8 Kasım 2007 Perşembe

SONUNA KADAR SAVAŞ

8 KASIM 2007

Sevgili Günlüğüm,

Dün dersanedeydim. S.......Hanım, A.......... Hanım ve ben...
Öğretmenler odasında sınav sonuçlarını konuşuyorduk. İçeri genç bir arkadaşımız girdi. Biyoloji öğretmeni , sanırım otuz yaşlarında.
Oldukça da sevimli.Bizi görünce , büyük bir coşkuyla :
" Selam Gençler ! " diye seslenerek yanımıza oturdu. Yüzünde iyi iş yapmış insanların mutlu bir ifadesi vardı...Oysa biz...
Üçümüz de çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuş, dersaneneye öyle başlamıştık.Yani ikinci baharımızı yaşıyorduk öğretmenliğimizin...Başladık konuşmaya:
"Ne demek istiyorsun, bize yaşlı mı demek istedin ? Ooooo biz...."
Çocuk bin pişman, olur mu öyle şey, ben öyle şey söyler miyim? diyip durdu.Bu konuyla epeyce eğlendik. Sonunda "Biz yetmişinde ne gençler gördük, on sekiz yaşında da yaşlılar..."dedik. Arkasından da " Önemli olan "Genç düşünceli " olmak diye de ekledik...Odaya gelen diğer arkadaşlar da eğlencemize katıldı.

Aslında şaka yapmak istemişti genç arkadaşımız...Şakaydı gerçekten.
Ama her şakanın altında bir gerçeğin olduğunu da bilecek yaştaydık.
Uzun bir süredir artık ÖĞRETMENLİKLE, mesleğimle vedalaşma zamanımın geldiğini düşünüyordum. Dershaneye de geçiş kolaylığı sağlasın diye başlamıştım zaten...Usul usul, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra.
Kurbağa testini bilirsiniz. Kısaca hatırlatayım.Bilim insanları iki kubağa üzerinde deney yapıyorlarmış. Birini içinde kaynar su olan kazanın içine atmışlar. Kurbağa ani bir refleksle dışarı fırlamış..Bu kez ikinci kurbağayı içinde soğuk su olan kazanın içine bırakmışlar, altını da yakmışlar kazanın. Su yavaş yavaş ısınmaya başlamış , kurbağacık hayatından memnun.Tatlı bir uyuşukluk kurbağadaki...Ve su kaynadığında kurbağa için artık yapacak bir şey kalmamış. Şimdilerde kiminle sohbet etsem bu yıl son, artık bırakacağım, diyorum. Kendimi
bu düşünceye alıştırmak istiyorum. İstiyorum diyorum çünkü henüz hazır değilim. Yıl sonuna kadar zamanım var..Alışırım, alışıyorum, alışacağım. "Doymadım doyamadım ... Sevmelere seni ben...Kimseyi koyamadım yerine...
Geçenlerde tesadüfen açtığım bir TV.kanalında film vardı.Başlayalı epey olmuştu sanırım.Ancak ilgimi çekti.Anladığım kadarıyla, beş erkek arkadaş ,içlerinden biri evlenmek üzere... Bekarlığa veda partisi yapmak isterken bir kadının ölümüne sebep oluyorlar. Suçluluk psikolojisi içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Tabi ki olmuyor, sonunda birbirlerini yiyorlar.Bu arada gelin hanım da azimli, "Ne olursa olsun o gelinliği giyeceğim!" diyor da başka bir şey demiyor. Gerçekten de giyiyor ama ne pahasına. Son sahne traji- komik bir şekilde tamamlanıyor.
Ne ilgisi var demeyin. Bu filmi benim için izlenir kılan bir cümleydi...
Arkadaşı gidip teslim olmak istiyor,tüm yaşamı bu suçun ezikliği içinde perişan.Ailesiyle ilişkilerini düzenlemekte zorlanıyor.Saklayamıyor,İki yüzlü davranmaktan sıkılıyor. Onun bu sıkıntılarını dinleyen karşısındaki arkadaşı: "KİŞİLİKLİ OL , ROL YAP!..." diyiveriyor.

Evet .... Kişilikli ol , rol yap.....Şimdilerde geçerli olan sanırım bu. Yeni başlayanlar daha çabuk uyum sağlıyorlar bu düzene, yaşlılardan da başaranlar var. Ben bu konuda başarısızım. Rol yapamıyorum, rol yapmak da istemiyorum. Özel bir iş yerinde çalışanlar "Kişilikli ol , rol yap!" sözünün ne anlama geldiğini benden iyi bilirler. Ben daha beşinci yılımı tamamlamaya çalışıyorum özel dershanede...
Tabii ki kişilik başka bir şey...Yazımın başındaki genç- yaşlı ilişkisine dönecek olursak....Bence gençler güçlü, dinamik, coşkulu, teknolojiye uyumlu....Eee ne yapalım yaşlıları atalım mı bir kenara ? Hayır, bin kere hayır....Yaşlılar da deneyimli....O zaman yapılacak iş gençlerin gücüyle yaşlıların deneyimini birleştirmek. Başarmak istiyorsak...
Sözlerimi Robert Service 'den aldığım bir şiirle tamamlamak istiyorum.
Gençler ve Genç düşüncelilerin okuması dileğiyle...

"Çölde kaybolup çocuk gibi korktuğunda,
Ve ölüm gözlerinin içine bakınca,
Ve çıban gibi hassas olduğunda Hayle'a göre
Tabancanın tetiğini çekip ... gitmelisin ölmeye.
Ama insanlık kanunu " Sonuna kadar savaş " der.
Ve ölüm engellenir böylece.
Açlık ve kederde kolaydır böbürlenmek,
Asıl zoru ölümle burun buruna gelmek.

Bu oyundan usandın! " İşte şimdi ayıp ettin. "
Gençsin, cesursun ve zekisin.
"Hakkını yediler ! " biliyorum ama sızlanma,
Harekete geç , elinden geleni yap, savaşmaktan kaçma.
Dişini tırnağına takıp çalışırsan gün senindir.
Öyleyse yaşlı bir ördek olma .
Sadece cesaretini topla ; vazgeçmek kolaydır ;
Zor olan başını dik tutmaktır.
Kolaydır yenilgiye ağlamak ve ölmek.
Kolaydır böcek gibi yaşayıp dalkavukluk etmek.
Ama ümit yokken dövüşmek ve dövüşmek
İşte hepsinin en iyisi bu oyundur.
Ve her yorucu yarıştan çıktığında,
Yıkılmış, yenilmiş ve yaralı olsan da,
BİR KERE DAHA DENE, ÖLMEK ÖLESİYE KOLAYDIR.
ASIL ZOR OLAN HAYATTA KALMAKTIR..."

Sevgiyle kalın, dostça yaşayın.....

0 yorum: