gidiyoruz. "Acılara tutunarak " yaşamaya çalışıyoruz...
Bilmek istiyoruz , öğrenmek istiyoruz , ilerlemek istiyoruz.. Olmuyor..
Gücü elinde tutanlar korkuyor bundan. Zaten okuma özürlü bir toplum olduk son zamanlarda iyice... Tek haber kaynağımız TV oldu... Okuyanlar için de gazeteler... Lütfen söyleyin bana bir ikisi dışında güvenebileceğimiz kaç medya kuruluşu var?
Bugünkü sıkıntılarımızın sorumlusu kim? Bence hepimiz suçluyuz, ama en fazla da medya... Eskiden sadece gazetecilik yapılırdı ; şimdilerde her şeyi yapabilmek, yaptırabilmek için gazetecilik de yapılıyor...Yani "Al gülüm, ver gülüm..." hesapları...
Açın televizyonları... Ben uzun süredir haberler dışında artık açmamaya çalışıyorum... Evet açın da bakın... Görün annelerimizin,kadınlarımızın,
genç kızlarımızın nasıl da uyutulduklarını ! Önce onları uyutacaksınız ki onlar da geleceklerimizi ninnileriyle uyutsun, uyutarak büyütsünler karanlık yazgılarımızı... Yeter ki bozulmasın birilerinin çıkarları, kazançlarına kazanç eklensin...
Şimdilerde terör belasının tam ortasındayız... Geleceğimiz , ulusal geleceğimiz konuşuluyor bir yerlerde... Bölünmüş, yeniden çizilmiş haritalar dolaşıyor yaban ellerde... İlk ne zaman uyarmıştı Genel Kurmay Başkanımız ? Hatırladınız değil mi ! ? Nisan'dı... Şimdi Kasım'dayız... Çok zaman geçmiş... Tehlikenin farkında olanların söylediklerine kulak assaydık bugün sorunun çözümü için adımlar atılmaya başlanmış olacaktı... Olmadı, olamadı. Bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz... Neyi bekliyoruz, kimi bekliyoruz, neden bekliyoruz...Yoksa ört ki ölem mi diyeceğiz. Giderken bunca can, bunca canan susacak mıyız...!

Bugünü yazmadan önce dünlerde dolaşıyordum. Yakup Kadri'yi yitirişimizi anlatmşım 13 Aralık 1974'teki yazımda...
Bugün onun YABAN romanından bir bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle...Lütfen okuyun, bugünü düşünerek dünü okuyun...

" Ordunun , Anadolu ordusunun umumi bir taarruza geçeceği söylentileri günden güne kuvvet buluyor. Memleketin hemen bütün gazetelerinde bu bekleniyor, bunun sözü oluyor.İstanbul hükümeti erkanının bir murahhas heyet halinde Ankara'ya gelişleri, milli teşkilatın gücünü bir kat daha ispat etti.
Bu adamlar, buraya ne söylemeye, ne istemeye geldiler? Mutlaka, bize temenni ve inkıyat tavsiye etmeye geldiler. BUNLAR , BİR ÖLÜM MAHKUMUNA , SON SAATİNDE TESELLİYE GİDEN PAPAZLARI ANDIRIYORLAR.
"CESARET EVLADIM, CESARET. BUNUN ÖTESİNDE BİR BAŞKA HAYATA, EBEDİ BİR HAYATA ERECEKSİN. ŞİMDİ, SÖYLE BAKALIM, SON EMELİN NEDİR?"

"ÖLMEMEK."

Papazlar irkiliyorlar. İçlerinden : "Ammada aksi bir idam mahkumuna çattık." diyorlar.

İşte , Anadolu'nun dediği , işte İstanbul hükümetinin vaziyeti...
Memleketin havası bu kadar haile ile yüklü olmasa, insan bu hale gülebilir. Lakin, çıplak ayaklı, çıplak göğüslü köylüler, gülle ve kurşun taşıyan kağnıları önlerine katmış gidiyorlar.
Bu , kirli , pırtıl yorgana sarılı şey ne ? Bir top arabası... Taa, orada, o hendeğin içinde birikmiş insanlar ne yapıyor? Bunlar, bir manda leşini yüzmekle meşguldür. Ne için? Derisinden askere, çarık olur.
Öbürleri , üzerimize, sağlam İngiliz kunduralarıyla yürüyorlar.Top arabalarını , etrafı keten bezli perdelerle örtülü Berliez otomobilleri içinde üluhiyet gibi taşıyorlar.

GENE İÇİME, O KURT DÜŞÜYOR. ZAFERE NASIL İNANMALI ?
Lakin, işte, asıl bu gördüğüm şeyler için zafere inanmalıdır. Türk askeri manda leşlerinin derisinden çarık yapıp giyiyor. Türk köylüsü , top arabalarını kendi yorganına sarıp taşıyor, işte, bunun için inanmalıdır.İşittim, Eskişehir'de , demiryolu raylarını söküp eriterek top kaması yapanlar varmış. Geçen gün , yakın istasyonların birinde bir trenin kömürsüz nasıl yürütüldüğünü gördüm. Tren durur durmaz, hemen bütün yolcular inip etrafa dağılıyorlar, rastgeldikleri ağaç dallarını kesiyorlar ve getirip lokomotifin platformuna yığıyorlardı..."
(Yaban, 1932)

Evet , dünü düşünerek bugünü yaşıyoruz...Ama unutmayalım ki bugünkü adımlarımız da yarınlarımızı hazırlıyor... Adımlarımızı doğru atmak zorundayız. Yurdu sevenler, ulusu düşünenler uyanın; uyandırın.Çığlıklarımız sizlere ulaşıyor mu? Duyuyor musunuz.Siz de dünya gibi misiniz! GİDERKEN BUNCA CAN , BUNCA CANAN SUSMUŞSUNUZ...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

çok güzel olmuş

aysema dedi ki...

Beğenmenize sevindim.Çok teşekkür ederim