12 Ekim 2008 Pazar

BU FENER TİP TİP


Nihayet Cumartesi günü evden çıktım...

Doktorlar lokalinde arkadaşlarla buluşacaktık Fener'de... Haziranda bir ayrılmıştık, bugüne kadar buluşamamıştık.

Evden çıktım, yürüye yürüye yola koyuldum. "A" Tipi Misafirhane'nin önünden geçerken bahçesinin güzelliğine bir kez daha hayran oldum. Görkemli çam ağaçları, çeşit çeşit çiçekleri, bekçi kulubesi sonbaharla kucak kucağaydı. Pek çok devlet büyüğünü ağırlamıştı bu bina. Benim de içinde verilen kokteyllere katılmışlığım vardı. Son zamanlarda artık olmuyor bu tip toplantılar doğal olarak...

"D" Tipi evlerin önündeki iki yanı ağaçlıklı yoldan ağır ağır yürüyorum. Öyle güzel ki... Aklıma "C" Tipi evler geliyor. Çoğu satıldı artık.Oysa hepsi lojmandı eskiden. Şimdilerde jipli, türbanlı bir yığın insan girip çıkıyor "C" Tiplerine...Para onlarda ya !

Deniz Kulubü'nün yanından geçerken içeriye bir göz atıyorum. Bahçesinde kimse görünmüyor. Deniz sisli sonbahar güzelliğinin içinde hüzünlü müydü ne? Buralara girmek kolay değildi eskiden, üye kartınız olmadan deniz tarafından bile yanaşamazdınız kulübe... Ekonomik krizler nedeniyle gelen geçiyor artık. Yeter ki parası olsun!..

Gülümsüyorum aklıma geldikçe... Bir zamanlar "Deniz Kulübünde koli var, denize girilmiyor artık!" diye konuşulanları duyan görevlinin: " Nerede o koli, hemen atlayıp çıkarayım!" demesi size de komik gelmiyor mu ?

Daha önce "B" Tipi Lokalde ( Mühendisler, Mimarlar Lokali) buluşmuştuk , bu kez Doktorlar'da buluşacağız. Önceleri "B" Tipinin Misafirhanesi iken doktorlara kaptırdığı yer burası. İkisi yan yana konuklarını ağırlıyor. Karşılarında Tenis Kortu, öte yanlarında da yanından geçtiğim Deniz Kulübü... Hepsi birbirinden güzel... Fener semtinin incileri bunlar... Hele yazın göreceksiniz... Yeşili, denizi, güneşi el ele verince bakmaya kıyamıyor insan...

Geldiğim yolun karşısından geri dönecek olsam kısa bir yürüyüşle Maden Mühendisleri Cemiyeti'ne, onun karşısındaki eski yaygın adıyla Kiliseye,(Memurlar Lokaliydi,satıldı o da) şimdiki adıyla Yaman Restoran'a ulaşabilirim. Özellikle Maden Mühendisleri Lokalinden güneşin batışını izlemeyenler çok şey kaybettiklerini düşünmeliler...

Benim geri dönmeme gerek yok. Hazır Doktorlar Lokalinin kapısına gelmişken...

Ağaçların arasından geçip merdivenleri ağır ağır çıkarken yanıbaşımdaki denizden gelen temiz havayla ciğerlerimi temizliyorum. Yenilendiğimi hissediyorum.

İşte geldim... Arkadaşlar salonda oturuyorlar. Yan tarafta şömine yanıyor. Ilık bir hava karşılıyor sizi. Masalarda gerçek çiçekler renk renk vazoların içinde yerlerini almış gülümsüyor. Şöminenin karşısında iki geniş koltuk yayılmak isteyenleri bekliyor. Sabırlı... Koltukların sağ tarafında saksı çiçekleri...Yere dizilmiş. Hepsi de renk renk açmış çiçekleriyle buyurun, keyfinize bakın, der gibi ...

Özlemişim arkadaşlarımı. Sarmaş dolaş oluyoruz. Yaramış emeklilik, dinlenmişsin, diyorlar... Herkes yiyeceğini söylüyor. Ben karışık diyorum. Yemekten sonra çaylarımızı denize karşı bahçede içiyoruz. Sonra içeri giriyoruz hava serinleyince... Bir sürpriz tatlı haberiyle herkes seviniyor. "Laz Böreği" de var deniyor. Birer dilim yiyiyoruz, bir arkadaşımız ikinciyi de midesine gönderiyor.

Laz Böreğiyle ilgili, değerlendirmeler yapılıyor; tarifler verilip tarifler alınıyor. Ben tatlıya konan karabibere şaşırırken yazlık komşumun Laz Böreğini anımsıyorum. "Evet bu da güzel, ama onunki bambaşka lezzette! " cümlesi dökülüyor dilimden farkında olmadan.

Kağıtlara ay adları yazılıyor, katlanıp kül tablasının içine konuyor, elden ele dolaştırılıyor. Çeyrek altın kurrası çekiyoruz kendi aramızda. Ayda iki kez buluşmaya karar veriyoruz. Bana "Kasım" çıkıyor. Artık zengin olacağım ben de ! Şaka şaka, amaç buluşmaların devamlılığını sağlamak, düzenini korumak. Sırası gelen ortamı hazırlayacak, duyuruları yapacak. Yoksa aldığım altınları birer birer geri götüreceğim.

Bu arada altın fiyatları çok yükselmiş. Kuyumcular satıyormuş, ama siz bozdurmaya gittiğinizde türlü bahanelerle geri almıyormuş. Bu bilgiyi de paylaşmadan geçmeyeyim dedim. Belki çıkınlarınızdaki altınları bozdurmak gibi bir hayale kapılırsınız, hazır yükselmişken!

Siz hesap yaparken biz de hesaplarımızı ödüyoruz, kahvelerimizi içiyoruz ve kalkıyoruz.

Sonra Tenis Kortuna uğruyoruz. Serin havaya karşın tenis oynayanlar var. Hem onları izliyor hem de yeni katılanlarla sohbeti koyulaştırıyoruz. Altında oturduğumuz ağaçtan düşen kocaman "at kestaneleri" tehdit oluşturmaya başlayınca kalkıyoruz.Patır patır yere düşüyor, düşmesiyle de paramparça oluyor. At kestanesinden yaralanmak da komik olurdu hani...

On beş gün sonra buluşmak üzere evlerimize dönüyoruz...

Haaa bir de Deniz Feneri davasından sonra bütün denizlerimizdeki fenerler eylem kararı almışlar, "Adımızı karalamaya ne hakları var !"diye. Duydunuz mu? Bu arada burs vereceğimiz öğrenci için de 20'şer lira topladık, dişçilikte okuyan öğrencinin hesap numarasına yatıracağız...

Aklınıza geldi mi bilmem. Bir de"F" Tipi cezaevleri var, ama onlar burada değil... Siz buradaki "Tip"leri gezin, diğeri herkesten uzak olsun...

2 yorum:

Parpali dedi ki...

Bu anlatımınızı okuduktan sonra, denizi bir de o kıyıdan görmeyi istedim. Umarım en kısa zamanda gerçekleştirebilirim isteğimi...
Milli Eğitim Bakanı'nın, sorulan soruya kendisine yaraşır cevabını izlerken hissettiklerimi anlatamıyorum ki. Ah bir anlatabilsem...
Yeter ki kendilerine, koltuklarına birşey olmasın. Kapalı okul için utanmadan "açık" diye açıklama bile yapabilirler. O kadar beceriyle yürütüyorlar bu işi. Hangi işi, tabi orası hepimizin malumu...

aysema dedi ki...

Gerçekten ülkemiz çok güzel. Her köşesi ayrı ayrı...Gitmek, görmek gerekiyor anlamak için. Sözcükler yetersiz kalıyor bazan...

Keşke bu güzelliklerde hakça paylaşarak yaşayabilsek...

Denizimizle,toprağımızla,havamızla,yardım sever halkımızla çok daha iyi bir hayat yaşayabiliriz. Aç da açıkta da kimse kalmazdı,aç gözlüler olmasa!
Yetkililer, ilgili ve bilgili olsa...