3 Aralık 2007 Pazartesi

ZAMAN AKIYOR

GÜNLÜK
"Geçsin günler, haftalar
Aylar, mevsimler, yıllar...
Zaman , sanki bir rüzgar
Ve bir su gibi aksın...

Sen gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın.

Ömrüm sensiz geçse de
Aşkın kalbimde kalsın
Gülen gözlerim bir
Teselli ile baksın...

Sen gözlerimde bir renk,
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın... "
(Enis Behiç Koryürek)

PERŞEMBE...İkindi olmak üzere...Ağustos ayının güzel bir günü...Sessizliği radyonun sesi bozuyor. Elazığ'daki Bahçeli Evimizdeyim. Pencereden bakınca çam ağaçlarını, meyve ağaçlarını rahatça görebiliyorum. Biraz ilerde annemin diktiği sebzeleri ve kurumaları için düz bir tahtanın üzerine dizilmiş domatesleri de...
Seviyorum: Bu evi, bahçeyi, ağaçları, çiçekleri, sebzeleri; bahçede yaramaz yaramaz dolaşan o çirkin kedicikleri, artık civciv olmaktan çıkmış tavukları, köpek gibi bahçeye kimseyi yanaştırmayan, hatta annemden başkasından hoşlanmayan çılgın horozumuzu bile çok seviyorum.Ailemi ,insanları... Kısaca her şeyi, herkesi çok seviyorum. İlerde burayı, evimi, ailemi , arkadaşlarımı, bu şehri çok özleyeceğimi, çok arayacağımı da biliyorum... Biliyorum ama ... Bildiğim, sevdiğim, aradığım, özlediğim bir başka kuvvet beni çekiyor, uzaklaştırıyor buradan. Düşüncelerim uzanıyor çok uzaklara... İşte bundan sonrası hayalden öteye gidemiyor. Yazık...
Bekleyiş... Bekleyiş... Yine bekleyiş... İyiyi bekliyoruz, güzeli, doğruyu bekliyoruz. Hep bekleyeceğiz. Bulup bulamayacağımızı zaman gösterecek...
Koltuğumda şöyle bir kıpırdadım. Annemin bakışlarını üzerimde hissettim. Yooo hayır, yanılmışım , annem pencereye bakıyor. Evin perdelerini değiştirme düşüncesinde... Sanırım kaç metre kumaş gider diye hesaplıyor... Bilirim bu bakışı. Canım annem nasıl da yaşama bağlı, canlı, hareketli, coşkulu ve pratik zekalı...Sözlerine, uyarılarına aldırış etmediğimiz her konuda onun dediklerinin doğru olduğunu yaşayarak öğrenmişizdir çoğu kez... Şimdi yine elindeki işine döndü. Sessizce sürdürüyor işini. Tutak örüyor. Kırmızı beyaz iplerle, biraz önce bitirdiği mandal torbasından artan ipleri değerlendiriyor. Annem kızına çeyiz hazırlıyor... Canım anneciğim benim... Seni çok seviyorum.
Odada annem ve ben yalnızız.Başka kimse yok şu an. O ve ben... Bir de radyonun sesi... Haberler başladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı , tören hazırlıklarından bahsediyor. Bugün 28 Ağustos olmalı... Evet evet öyle.
Biraz önce A. J. Cronin 'in "Yeşil Yıllar " romanını bitirdim, çok da beğendim. Mektup yazmam gerekiyor, çok birikti gelen mektuplar. Önce önemlilerden başlamalıyım yanıtlamaya. Önemli diyorum ama bu sözcük de az kalır bir arkadaşımın mektubu için. E.....'nin mektubu geleli çok oldu. Üstelik yazmakta, buraya yazmakta bile güçlük çekiyorum. On yedi yaşındaki kardeşi aniden ölmüş. Ona hemen yazmalıydım ama yapamadım, yazamadım. Ne diyebilirdim ki ... O öldü, siz yaşayın mı? "Başınız Sağolsun " un anlamı bu değil mi? Teselli için başka sözler bulmalı. Başınız sağolsun, demeyi sevmiyorum.
Ayrıca Bursa'ya N.......' e de yazmalıyım. Resimleri aldım. Hiç olmazsa bir teşekkür mektubu yazmalıydım .Çok ayıp...Ben böyle değildim eskiden.Bana bir haller oldu. Bu son haftalarda sanki hiç yaşamadım, Hayalet gibi dolaştım durdum. Hep üzülüyorum. Neden... Neden ? Onu da bilemiyorum...

0 yorum: