23 Mayıs 2008 Cuma

KESKİN SİRKE

Büyük küçük, kadın erkek öfkeden çıldırıyor muyuz ne ?

Hangi kanalı açsam, hangi gazeteyi okusam, hangi kişiyi dinlesem içinde bulunduğumuz durumdan şikayetçi...

Ülke sanki bir stadyum ve bizler de fanatik izleyiciler gibi tuttuğumuz takımın karşılaşmasını izliyoruz. Sahadaki oyunculardan biri oyunu kurallarına göre oynamıyor ; aksine bütün kuralları yok sayarak başarılı sayılmayı bekliyor. Hakemler gerekli uyarıları yapınca da: " Vay ben bukadar başarılı bir takımım, sen karşı takımın tarafını tutuyorsun ! " diye hakeme saldırıyor. Yetmiyor, türübündeki taraftarlarını neredeyse kışkırtarak sahaya inmeye çağırıyor. Maç rakip oyuncuyla değil de hakemlerle yapılmaya başlıyor.

Böyle bir durumda ne yaparsınız ? Doğal olarak yüksek hakemler kuruluna taşırsınız olayı. Ancak bu kez saldırılar yüksek hakemlere yöneltiliyor. "Bana ram olmak zorunda herkes!" diye bas bas bağrılıyor. Böyle bir durumda öfkeden başka bir yol kalıyor mu izleyicilere ?

Zaten derdimiz başımızdan aşkın. Her gün şehitlerimizi uğurluyoruz, göz yaşlarımızı yüreğimize akıtarak... Artık bu, sıradan bir haber özelliği kadar yer buluyor medyada. Davul zurna gürültüsü içinde duymamaya çalışarak yürek çarpıntılarımızı, gençlerimizi askere gönderiyoruz. Vatan tehlikedeyse gerisi önemli değil diyoruz, diyoruz ama stadyumun dışına taşan tartışmalara da sinir oluyoruz. Neden sadece bizim çocuklarımız, vatanı kurtarmayla uğraşırken, diğerlerinin çocukları hep kendilerini kurtarmaya çalışıyor, sorusunu kendi içimizde soruyoruz. Vatanı biz kurtarıyoruz, onlar her şeyimizi satıyorlar!
" Bu ne yaman bir çelişki anne!" diye soramıyoruz.

Hastaneler hastalarla dolu. Aksaray'da başlıyor salgın. Belediye ile Sağlık Bakanlığı açıklama yapıyor birbiriyle çelişen. Bakanlık, sabah şehir suyu inceleme raporunu temiz diye açıklıyor ; akşam lağım suya karışıyor diye... Sonra diğer illerden de toplu hastalık haberleri yansıyor; doktorlar hastalara yetişemiyoruz, diye feryat ediyor. " Ne gelen var , ne giden kime diyim derdimi ! " Hastane kapatılıyor, hasta bahçede tedavi edilmeye çalışılıyor, olmuyor; başka hastaneye taşınırken eceli geliyor, ölüyor. Öfkeler giderek kabarıyor...

Tersanede insanlar ölüyor, tersane kapatılıyor. İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı unutuluyor...

Burada bir öğrencimin başarısı aklıma geliyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'dı sanırım. Bu konuda öğrenciler arasında öykü, şiir, slogan yarışması düzenlemişlerdi de Anadolu Teknik Lisesi'ndeki öğrencim Derya , öykü dalında Türkiye üçüncüsü olmuştu. Ankara'ya birlikte gitmiştik, Çalışma Bakanlığının konuğu olarak. Diğer illerden gelen öğrenci ve öğretmenlerle birlikte bir hafta boyunca Anıtkabir de dahil Ankara'yı gezdirmişlerdi bize. Ödülleri Cumhurbaşkanı Demirel , Çankaya Köşkü'nde, çocuklarımıza vermişti.

Şimdilerde İş Güvenliği de İşçi Sağliğı da ancak ölenlerin sayısı saklanamaz olunca gündeme geliyor... Sigortanın tartışıldığı şu günlerde, birilerinin çocukları on beş yaşında çalışmadan sigartalandırılırken , garibanların çocukları yoksulluktan sigortasız çalışıp ölmeye aday oluyor. İnternette bir haber ! Okuyanı çıldırtıyor. Amerika'da çifliğinde krallar gibi yaşayan Fethullah Gülen, sözlü anlaşmayla sigortalı olarak, İzmir Gaziemir'de bir beldede Nil Aş.'te çalışıyor görünüyor, parasını da kardeşi Mesih Gülen alıyor!.. Dini bütün olmak böyle oluyor. Halka verir talkını kendi yutar salkımı...

Polis; gazeteci , işçi, memur, sendikalı, sendikasız ayırmadan önüne geleni dövüyor. Hatta Gümüşsuyu Muhtarı bayanın şikayet için gittiği karakolda polisler tarafından dövüldüğünü öğreniyoruz. Öğretmen öğrencisini; öğrenci öğretmenini, öğrenci velisi ikisini de dövüyor...

Memur, işçi gözünü haberlere dikmiş KEY KEY diye sayıklıyor. Kredi aldığı için faizlerin yüksekliğinden haberdar. Ancak nedense " Seni Konut sahibi yapacağım!" denilerek kendisinden zorla kesilen Konut Edindirme Yardımı paralarını geri ödemek durumunda olan devletin verdiği faizin komikliği karşısında şaşkın, ne zaman ödeneceği yılan hikayesine dönen paralarını alıp kredi taksidini ödemeyi bekliyor. Hırsını önüne gelenden çıkarıyor.

Çifçi eksem mi ekmesem mi ikilemi içinde kara kara düşünüyor. Doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyor; harcayacağı kazanacağından çok olduğu için sadece nasırlı ellerine bakıp dişlerini sıkıyor...

Stadyumdakiler hiç kimseyi duymuyor, dinlemiyor sadece hakemlere bağırıyor... bağırıyor... bağırıyor... Herkes bana ram ram ram ...

Yaşlı bilge bütün bunları görüp kendi kendine söyleniyor:
" Keskin sirke küpüne zarar verirmiş !"
Keşke sadece küpüne olsa...

5 yorum:

kelime dedi ki...

Komedi ile trajedi arasinda gidip geliyoruz... Sanirim bunca seyin arasinda tutunacak bir dal bulmali ve ona sarilmaliyiz. Su anda kuplerimizi kaybedemeyiz sirkeden. Onlara ihtiyacimiz var.
sevgiler, iyi ki varsiniz...

Adsız dedi ki...

Bakalım yarına yazacak bir şey kaldımı diye merak ediyorum!Bu kadar yoğun gündemde bulursunuz sanırım...Saygılar ve Teşekkürler.
EMİR:)

aysema dedi ki...

Sevgili Kelime,
Gerçekten de yaşadığımız komediyle trajedi arasında bir şey... Bazen umutsuzluğa kapılıyorum. Ancak çabuk toparlanıyorum. Ülkemizde çok güzel şeyler de yaşanıyor, çok güzel insanlarımız da var. Ne yazık ki bunlar haber olamıyor, olsa da fazla etkilemiyor. Şarkıda olduğu gibi :
" Dertleri zevk edindim, bende neşe ne arar ?"
Ya da Fuzuli'nin :

aysema dedi ki...

" Görüp endişe-i katlimde ol mahı budur derdim
Ki ol endişeden ol meh peşiman olmasın yarab

Cefa vü cevr ile mu'tadım anlarsız nolur halim
Cefasına hadd ü cevrine payan olmasın ya rab "

Sevgiler...

NOT : Küçük bir teknik hata nedeniyle Fuzuli'nin beyitleri ikinci bölüme kaldı.

aysema dedi ki...

Sevgili Emir,
Gerçekten de ülkemizde konu bulmakta sorun yok. Sorun bütün bunların arasından birini seçebilmekte... Ben de seçemeyince birkaçını birden yazıyorum. Umarım sıkıcı olmuyordur ?

Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Beni yorumlarınıza alıştırdınız, ben de onları bekler oldum.
Saygılar...