25 Şubat 2008 Pazartesi

ZEYTİNDAĞI 'ndan

"..............
Karargahın içinde "Kudüs düştü" sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'a, Şam'a, Halep'e gözyaşlarımızı hazırlamak lazımdı.
Artık yalnız Anadolu'yu ve İstanbul'u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık !

Zeytindağı'nın çamları arasında, güneşi hiç sönmeyecek, hiç akşam gölgesi görmeyecek gibi bakan Lut çukuru, şimdi bütün imparatorluğu içine çeken bir mezar gibi genişleyip derinleşiyor.

......... Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan'ı sanki safra gibi boşaltıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs'süz, Şam'sız, Lübnan'sız, Beyrut'suz ve Halep'siz, öz can ve ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız.

Kumandanım harap Anadolu topraklarını gördükçe :
- Keşke vazifem oralarda olsaydı. Keşke o altın sağnağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terk edilmiş vatan parçası üstünden geçseydi.

............... Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene :
--- Benim Ahmet'i gördünüz mü ?
diyor.
--- Hangi Ahmet? Yüz bin Ahmet'in hangisini?
Yırtık basmasının altında kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun , İstanbul yolunun aksini gösteriyor :
--- Bu tarafa gitmişti !
diyor.

O tarafa ? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı ? Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi ? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet'ini görsen , ona da soracaksın :
--- Ahmet'imi gördün mü?

Hayır... Hiçbirimiz Ahmet'ini görmedik. Fakat Ahmet'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammet'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Şimdi Anadolu'ya; Batıdan, Doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgarlar bozgun haykırışarak esiyor . Anadolu; demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi; ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, ışıklarını söndürmüş, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmet'ini soruyor. Ahmet, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet , şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.

Ahmet'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bu anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmet'i kumarda kaybettik !

............................

İki hikaye işittim. Masal olmadığı için nakledeyim :
Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir. Mütareke yakındır. Artık, harbe niçin girdiğimiz münakaşa edilebilir. Büyük adamların, küçük adamları adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir. Arkadaşım Y.K bahriye çantası içinde, Büyükada'ya giderken sordu :
-- Paşam, söyler misiniz, bu harbe niçin girdik ?
Ve üç dört sene içinde bunalttığı bir nefesi boşaltmış gibi ohlıyarak bekledi. İşte cevap:
--- Aylık vermek için !
Ve ilave etti :
--- Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.
Kırtasiye ve maaş imparatorlığunun tarihi işte böyle biter.

.........................

Bu fıkranın belki bir kıymeti olmayacaktı ; eğer sonraları şu hikayeyi işitmeseydim :
Sakarya'ya yaklaşıyoruz. Bir millet olarak kalmak için harbetmek ve muzaffer olmak lazımdır. Tam o zaman da maliye durmuştur. İlim, ihtisas ve tecrübe, Mustafa Kemal'e hükmünü söylüyor :

Hazinede para kalmamıştır ; bulmak ihtimali de yoktur.

İlim, ihtisas, tecrübe... Büyük kelimeler, büyük ve korkunç ! Verdiği karar da şu :
Türk milleti istiklalini ödeyemez !
Aylık vermek için harbi bırakmak lazımdır.
Mustafa Kemal'in kararı bu değildi ; vatan ve istiklal idi. Ve en iyi kanunu arayıp buldu ; " Milletin nesi var, nesi yoksa yüzde kırkını vatan müdafaası için verecektir."
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... hepsini böyle ödedik.

Mustafa Kemal Büyük Harbe girmek aleyhinde idi : İlim adamı olduğu için !
Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için !

İşte size bütün kitabın özü : İLİM ve VATAN ADAMI OLUNUZ.
HİÇBİRİ , YALNIZ BAŞINA, NE SİZİ, NE DE MİLLETİNİ KURTARABİLİR. "
(Falih Rıfkı Atay)

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Geçmişten ders almadığımız için hep aynı şeyleri yaşıyoruz. Okumak lazım. İyi ki hatırlattınız, bu kitabı bulup okumak istiyorum.
Elinize sağlık.