18 Nisan 2008 Cuma

DELİLER ve AKILLILAR

Kimi acıkmış
Bir dilim ekmek bulamamış yemeğe
Kimi bıkmış
Ciğeri beş para etmezlere boyun eğmekten
Türlü acılara göğüs germekten
Kimini de
Bu sefil dünyada yaşamak sıkmış
Bilmem ki
Ne diye onların adı deliye çıkmış.

(Ümit Yaşar- Taşlar ve Başlar)



Kim akıllı , kim deli ? Bilen varsa söylesin.
Bakıyorum insanlarımıza. Herkes bir yol tutturmuş gidiyor.
Kimisi dünyanın bütün yükü kendi omuzlarındaymış gibi üzgün, sıkıntılı. Milletin derdi , onu germiş , Okuyor, yazıyor, çiziyor, söylüyor, bağırıyor, tartışıyor... Mutsuz ki ne mutsuz... Nerde bir yanlışlık, nerde bir haksızlık varsa sorumlusu kendisiymiş gibi uğraşıyor. Uykuları kaçıyor, ilişkileri bozuluyor, sevimsiz oluyor. Bazen hapse bile düşüyor. Başlıyor o zaman türküye:

" Hapisane içinde üç ağaç incir
Kollarım kelepçe , boynumda zincir
Zincir sallandıkça her yanım sancır

Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil. "

Aslında ne gerek var bütün bunlara... Okumuşsun yazmışsın. Mesleğin var. Gözlerini kapa, işine bak. İlişkilerini düzenle. Para kazan, paran kadar konuş. Bak sen ve senin gibiler her geçen gün yoksullaşıyor. Neredeyse adamdan bile sayılmayacaksınız. Sözünü dinleyen mi var ? Dinlemek isteyenler olsa bile nereden duyuracaksın düşüncelerini ? Kaç gazeten, kaç televizyonun var ?

Şöyle etrafına bir bak ... Millet " Lale Devri " ni yaşıyor. Her yer lale bahçesine dönmüş. Gerçi bir heves dikilmiş, ama sulanmadığı için kurumaya yüz tutmuş çiçekler . Olsun onların sayesinde kimbilir
kimlerin yüzü gülmüş, kimlerin kasası dolmuş ? Lale Devri çocukları değiliz biz, biliyorum , zamanımız geçmiş. Ama zamanı geçmeyenler de var. Nedim 'e taş çıkarırcasına mutlu, mesut yaşıyorlar. Arada Nedim'in şarkılarını söylüyorlar :

" Gülelim oynayalım, kam alalım dünyadan
Ma'-i Tesnim içelim Çeşme-i Nev-peydadan
Görelim ab-ı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim serv-i revanım yürü Sa'd-a bad'a "

(Gülelim , oynayalım; dünyadan murad alalım. Nev-peyda adlı çeşmeden Tesnim ( Cennetteki ırmaklardan birinin adıdır. Ed-Dehr suresinde adı geçer.) suyu içelim. Ejdarhanın ağzından hayat suyu aktığını görelim. Yürü ey servi boylu, servi salınışlım , Sadabad'a gidelim.)

Gördünüz mü deli kim akıllı kim?

" Bir nim neş'e say bu cihanın baharını
Bir sagar-ı keşideye tut lalezarını "

diyor Nedim . Sonra o dönemdeki güzeli şöyle anlatıyor bize.

" Bir civan- kaşi sarık sarmış efendim başına
Sürme çekmiş ıtr-ı şahiler sürmüş kaşına
Şimdi girmiş dahi tahminimde on beş yaşına
Gül yanaklı, gülgüli kerrakeli, mor hareli "

( Saç tuvaleti, giyimi, kuşamı ve çehre güzelliği ile ne kadar da günümüzdekilere benziyor değil mi ? )

Şimdilerde de lale moda on sekizinci yüz yılın Lale Devrindeki gibi. Yalnız o dönemde sanata , sanatçıya önem verilmiş. Fakat halkın gerçek sorunları göz ardı edildiği için sonu iyi gelmemiş. Patrona Halil denen bir deli ortalığı toz duman eden bir isyan çıkarmış. O canım köşkler, saraylar, lale bahçeleri yerle bir edilmiş. Lale Devri sona ermiş bu isyanla. Şair Nedim de korkudan damdan dama atlayarak kaçarken , ne yazık ki , düşüp ölmüş.

Biz çiçek çiçek sever bir toplumuz. Bir heves başlıyoruz da bir türlü sonunu getiremiyoruz nedense... Yakın bir zamanda da Papatyaya merak sarmıştık. Hatırlayan kaldı mı bilmiyorum. Hatta bir kısım kendilerine Papatya diyen hanımlarımız halkımızla da ilgilenmeye başlamıştı. Köyleri eşkiyalarca basılan , ölülerinin cenazesi başında ağlaşan çocuklarımıza lolipop dağıtmışlardı. Ama kimseye yaranamamışlardı, o dönemin prenslerinin dışında. Biz akıllılar nankörüz, akıllanmayız. Sonradan o prenslerin prensliklerini de yıktık, papatyaları da kuruttuk.

Deliyiz deli... Artık ben de akıllanmak istiyorum. Bilsem sözlerini buraya yazacağım, vallahi söyleyenin adını da unuttum. Kimdi o ? Hani biraz toplu... Ya neşeli neşeli bir şarkı söylüyor... " Boş versen, elalem ne dermiş aldırma, hadi hadiiiiiii hadi... "
Gelmedi aklıma. En iyisi ben tanıdık birinden sonlandırayım yazımı .Siz de deli olmayın sakın. Aklınızı başınıza toplayın. Doldurun ceplerinizi zaman varken. Hep beraber şarkı söyleyelim, Nedim'den ya da başka birinden.

" Erişti nevbahar eyyam açıldı gül ü gülşen
Çerağan vakti geldi lalezarın didesi rüşen
Çemenler döndü ruy- i yare , reng-i lale vü gülden
Çerağan vakti geldi lalezarın didesi rüşen "

( eyyam: günler, zaman
didesi rüşen: gözleri aydın.
Çerağan : Lale Devri'nde , Topkapı Sarayı'nda , Beşiktaş'taki İbrahim Paşa Sarayı'nda , Kaptan Mustafa Paşa'nın Vefa'daki lale bahçesinde veya Sa'dabat'ta mumlarla çerağanlarla , kandillerle yapılan gece şenlikleri. Gece kaplumbağaların sırtlarına mumlar, meşaleler konur, bunlar dolaştıkça ışıklarda hareket ederdi. )

Kim akıllı kim deli, nasıl ayırt etmeli !.. Bence buraya kadar okumayı başardınızsa siz bir delisiniz. Hem de iflah olmaz bir deli... İşiniz çok zor. Kolay gelsin desem mi ki...

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Fesi kaybetmedik! Ama ters giydirdiler!
EMİR:)

Adsız dedi ki...

D.5

Elsizlere el, dilsizlere dil ver yeniden
Lütfet, bize bir şanlı nesil ver yeniden
Dünyayı alıp avucuna bir gün Tanrım
Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden

(Arif Nihat Asya)

Galeni dedi ki...

Onlar her devrin adamları, Osmanlıda Lale, cumhuriyette şelale. Ne çiçektir dertleri ne de böcek. Onlar hiç ölmeyecek...
Ölümsüz onlarsa ben faniyim, akıllı onlarsa ben deliyim...
Böyle de saçma sapan yorum yaptım ki deli işi olduğu bir iyice anlaşılsın diye :))

Adsız dedi ki...

NEDİM'E DAİR

Geçtim bir akşam Sadabt'tan
Koltuğumda Nedm divanı.
Mevsimin tam lale zamanı.

Sorma ne kalmış o hayattan ?
Ne def-i gam eyleyen şarap,
Ne mesti-naz... Sadabat harap.

Sadabat değil Kağıthane ;
Çingenenin fal baktığı yer ;
Lale devri artık efsane.

Koca Nedim noldu o günler ?
Dilde lezzet bunca mısraın
Söylemiyor nerde mezarın ?

Cahit Sıtkı Tarancı

Adsız dedi ki...

İsmini hatırlayamadığınız şarkıcı sanırım Fatih Ürek... Şarkısının adı da "Hoş Geldin ya yüreğime...Yazınızı çok beğendim.Saygılar...

aysema dedi ki...

Çok teşekkür ederim, yorumlarınıza...