31 Ocak 2008 Perşembe

TÜRKİYE'M UYANIYOR

"Silkindi karanlığından Türkiye'm
Pırıl pırıl sabahlara.
Tarlalar motor sesleriyle uyandı,
Bereket yüklü bahara."

Hayır hayır ... Bugün tarlalarda motor sesi yok... Üretim yok... Üretmeden tüketen bir toplum olduk. Eskiden kendimiz kazanıp kendimiz yerdik. Şimdilerde kimimiz borçlanarak yaşamaya çalışıyoruz; kimileri de sadaka kültüründen nemalanıyor. Onurlu yurttaşken kul olmaya itiliyoruz. Türbanla yatıp türbanla kalkıyoruz.
Kızlarımıza dini inaçları gereği sadece üniversitede türban izni veriliyor. Neresinden baksanız sakat... Dini ortaya attığınızda bunun devamını da getirmek zorundasınız. Sadece üniversitede mi dindar olunuyor? Bunun öncesi sonrası yok mu? İmam Hatip okullarında bugüne değin türban takan çocuklar da şimdi yasak kapsamına alınacak mı yasa gereği... Okul çıkış saatlerine rastladınız mi bilmiyorum. Sürü gibi küçük kadınlar ... İçiniz cız edecektir , eminim. Büyümüş de küçülmüş gibiler.Oysa çocukluklarını, gençliklerini yaşamak istiyorlardır onlar da. Erkekler burada da kızlarını yönlendiriyor.
Üniversiteden mezun olan kızlarımızı neden iki şeyden birini seçmeye zorlayacaksınız... Ya dini inancını unut, aç başını, doktor ol, mühendis ol, öğretmen ol vs. ya da git evinde otur. Galiba bu ikincisi yakın bir gelecekte konuşulacak. Kız kısmı otursun oturduğu yerde, zaten ülkede işsizlik var!.. Saçı uzun aklı kısa, eksik etek kadınlar... Ama üniversitede okusunlar, biz gerçek amacımıza ulaşıncaya kadar onları kullanalım, gerisi kolay... Kadınların eteğine yapışarak çok güzel yürüyoruz. Mücadeleyi biz erkekler yapsak okuldan atılırız, işimizi kaybederiz. Kızlar bu işi bizim için yapsın, sonra da otursunlar evlerinde.

"Keyfince akmayacak gayrı
Seyhan, Sakarya, Tunca.
Alabildiğine yeşermiş tohum,
Rahat topraklar boyunca."

Tohum... Eskiden dünyanın en şanslı ülkesiyiz diye düşünüyorduk. Dört mevsim yaşanıyor bu güzel ülkemizde. Her mevsimin çeşit çeşit meyvesi, sebzesi üretiliyordu. Şimdilerde organik diye anlandırdıklarımızdan. Silolarımız buğdayla dolup taşıyordu. Sularımızı musluklarımızdan içiyorduk.
Rahattık, sen ben kavgası yaşanmıyordu. Kürt komşularımızla da Türk komşularımızla da kökenlerine bakarak değil, insanlıklarına bakarak dostluk geliştiriyorduk. Sünni, alevi çatışması aklımıza bile gelmiyordu. Yoksulluğumuzu paylaşıyorduk. Çocukluğumuzu, gençliğimizi paylaşıyorduk. Ramazan aylarında orucumuzu tutuyorduk. En büyük zevkim annemden önce kalkıp sahur soframızı hazırlamaktı. Çocukken, bizi sahura kaldırmadıkları için az mı darılmıştık ailemize... Muharrem ayında komşularımızın getirdiği aşureler sevinçle paylaşılırdı. Tabaklar boş gönderilmezdi... Sonradan din tüccarları çıktı... Din din diiiiin diye diye insanları dinden de imandan da çıkardılar. Dinden de dinciden de korkar olduk... Ama bugün görüyoruz ki din din diyenlerin bir kısmı siyasetin göbeğinde, diğerleri de ticaretin tepesinde... Gerçek dindarlar ise onlardan gelecek kumanyaları beklemede, iftar çadırlarında sıra beklemede. Bu işte bir yanlışlık yok mu? Kürt yurttaşlarımızın da durumu farklı değil. Kürtçüler baş rollerde gezerken kürtler yoksullukla , itilmişlikle, ötelenmekle uğraşmıyor mu, bizim gibi. Bizim gibi dememiz için değil mi bu çabalar... Gibi değildik önceleri, şimdi gibiyle birlikte bölünmeye zorlanmıyor muyuz. Biz olabilirsek kurtuluruz belki. Bizi bize bırakırlarsa...

"Kemirmiyor yeşil kurt, pembe kurt,
Gönlünce büyümede pamuk.
Mesut günlere doğru Türkiye'm
Aydınlık ufuk..."

Yeşil kurtlar şimdi yeşil sermaye olmuş, akıyor akıyor... Pembe kurt kimliğinde karşımıza geçip YEŞİL KUŞAK yarattılar. İslamı ılımlı islama dönüştürdüler. Ne hakla, kimden güç alarak. İslamiyette ruhban sınıf mı var? Kendilerini ne sanıyorlar? Peygamberimiz bile "Allah'ın kulu ve resuluyum." dediğine göre bunlar Allah'ın emrini bile dinlemez mi oldular. İslamiyet diye diye İslamiyeti yok etmeye mi çalışıyorlar. Kaç tanesi Kuran-ı Kerim'i okumuş. Papağan olmaktan kurtulabilseler her şey bu kadar bozulmayacak. İslamı ABD'den mi öğreniyorlar. Hayır bu devam ederse korkarım "Mesut Günleri" daha çok bekleyeceğiz. Giderek ufuklarımız kararıyor. "Kara kara bulutlar, üzerimize nereden geldiniz. Bizler konuk severiz ama düşmanları sevmeyiz. Sizinle görülecek hesabımız yok, gidin üstümüzden."

"Yollar büyüdükçe ferah,
Bozkır yollara aşık,
Dost bir el gibi uzamada
Her yana ışık...

Işık getirin, ışık... aydınlansın beynimiz. Gerçek ışıktan söz ediyorum. Bilimden, sanattan... Işık evlerinde beyni yıkanan çocuklarımızı kurtarmadığımız sürece kendi kazdığımız kuyuya düşmemiz kaçınılmaz. Yıllardır yazıldı, söylendi, tartışıldı. Sağırlar sürüsü duymadı, duymaz göründü. Ana okulundan başlandı işe. Şimdi karşımızda prof. kimliğiyle dolaşıyorlar. Artık ekilenlerin biçilme zamanı gelmiş.Gerçek aydınlar şöyle mi birleşsek, böyle mi birleşsek diye tartışadursun "Atı alan Üsküdar'ı geçti."

"CÜMLE DERTLER TÜKENİR BİR GÜN
TÜRKİYE'M GÖK MAVİLİĞİNCE RAHAT
RÜZGAR GİBİ SAVRULUR HARMANLAR,
ÇALMAK ÜZERE ÖZLENEN SAAT."

(İlhan Geçer- Türkiye'm Uyanıyor-Şiir Bahçesi, 1958)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

ALLAH RIZASI İÇİN SAOL DA BUNLAR ANLAMLARIMI MI

aysema dedi ki...

Adsız yorumcum,

Siz de sağ olun. Tamamını dikkatlice okursanız bu yazımda dünle bugünü karşılaştırdığımı anlarsınız. Biraz uzun bir yazı olmuş. Lütfen bir kez daha okuyunuz...