31 Ocak 2008 Perşembe

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY

" Hani ıssız bir yoldan geçerken
Hani bir korku duyar da insan
Hani bir şarkı söyler içinden,
İşte öyle bir şey. "

(Çiğdem Talu, 1976)

Necip Hablemitoğlu'nun eşi sayın prof. Şengül Hablemitoğlu korktuğunu açıklamış ve iki kızıyla birlikte ülkeyi terk etmekten söz etmiş...
Daha önce Fazıl Say da ülkemizde yaşanan olumsuzluklara bakıp gitme isteği duyduğunu , kızını da alıp gitme isteği duyduğunu dile getirmişti de yer yerinden oynamıştı. Hatta şarkıcılıktan milletvekilliğine seçilen devlet büyüğümüz de ona çıkışmıştı ; kaç adet satıyorsun diye!
Fazıl Say bizi dünyaya tanıtan, ünü sınırlarımızı aşmış değerli bir piyanistimiz. Sanatçımız, yüzakımız. Kendi çabasıyla başarılı olmuş , yurdu için duyarlı bir yuttaşımız.
Milletvekilimizi ilk kez bir bakanın damadı olunca tanıdım. Daha sonra dönemin başbakanının eşine övgüler dizerken izledim. Daha çok televizyonlara çıkar oldu, o sıralar. Tanındı, çok sattı. Sonra gün oldu devran döndü, zaman değişti. Şarkıcımızın partisi de değişti. Yeni partisinden milletvekili oldu. Televizyonlardan ünlü piyanistimize kaç satıyorsun, diye bağırdı...
Satmak, satılmak güzel de ne sattığın da önemli... Maddi manevi her şeyin satıldığı bu ortamda , sormazlar mı adama, kimin malını kime satıyorsun?
"Bu vatan toprağın kara bağrında, sıra dağlar gibi duranlarındır. Eğil de kulak ver , bu sessiz yığın bir vatan kalbinin attığı yerdir." şiirinde ne güzel anlatmış Orhan Şaik Gökyay, "Bu Vatan Kimin? diyerek. Evet biz bu vatanı şehitlerimizin kanıyla suladık. Sulamaya da devam ediyoruz. Kimsenin eteklerine tutunmadan, arkasına saklanmadan kendi gücümüzle, kendi emeğimizle... Gücümüzü Atatürk'ün aydınlık yolundan alıyoruz. Diğerleri gibi. Bu uğurda yitirdiklerimiz gibi...
Korkmuyor muyuz? Hem de nasıl korkuyoruz. Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, yitirdiğimiz katledilen aydınlarımız, değerlerimiz, dinimiz, dürüstlüğümüz, kültürümüz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, sanatımız, sanatçılarımız, kızlarımız, oğullarımız, vatanımız, geleceğimiz adına çok korkuyoruz...
Şengül Hablemitoğlu korkmakta, gitmek istemekte haksız mı? Değil, hiç değil. Acıyı ocağında yaşamış. Ateş yüreğine düşmüş. Acısını hafifletecek bir şey yapılmış mı? Sanmıyorum. Diğerleri çözüldü mü ki bu çözülsün.
Otuz Yedi Aydın , Sivas'ta cayır cayır yakılırken seyreden kalabalığı gören hangi aklı başında insan korkmaz ki...
Ülke tutuşmuş yanıyor... Kaçak, ruhsatsız, mühürlü mühürsüz binalarda patlamalar oluyor, insanlarımız ölüyor. Yollarımız kan gölü... Açık alınla çıktığımız, demir ağlarla ördüğümüz tren yollarımızdan bile ölüm haberleri alır olduk. Gaza basınca, başı türbanlı eşinin inancının gücüyle yaptıkları hızlı trenler yürümeyince şaşırıp kalanlar yönetiyor ülkemizi. Karnı aç, kalbi aç, işsiz insanlarımızı kendi çıkarları için uydurdukları dinle daha ne kadar uyutacaklar? Gerçek dindarlar neden sessiz kalıyor. Din bu değil, dindarlık sadece baş örtmekle olmuyor.Dinin gerçek kuralları ne olacak?
Denizlerimiz ölüyor, balıklarımız karaya vuruyor. İnsanlarımız hastane koridorlarında sabahlıyor. Milletin başına çorap örenler İstanbul'un en lüks çarşısını ayın belli günlerinde rahat alışveriş yapabilmek için kapattırıyor, sinema salonunu boşalttırıyor. Padişahlık geri geldi de biz mi duymadık?
Din diye diye dinden olduk; demokrasi diye diye de demokrasiden olacağız. Maşa olmaya devam edenlere duyrulur.
"Ey şimdi süzgün, rüzgarlarla dalgalı
Barışın güvercini , savaşın kartalı;
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim... "
(Arif Nihat Asya- Bayrak)
Sevgiyle kalın, insanca yaşayın...
Doğruluktan ayrılmayın...

0 yorum: