17 Mart 2008 Pazartesi

DÜNYAYI ÇOCUKLARA VERELİM

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na bir aydan fazla zaman var. Var ama çocuklarımızı sadece bayramlarda düşünmüyoruz ki... Her zaman , her yerde her durumda onlar bizimle. İçimizde, yüreğimizin en güzel köşesinde kurulmuş oturuyorlar. Onlar bizim geleceğimiz.

"Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Dünyayı çocuklara verelim
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığını
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler." ( Nazım Hikmet )

Evet .... Biz dünyayı büyüklerimizden, bizden öncekilerden, ödünç aldık. Bizden sonrakilere bırakacağız. Bırakacağız ama nasıl bir durumda... Aldığımız gibi olur mu ? Olmaz, daha iyi bir duruma getirerek yapmalıyız bunu... Yapabiliyor muyuz ? Tartışılması gereken bir konu...

Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakmalıyız ? Tartışmalar, kavgalar, bir ileri iki geri uygulamalar, savaşlar, çatışmalar, işsizlik, güvensizlik, yokluk, yoksulluk, çıkarcılık, sömürü... dolu bir dünya mı? Sevgi, saygı, hoşgörü,güven, güvence, yetenekleri doğrultusunda eğitilme ve o doğrultuda çalışma olanağı ve barış... Hangisi ?

Çocuklara kulak verelim yeniden :

" Anne girmem ben bu oyuncakçı dükkanına
Orada toplar, tayyareler, tanklar var
Anne ben yaşamak istiyorum
Karınca kararınca değil
Uzanıp serpile serpile boylu boyunca... " (Cahit Irgat)

Bir de Ali Hüsrevoğlu'nun arkadaşına mektubuna birlikte göz atalım isterseniz...

"Ayrıldığım gün okuldan Ahmet
Boş mu kaldı yanındaki sıra ?
Çifte çizgi mi çektiler bastıra bastıra
Not defterindeki künyeme öğretmenler ?
Sevindirdi fizikçi bayan öğretmeni bir kişinin çıkması
Kolay olur mevcudu az sınıfın, sözlüsü, yazılı yoklaması
Hele tarih hocası... O ne yapıyor Ahmet ? Neler anlatıyor gene ?
O coşarak anlatırken en kanlı bir savaşı
Duramazdım yerimde kalkardım ayağa
Okumam öğretmenim ben bu tarih kitabını
Onda kan kokuyor, irin kokuyor
İnsanlar bilememişler yaşamasını
Bana derdi ki : " Bu çocuk kontak "
Ayrıldığımı öğrenince Ahmet
Geniş bir soluk almış, sevinmiştir muhakkak
Kardeşim Ahmet
Sen selamımı söyle Türkçe öğretmenime
Onun ellerinden öperim
Seçtiren odur bize akı, karayı
Onun açtığı pencereden seyrediyorum
Aydınlık, terütaze ve ışıl ışıl bir dünyayı
Kardeşim Ahmet,
Sen selamımı söyle Türkçe öğretmenime
Onun ellerinden öperim."

Fazla söze gerek var mı bilmiyorum ? Son olarak mizahla veda etmek istiyorum büyüklerimize şimdilik...

" Bir kör döğüşü gidiyor
Bilmiyor vuran çalanı
Birkaç serseri köftehor
Tutmuşlar bütün alanı

Uzaktan bak manzara hoş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş


" İlim topal, sanat sağır
İşin durumu çok ağır
Senin sırtın olmuş yağır
Kimse duymaz bağır çağır

Dört bir yana habire koş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

" Zeka sandalyadan gelir
Deha koltukta yükselir
Servet, fazilet demektir
İster kudur, ister delir

Sen ne desen, ne yapsan boş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

" Olanı hoş görmek hikmet
Alkışlamak da siyaset
Hiç üzülme, etme haset
Susmak en büyük kiyaset

Yum gözünü her taraf loş
Yolcu sarhoş hancı sarhoş "

(Namdar Rahmi Karatay )

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Aman çocuklar ölmesin.Analar ağlamasın.

aysema dedi ki...

Çocuklarımız bizim geleceğimiz, onlar için ne yapsak azdır. Yorumunuz için çok teşekkür ederim.