24 Şubat 2008 Pazar

AHMET NECDET SEZER ve GÜVEN

Sizi bugün her zamankinden daha çok özlüyorum Sayın Sevgili Cumhurbaşkanım...
Vatanı, ulusu çok sevdiğinizi herkes biliyor. Biz de çok seviyoruz.
Kişisel çıkarlarınızı ulusal çıkarlarımızın önüne geçirmediğinizi de... Hatta makamınıza hak olarak verilen ama size fazla gelenleri ulusa geri verdiğinizi de biliyoruz.
Çalışkan, akıllı, bilgili, kararlı, dürüst, sade ama vakur, onurlu davranan ( kişisel ve ulusal alanlarda), ailesine, çocuklarına, ulusuna değer veren biri olduğunuzu da itiraf edemeseler de herkes görüyordu...
Ancak bugün sizi çok daha fazla özlüyorum dememin nedeni sadece bunlar değil. Hepsinden çok güvenilir olmanız... Kale gibi, tek başınıza, kahramanca hukuksuzluklara, yolsuzlıklara, yanlışlara, kandırmacalara karşı dimdik orada durmanızdı.
Biliyorduk ve güveniyorduk size, bizim haklarımızı bizden iyi ve güçlü siz koruyordunuz. Siz söylediğinizde, doğrudur diyor, rahat ediyorduk. Şimdiki gibi kuşku kemirmiyordu benliğimizi...
Gittiniz... Ve biz kaygılarımızla, kuşkularımızla baş başa kaldık...
"Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış." hesabı artık her şeylerden kuşkulanır olduk. Güvenimizi, umudumuzu yitirdik.
Güven... Tüm ilişkilerimizde çok önemli değil mi? Güvenmediğimiz kişileri sevebilir miyiz? Ne kadar parlak cümlelerle anlatırlarsa anlatsınlar bizi inandıramıyorlar değiştiklerine. Zaten sözle olmuyor bu, davranışlarıyla da göstermeleri gerekmiyor mu? Sözleriyle yaptıkları birbirini yalanlıyor. Bir kez yalanını yakaladığınız kişiye kuşku duymadan güvenebilir misiniz? Parlak bir üslupla verilmiş çürük düşünceler, eğitimsiz insanlarımız tarafından ne yazık ki kolay sezilemiyor. Cahil insanlarımız biçim parlaklığı içinde, külhanbeyi tavırlarıyla konuşanlarda kendini bulduğunu sanıyor, mutlu oluyor. Oysa biraz düşünebilseler onlar da anlayacak.
Elmanın kabuğu ne kadar parlak olursa olsun, içi kurtluysa yenmez, işe yaramaz, çöplüğe atılır. Görmek lazım, elmanın içindeki çürüğü fark etmek lazım kurtuluşumuz için...

0 yorum: