22 Ocak 2008 Salı

SİNEKLİ BAKKAL

Halide Edip Adıvar'ın " Sinekli Bakkal " romanı dizi olarak ATV'de yayınlanıyordu. Kaldırılmış. Neden ?
Değerli oyuncumuz Şemsi İnkaya dizide mahalle imamını canlandırıyordu.
Kanal yöneticileri "Bu halinle Fetullah Gülen Hocaefendiye benziyorsun. " diyerek (iddiaya göre) oyunu kaldırmışlar. İmamlar bu kadar kötü olamaz. Takke tesbih böyle gösterilemez diyerek... Bir iddia da izlenmediği için kaldırılmış...
Nerelere geldik, nelere tanık oluyoruz, daha neler göreceğiz?
Mülkiye.... tamam.
Medya...... tamam
Adliye ( az kaldı, yıpratmaya devam) ... tamam.
Ordu....( yıpratmaya devam)
Eğitim.... tamam
Türban.... (Çankaya'da konuk ağırlıyor. )... tamam
Diğer türbanlılar, onlar beklesin, işimiz bitinceye kadar tartışılmaya devam.
SİNEKLİ BAKKAL: Aksaray'da Sinekli Bakkal Mahallesinde yaşayan insanların sergilendiği bu roman II. Abdülhamit'in son saltanat yıllarında geçer. Mahalle İmamının kızı Emine, babasının istememesine karşın ortaoyuncu ve bakkal Tevfik ile evlenmiştir. Kısa bir süre sonra kocasıyla anlaşamayarak kızı Rabia ile birlikte babasının yanına döner. İmam, torununu yetiştirir hafız ve mevlithan yapar. Aynı semtte oturan Abdülhamit'in zaptiye nazırı Selim Paşanın karısı Rabia ile ilgilenmektedir. Bu ilgi sonucu dostlarından mavlevi şeyhi Vehbi Efendiden müzik dersi almasını sağlamıştır. Bu arada Selim Paşanın oğlu Hilmi ve Tevfik " Genç Türkler " le çalıştıkları için Şam'a sürülürler.
Rabia, Selim Paşa konağından tanıdığı İtalyan müzisyen Peregrini ile müslüman olması koşuluyla evlenir. Ondan bir çocuğu olur.
Meşrutiyetin ilan edilmesi üzerine sürgünden dönen Tevfik , hürriyet kahramanı olarak karşılanır. Karşılayanlar arasında onu ihbar eden kişi herkesten çok "yaşasın hürriyet" çığlıkları atmaktadır. Bir anda dönmüştür. ( Değiştim, geliştim, dönüştüm... diyenlerden)

Eski düzenin , konak ve yalı çevresinde kümelenen soylular, sarayda görevli kişiler ve onların hizmetindekilerin yaşamları, davranışlarıyla sergilendiği romanın belirgin özelliği toplumsal olaylardan soyutlanmamasıdır. Halide Edip Rabia'nın çocukluğu, ilk gençliği evresindeki gelişmelerle birlikte hem İstanbul'un tabana yakın bir kesimini, hem de Osmanlı egemen sınıfını yansıtabilmiştir.
1) Bu sınıfın önemli kişilerinden Selim Paşa, padişahla devlet kavramını birleştiren bir "sadık köle", bir eski dönem adamıdır. Padişahın güvenliği söz konusu olunca elçileri bile falakaya yatırmaktan çekinmeyeceğini söyleyecek kadar devlet- padişah kavramına "adeta mistik" bir heyecanla bağlı görünür.
Ona göre : "Kişi bir buğday tanesi, hükümet ve devlet bir değirmen "dir. Devlet ve hükümet" Her taneyi ezer, istediği şekle sokar."
Ne var ki , oğlunun "Genç Türkler"le birlikte çalıştığını öğrenmesi, hele Tevfik'in işkenceye karşı oğlunu ele vermemesi Selim Paşayı hem kendi görevi hem bireysel bilinç konusunda düşünmeye zorlar. Serttir yine ama içinden, inancından çok şey yitirmiştir. Giderek yönetimden çekilme aşamasına geldiği zaman eski Zaptiye Nazırı kimliğini "dar kafalı, aptal, yarı makina bir esir" biçiminde görmeye başlar.
2) Romanın eski düzenin dar kalıpları içine sığmayan kişileri arasında "Genç Türkler" vardır. Selim Paşa'nın oğlu Hilmi babasının yüzüne karşı : "PADİŞAHIN ZULMÜNE İSYAN NEDEN SUÇ OLSUN ?" "SİZİN SUÇLU SAYDIĞINIZ ADAMLAR DA SİZİ SUÇLU SAYABİLİRLER..."

Oku Türkiyem... Oku, öğren, öğret...
Kimse kimseyi kandırmasın.
YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL,
YA DA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN...
Saygılarımla...

0 yorum: