7 Şubat 2008 Perşembe

KALBİMİN HÜZNÜ VAR

"Derdim var beller gibi
Söylemem eller gibi
Kabimin hüzünü var
Yıkılmış iller gibi
Gözümden yaş akar
Bulanmış seller gibi "
Mani- Anonim


YABAN'dan...

İki günden beri , köyde,fevkalade zamanlara mahsus bir hal var...........
Mehmet Ali'nin annesi bile gülümsüyor ve yirmi yaş daha genç görünüyor.
Bekir Çavuşun ağzı kulaklarına varıyor. Bir "Geldi..." sözüdür fısıldanıyor.
_ Geldi. Ahmed'inkilerin odasında...
_ Geldi. Görmediniz mi?
_ Geldi ama çok kalmayacakmış.
_ Geldi, bu gece muhtarın evinde okuyacakmış.
Mehmet Ali'yi şöyle bir kenara çektim:
_ Ne var? Ne oluyor?
O da kendini umumi heyecana kaptırmış görünüyor. Sırıtarak:
_ Hiç, beyim, diyor.
Fakat, ben şıkıştırınca söyledi:
_ Şeyh Yusuf geldi beyim, Şeyh Yusuf.
_ Bu Şeyh Yusuf da kim oluyor?
_ Mübarek, büyük bir adam. Her yıl gelir, duasını alırız. Hastaları okur, üfler. Bize güzel nasihatlar verir, yol gösterir. Başı sıkıda olanları selamete çıkarır.
_ Hangi tarikatten bu şeyh?
_ Bilmem beyim; o kadarını gayrı bilmem.
_ Peki, bu adamın şimdiye kadar size ne iyilikleri dokundu?
_ Çok beyim.
Fakat, bu iyiliklerin bir tanesini sayamadan, yalnız, esrarlı bir tavırla başını sallıyor.
_ Yalnız muhtarın karısını iyi edemedi.
_ Ya Salih Ağa'nın oğlunun kamburunu düzeltebildi mi?
_ .............
_ Ya şu meczup Memiş'in aklını başına getirebildi mi?
Mehmet Ali cevap vermiyor. Önüne bakıyor. Biliyorum ki bana, içinden, öfkeleniyor. Bana karşı , her ne zaman öfke duyarsa böyle sessiz, önüne bakar.
Daha alaycı, daha babayani bir tavır takınarak devam ediyorum:
_ Gelgelelim nasihatlerine... Neymiş bakalım onlar?
_ Aklımda kalmamış beyim; anam bilir.
Benim elimden kurtulmak için anasını çağırıyor. İhtiyar kadın:
_ O ne bilir; dedi. Şeyh Yusuf Efendi kim, o kim?
_ Öyleyse sen anlat bana, Zeynep Kadın.
_ Nasıl anlatayım ki...

O da işin içinden çıkamıyor. Nihayet Şeyh Yusuf Efendi'ye yalvarıp onu bu eve getirmeye karar veriyoruz.
Bu işi bin bela, Mehmet Ali üstüne aldı. Muhtarın evine gitti. Fakat, gitmesi ile gelmesi bir oldu. Muhtar " O sizin ayağınıza gider mi? Siz onun ayağına gelin. " demiş. Bunun üzerine hep birlikte kalktık; gitmeye mecbur olduk. Muhtarın evinde, Şeyh Yusuf'un oturduğu oda tıkabasa insanla dolu. O, köşede, bir hasır üstünde bağdaş kurmuş, oturuyor. Sırtında eskiden yeşil olması muhtemel bir cübbe var. Üstü başı, saçı sakalı o kadar kirli ki,
- yanına yaklaşmaya hacet yok - kapıdan itibaren bir teke gibi kokuyor.

Beni görünce küçük kalabalık, kendiliğinden dağıldı. Mehmet Ali ile anası arkamda. İçeri girdik.
_ Merhaba Şeyh Efendi.
Rahatı kaçmış bir adam huzursuzluğuyla başını kaldırdı. Beni uzun uzadıya süzdükten sonra dişsiz ağzının içinde homurtu halini alan şu sözleri geveledi:
_ "Merhaba, merhametten gelir. Sen kim oluyorsun ki, bana merhamet edeceksin?"
Hemen muhtar söze karıştı:
_ "Kusura bakma, yabanın biridir " dedi.

Ben, yegane yumruğumu, bir anda, hem şeyhin, hem muhtarın suratına savurmak ihtiyacını güç zaptediyordum. Yarı gülümseyerek, yarı dişlerimi sıkarak, diyorum ki:
_ SEN YALNIZ MERHAMETE DEĞİL , TERBİYEYE DE MUHTAÇSIN...
(Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

0 yorum: