8 Şubat 2008 Cuma

KİME DAHA ÇOK KIZMALIYIZ BİLEN VAR MI

Güzel bir haber duymaya hasret kaldık. Gün geçmiyor ki acı bir haber duymayalım. Sadece acı olsa, için için ağlayıp acımızı yüreğimize gömeceğiz. Ama, acıyla birlikte utanç da yaşıyoruz çoğu kez. Bu da giderek ruh sağlığı bozuk insanlar topluluğu haline getiriyor bizi. Çıldırmamıza az mı kaldı ne? Neyse ki hiç bir şeyi kendine dert etmeyen, kendi dünyasının dar kalıpları içinde yaşayan , aptalca mutlu insanlarımız var da durumu idare ediyoruz.
Almanya'da yaşamak zorunda bıraktığımız insanlarımızın evi yanıyor; dokuz vatandaşımız yaşamını yanarak kaybediyor. Acı büyük, üstelik bu insanlarımız yurt dışında, özlem içindeyken ölüyor. Ya da kasıtlı olarak çıkarılan yangında yaşamlarını yitiriyor.Yargı kararını verecek. Bekliyoruz.
Başta aileleri tüm ulusumuz acıyı yüreğimizde hissediyoruz. Gelelim utancımıza... Alman Bakan , bizim Berlin Büyükelçimiz Sayın İrtemçelik'i azarlıyor . Büyükelçinin görgü öğrenmesi gerektiğinden söz ediyor. Oldu mu ya! Olmadı, hiç yakışmadı. Hem insanlarımız yanarak ölsün, hem de büyükelçimize hakaret edilsin. Bir ulus için acı ve utanca neden olmaz mı bu durum. Oluyor tabii ki. Başbakanımız da kalkıp oraya gidiyor. Ne güzel değil mi?
Yalnız burada şeytan beni rahat bırakmıyor, sürekli dürtüklüyor yaz yaz diye... Yine Almanya'da daha önce yapılan bir tolantıdaki sahne gözümün önünden gitmiyor. Yazmadan da gitmeyecek anlaşılan... Toplantı yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın, bazı dinci , tarikatçı, çıkarcı guruplarca dolandırılmasıyla ilgili. O dönemdeki iktidar partisinin içinde de bu kişilerden olduğu, ya da bunlarla yakın ilişkiler kurduğu gibi söylentiler iyice yaygınlaşmışken yapılıyor bu toplantı. Suçlanan kişiler holdingler, televizyonlar kurmuş bu toplanan paralarla; senetsiz sepetsiz topladıkları paraların üstüne oturmuş; siyaset-ticaret ilişkisi kurulmuş; dindar vatandaşlarımız da dindar olduğunu söyleyen bu kişilerin tuzağına düşmüş... Öyle diyorlar, ben bilmem... Söylenen bu... İşte o sırada türbanlı bir kişi ayağa kalkıyor, türban diyor; gündem hop diye değişiyor. Kabak da yasalara uygun davranan Büyükelçimiz Sayın İrtemçelik'in başına patlıyor. Dünyanın gözü önünde Başbakanımız, Büyükelçimizi , bizim yasalarımıza uygun davrandığı için azarlıyor. Şimdi söyleyin bakalım, en çok hangisine kızdınız; ben karar veremedim...
Yine haberlerde gördüm, Alman itfaiyeci ağlıyordu... Şeytanım durur mu? Hemen gözümün önüne Sivas, Madımak otelini getirdi. Yıl 1993, 2 Temmuz... Pir Sultan Etkinlikleri için 33 aydınımız, sanatçımız Sivas'a gitmiş, Madımak otelinde kalıyorlar. Aziz Nesin de orada... Gözü dönmüş, beyni yıkanmış, Türk ve müslüman olduğu söylenen kalabalık yobazlar ordusu, ellerindeki bidonlarla getirdikleri benzini dökerek yaktıkları 37 insanın ölümünü zevkle, keyifle izliyorlar... Ve orada da bizden bir itfaiyeci sahnede görünüyor! Yangın merdiveninden canını kurtarmaya çalışan Aziz Nesin'i ve diğerlerini farkediyor. Hemen yanlarına koşuyor... Yooo yoo yanlış anlamayın, Alman itfaiyeciler gibi kurtarmaya gitmiyor. Onları merdivenden ateşe atmak için, itmek için koşuyor yanlarına...
Tüylerim diken diken oldu, ben kendimi çok kötü hissediyorum şu an ; ya siz? Hangisine kızmalı bilmem ki.... Daha sonra iktidar partisinin bakanları, milletvekilleri kimin avukatlığını yaptı dersiniz? Yananların değil; onları bilerek,isteyerek yakıp zafer ulumaları içinde izleyenlerin avukatlığını...
ABD kaynaklı olduğu söylenen bölünmüş Türkiye Haritaları televizyonlardan, internetten gözümüzün içine içine sokuluyor uzun zamandır. Bölücüler, ayrılıkçılar , tarikatçılar, dinciler,kürtçüler, türkçüler, satılmışlar, ikinci cumhuriyetçiler kol kola girmiş; hızlı adımlarla yürüyorlar... Onlara mı kızalım şimdi? Ne hakla! Onlar amaçları doğrultusunda birleşmiş yürüyorlar. Vatanın kaleleri bir bir el değiştiriyor. Gerçek aydınlar, yurtseverler ne yapıyor? Boş bırakırsak, boşluk bırakırsak kötü niyetli örgütlü güçler hemen o boşlukları doldururlar... Öyle de yapıyorlar.
Bugün bir arkadaşım tanık olmuş. Belediye otobüsüne yaşları 12, 13 olan çocuklar binmiş ellerinde valizleri. Ayakta kaldıkları için kızgın söyleniyorlarmış:
"Evden bizi taksiyle alıp getirdiler, otubüsle gönderiyorlar!"
Arkadaşım sormuş, kendi aralarında dertleşen çocuklara:
"Nereden geliyorsunuz? " diye.
"Fatih Öğrenci Yurdu'ndan! " diye yanıtlamışlar.
Çocuklar Yarı Yıl Tatilinde evlerinden taksiyle alınıp yurtta misafir edilmişler!
Okullar açılacağı için aynı şehirdeki evlerine geri dönüyorlarmış. Adamlar çalışıyor, yurtta ne yaptıklarını bilemem, ama bir şekilde 15 günlük tatili bile boş geçirmiyorlar. Geleceğe yatırım yapıyorlar. Ekiyorlar ki zamanı gelince biçsinler... Biz ne yapıyoruz? Tatilde bol bol dinlenin, kitap okuyun, diyerek evlerine gönderiyoruz çocuklarımızı... Söyleyin ne olur , kime kızmalı...
Laik, Demokratik Cumhuriyetimize sahip çıktığımızı göstermek amacıyla ADD ve ÇYDD'i Yürüyüş düzenlemişti. Birkaç arkadaşla birlikte ben de katıldım. Öğlen tatilinde olduğu için bir saatte bitti, tekrar dershaneye döndüm. Ülkemize sahip kişilerle birlikte olmak beni mutlu etmişti. Gerçi yürüyüş sırasında trafik kesilmemişti, kocaman kocaman kamyonlar yanımızdan geçiyordu, kaldırımda yürümek zorunda kalmıştık ama, ulusumuzun aydınlık geleceği için susmamıştık. Yanımda, arkamda ve önümdeki çağdaş görünümlü, sevimli, saygılı bayan polislerimizle yürürken acaba şu anda ne düşünüyorlar diye merak ede ede yürüdük Atatürk Anıtına kadar. Çok gençtiler. Çok da sevimliydiler. Erkek polislerimiz de saygılı davrandılar...
Coşkuyla dershaneye geldim. Genç arkadaşlarım öğretmenler odasında müzik dinliyorlardı, cep telefonundan...Merak ettim dinledim. Fatih Ürek " Hadi hadi hadiii, boşver, elalem ne der aldırmaaa...." benzeri hareketli bir şeyler söylüyordu. Gençlerden birkaçı coştu, oturdukları yerden kız erkek birlikte sadece elleriyle ve bedenlerinin üst bölümleriyle dans etmeye başladı. Bu çocuklar 1980 sonrası doğan, yeterlik sınavını kazanamamış öğretmen adaylarıydı... Onlara kızmaya hakkımız var mı? 12 Eylül, gençlerin böyle olması için özel çaba harcamamış mıydı? O zaman ekilenler şimdi ürünlerini veriyordu. Biz ak saçlılar da tansiyon, kalp, şeker, romatizma... ne varsa yanımıza alıp yürüyoruz. Bazen açık alanlarda bazen de kapalı alanlarda "Biz Kaç Kişiyiz?" diye sayıp duruyoruz. Az sayıda doğurduğumuz çocuklarımıza aydınlık bir gelecek bırakmak için uğraşırken birileri durmadan doğuruyor, doğuruyor, doğuruyor... Yurtlara, tarikatlara teslim ediyor. Parmaklar kalkıyor, parmaklar iniyor ve giden gençliğimiz, giden güzelliklerimiz geri gelmiyor... gelmiyor... gelmiyor...
Evet kime daha çok kızmalıyız? Lütfen bilenler susmasın, söylesin...Sustukça sıra kime gelecek?

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Sizi tebrik ederim.Öğrencileri, hep birilerimi eğitecek, aydınlar gelecek nesillere hiçmi yurt açmayacak.Onları KURTLARA teslim ederek yeni fikirlermi üretecek!

Sıra gelmeden uyanalım vakit kalmadı.Başarılar dilerim H.

Adsız dedi ki...

"Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça kurtuluş yok." İsmet İnönü
" Daha çok ve daha büyük işler yapmak azmindeyiz." ATATÜRK
Biz de...

Mehmet dedi ki...

Bu ülkede laiklerin elinde 2 koz vardır. 1.si Kubilay'ın katledilişi 2.si de Madımak Oteli. Evet kimse böyle bir ölümü haketmez ama bu olaylar kasıtlı olarak gündemi getirilerek özellikle dindar kesim aşağılanıyor sanki elleri her an silahta veya ellerinde testere kıtır kıtır kesmeyi bekliyorlarmış gibi bir izlenim yaratılıyor. Madem bu kadar tehlikeliler hepsini tutuklayalım. Dün Serbesti gazetesi başyzarı HASAN FEHMİ'yi öldürenler bugün Uğur Mumcu, A.Taner Kışlalı'yı öldürtüyor biz yine birbirimizi yiyoruz. Bu ülkede şapka batının icadıdır giyilmesi uygun değildir diyenler asıldı. Ama kimsenin aklına gelmiyor?

Adsız dedi ki...

Dindarlarla ve dinle kimsenim bir sorunu yok. Sorun DİNCİLERLE...
Dindarlar yoksullaşırken dinciler zenginleşiyor, dikkatinizi çekmiyor mu? İnsan öldüren katildir. Kim adına yaparsa yapsın. Hizbullahın mezar evlerini de unutmadık.
Dinci-Kürtçü-Türkçülerin paylaşım savaşında yem olmayalım.
Vatanı-ulusu sevenler bölünmeyelim...

Mehmet dedi ki...

İşte sorunda bu. Köyünde camiden eve giden adam "dindar" oluyor, sonra köydeki kadının başındaki "ninemizin eşarbı" oluyor. Amma iş bunlar fabrika kurunca, para kazanınca, siyasete girince "dinci" oluveriyorlar. Yani bugün YÖK'ten yargıya kadar yerleşmiş "laik elit"e karşı bir "Anadolu eliti" oluşuyor. Bu bir kabuk değişimidir. Buna karşı çıkanlara CHP'nin eski Adalet Bakanı Moğultay'ın kadrolaşma iddialarına verdiği cevap yeter herhalde: “Hükümetten 5 bin kişilik kadro çıkardım. Bu kadroları örgütüme vermeyip de MHP'ye ve RP'ye mi verseydim, Refah'a mı verseydim?"
Son söz:
"Zalim sevemem zulmü alkışlayamam
Gelmişin keyfi için geçmişe sövemem"
MİLLİ Şair M.A.Ersoy

Adsız dedi ki...

Dinciler kendi emekleriyle çalışarak fabrika açmıyor ki... Dindarları kandırarak senetsiz sepetsiz paralarının üstüne oturuyorlar. Örneğin Almanya'daki yurttaşlarımız( Yimpaş,Kombesan vb.) Daha önceki dönemden Mercimek davası... Günah değil mi bu yoksul halka! En kolay kandırma din adı altında yapılmıyor mu bu ülkede. Lütfen birazcık düşünelim...Saygılar...

Adsız dedi ki...

Dini kulandıkları için gerçek dindarları kandırıyorlar, çıkarlarına alet ediyorlar. Kim dur diyecek buna. CANNN

Adsız dedi ki...

benim adım dilek wlla çöökkkkkkkk gzl olmuşş ekilen kızlara tavsiyem üzülmesnler çünkü osizi kaybetmiştir.çokk gzl olmuş okudm beğendim