18 Mart 2008 Salı

UZUN İNCE BİR YOL

" Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
BİLMİYORUM NE HALDEYİM
Gidiyorum gündüz gece... "

Sevgili Aşık Veysel , uzun ince bir yolda bilmeden yürüdüğünü söylüyor. Aslında o , eserlerinden anladıklarıma göre oldukça bilinçli yürümüş. Hatta öyle öyle yürümüş ki Cumhuriyetin onuncu yıl dönümünde gerçek anlamda Ankara'ya kadar yürümüş. Gözleriyle görememiş ama gönül gözüyle çok güzel görmüş, bilerek de şiirlerinde anlatmış...

Hepimiz uzun ince bir yolda yürüyoruz. Sorun bilerek mi, bilmeyerek mi yürüyeceğiz. Hele bir ülkeyi yönetmek iddiasıyla yola çıkanların : "Uzun ince bir yoldayım, bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece..." diyerek bilinçsiz halkı da coşturarak yürüme hakkı olabilir mi ?

O zaman bu yolcuya :

" Dur yolcu ! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anadolu'da
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet'in yattığı yerdir

Bu tümsek, koparken büyük zelzele .
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmet'in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir. "

diye Necmettin Halil Onan'ın " Bir Yolcuya " adlı bu şiiriyle yanıt verilmez mi ? Verilir elbette. Verilmelidir. Kimse, hiç kimse hele de yöneticiler bilmeden yürümemelidirler. Aşık Veysel gibi sadece gönül gözüyle de görme hakkımız yok. Akıl gözümüzle, bilim gözümüzle, yürümek zorundayız. Planlı yürümek zorundayız. Bugünlere nasıl geldiğimizi öğrenerek, geçmişten ders alarak yürümeliyiz...

Bugün 18 Mart... Bundan 93 yıl önce Atalarımız " Çanakkale Geçilmez " i tüm dünyaya kabul ettirdiler canları pahasına... Onları saygıyla anıyoruz.
Hamdullah Suphi Tanrıöver'in Çanakkale Şehitleri için söylediklerinden bir bölümünü burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

" Aziz şehitlerimiz !
Bahtsız Türk vatanının ufukları üstünde bir gün hayır sabahı doğarsa, biliniz ki o sabah, sizin genç ve kızıl kanlarınızın coşa coşa aktığı bu ufukların üstünden doğacaktır. Size minnettarız, size borçluyuz. İstilaya uğrayan vatana dönen bu gençler, karşınızda el bağlayan bu gözleri yaşlı kardeşleriniz , bahtsız vatanına karşı vazifelerini yaparak size borçlarını ödeyeceklerdir.
Aziz şehitlerimiz !
Ruhlarımızı, hatıralarınızın güzelliği, ululuğu içinde yıkadık. Biz de sizi işittik ve yemin ediyoruz. Sizden aldıklarımızı, memlekete karşı son vazifelerimizi yaparak ödeyeceğiz.
Sevgili şehitlerimiz !
Benim lisanımda kadın ve erkek , bütün mustarip kardeşlerimizin lisanı birleşerek söylüyorum. Vazifemize gidiyoruz. Size layık olmaya çalışacağız. Sevgili şehitlerimiz, aziz şehitlerimiz..."

Evet bilinçle, bilgiyle yurt, ulus sevgisiyle ve uyanuk olarak yola devam etmeliyiz.
Dış devletler bize haksızlık yapabilirler. Düşmanca emeller besleyebilirler. Onlara kızabilirsiniz kendi açınızdan. Ama onlar kendi açılarından haklı olabilirler. Uluslar arası ilişkilerde dostluk nereye kadardır, bunu bilmek zorundayız. Her ulus öncelikle kendi çıkarını düşünmek zorundadır. Ebedi dostluk olur mu ? Kişisel ilşkilerimizde bile hep veren siz olursanız durup düşünmez misiniz ? Bu konuda ülkeyi yönetenlerin daha uyanık olması gerekmez mi ? Neyin verildiğini, neyin alındığını bu halkın bilmeye hakkı yok mu ? İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırabilmemiz için haberdar edilmemiz gerekmiyor mu ?

Kimsenin ulusun geleceğiyle oynama sorumsuzluğu olabilir mi ? Yargı bunun için kurulmadı mı ? Suç işleyen mi , suç işlediği için onu cezalandıran mı sorgulanacak? Biz hangisinden yana taraf olacağız ?

Adam diyelim ki karısını öldürdü, suçlu. Yargılandı, hapse girecek. Hakim, çocukları var, bunu affediyorum, deme hakkına sahip mi? Velevki dedi. O çocuk, suçlu bir babanın yanında daha mı iyi yetişecek ? Baba , nasılsa ceza vermiyorlar diyip daha başka suçlar işlerse ne olacak ? Çocuğu korumak için devletin başka kurumları, kişileri yok mu ? Koca ülke bir kişiye bağımlı olur mu ? O zaman bu kurumları neden kurduk ?

Bence iyi ki yargı var. Affetmek , küçük suçları affetmek, daha büyüklerine ortam hazırlamaktır. Herkes yargıyı suçlamak yerine " Ben nerde yanlış yaptım ? " diye durp düşünmelidir. Suçsuz olduğuna inanan kişiler de yargılanarak aklanıp paklanmalıdır.

Bizi bugünlere getiren aziz şehitlerimizi saygıyla anarken sözlerimi "Varlığımızın ve geleceğimizin en önemli temeli " diye nitelediği Atamızın gençliğe seslenişinin ilk cümlesiyle bitirmek istiyorum.

" Ey Türk Gençliği ! Birinci görevin, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, sonsuza değin, korumak ve savunmaktır. "

0 yorum: