18 Eylül 2008 Perşembe

HİÇ BÖYLESİNİ GÖRMEDİM


Bir anda evin içine bomba düştü sandım. Elektrikler kesildi,her yer karardı. Ardından iki ateş arasında kalmış gibi şimşekler çakmaya başladı.

Denize bakan ön cephenin hemen yanından biri parlayıp sönerken arka cepheden bir yenisi çakmaya başlıyor evin içi bir kararıp bir aydınlanıyordu dün gece. Ve arka arkaya yeri göğü inleten gök gürlemeleri...

Kendimi korku filmlerinde izlediğimiz şatonun içinde tek başına kalmış insanlar gibi hissettim bir an. Neyse ki benim yanımda sevgili eşim vardı. Onun yüzüne baktım şimşeklerin aydınlığında, endişeliydi o da... Hiç böylesini görmemiştik.

Yağmur, değil bardaktan boşanırcasına, kovalarla hatta kazanlarla boşaltılıyordu sanki...

Işıldağı yakalım dedik. Heyhat uzun süre kullanılmadığı için şarjı bitmiş, yanmadı. Küçük kızımın hediyesi güzel mumlarımızın birini yaktık. Şimdi çok daha romantik bir ortam oluşmuştu.

"Dışarda deli dalgalar gelip duvarları yalar, beni bu sesler oyalar, aldırma gönül aldırma... "

Aldırmamak ne mümkün!.. Şimşekler evin ortasında patlıyordu...

Bilgisayarı açtım. Önce büyük kızımın " Düğün Törenini " , sonra küçük kızımın "Mezuniyet Törenini " izledik bir süre...

Her şey durdu, dünya durdu, gök gürlemeleri, çakan şimşekler, yağan yağmur, her şey ,ama her şey durdu. Biz mutluluk şarhoşluğu içinde çocuklarımızı izledik. Ne kadar şanslı olduğumuzu söylemeden tutuşan ellerimizden anladık...

Derken dıt, dıtt dııııttttt diye sesler yükselmeye başladı bilgisayarımızdan... Anladık o da bize veda etme zamanının geldiğini hatırlatıyordu. Kapadık bilgisayarı, gerçek dünyaya döndük yeniden...

Her şey bıraktığımız gibi devam ediyordu. Dışarda kıyamet kopuyordu. Biz sıcacık, oldukça da temiz evimizde mutlu mesut oturuyorduk. Ya başkaları ?

Kimbilir kaç aile şu anda evine dolan suları boşaltmaya çalışıyordur ?

Bir an yıkanıp gelen halılarımıza baktım farkında olmayarak. Günlerdir evi temizleme işiyle uğraşmıştık. Ve başarmıştık. Her şey yerli yerinde ve tertemiz... Bir anda bütün her şeyi çamurlara bulanmış olarak düşündüm; düşünüp düşünmez de aklımdan kovdum... " Mal canın yongasıdır." Ya canını, cananını kaybeden bunca insan ?

Doğal felaket ! Evet doğal felaket her yerde yaşanıyor. Doğal olmayan insana değer veren ülkeler önlem alıyor, diğerleri fala bakıyor. Bir yıl mı desem, bir ay mı desem , bir gün mü desem !..

Depremler, sel baskınları, trafik kazaları ve diğerleri... Hepsi, hepsi !

Bizde büyük bir depremin ardından, türbanlı bir hanım kızımız pankart açmış diğerleriyle yürüyordu. Aklı evvel bazı gazetelerimiz de aynı şeyleri söylüyordu hep. Belki de yönlendirmeyi onlar yapıyordu:

"7,4 yetmedi mi ?

Sebep, onlar dinci biz değiliz... Deprem bizim yüzümüzden olmuş onlara göre ! Peki beşikte yatan kuzunun günahı neydi ? Ya da aynı şiddetteki deprem müslüman olmayan ülkelerde neden insan öldürmüyordu. Allah hep sevdiği kullarını mı yanına alıyordu yoksa. Ama o zaman da onların ölümsüz olması gerekir ki bu da doğa yasalarına aykırıdır. "Her canlı ölümü tadacaktır."

Çözüm mü ?

"Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir."

Bunun dışında yol arayanlar ya zamanından önce ölür; ya da sürüm sürüm sürünür...

Herkes aklını başına alsın bir an önce ! Yoksa...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

şimşek çaktımı iyi çakar.Ama arkasından yağmur getirirse ,ve bu yağmur zamanlı yağarsa iyi olur DEĞİLMİ.

aysema dedi ki...

Haklısınız, yağmur bereket de getirir.

Şikayetimiz aslında yağmurdan değil, gerekli alt yapıyı sağlayamayan belediye hizmetlerinden, ya da uygun olmayan yerlere yapılan evlerde yaşamaya mahkum edilen insanların yaşadıklarından.

Her konuda bilimdışı yöntemlerle insanları oyalamalarından,
kandırmalarından sömürmelerinden,süründürmelerinden...

Adsız dedi ki...

" Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor...
Bu yağmur seni benden alıp götüren yağmur..."