16 Ekim 2008 Perşembe

GÜLEREK YAZDIM (ıı)


Kendi kendine gülene ne denir biliyorum...

Biliyorum, yine de gülüyorum. Eşim sabah işe gidecek, bir de uzun süre araba kullandığı için yorgunum diyip yattı. Ben gece kuşu olarak oturuyorum. Hem televizyonda "Genç Bakış" programını izliyorum, hem de gezi notlarımı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.Bir yandan da televizyondakilerle birlikte kahkaha atıyorum. Yüksek sesle ! Gülene ne derlerse desinler hiç de aldırmıyorum. Keşke siz de izliyor olsanız şu an...

Artık acı gerçekler hem söyletiyor hem güldürüyor. Ayla Akay isimli bir izleyici Abdullatif Şener'i sıkıştırıyor ve " Herkese maşallah, emeklilere inşallah!" diyor . Daha önce Osman Hoca bu sözü farklı bir şekilde dilegetirdi. "Hükümet bazılarına maşallah, bazılarına da inşallah diyerek işi götürüyor!"demişti de gençlerin kahkahalarına eşlik eden güçlü alkışlar almıştı...

Ya ben bunu yazmayacaktım ki... Gezip gördüklerime dönüyorum yeniden...

Gelin hamile demiştim en son anımsayan varsa...

Eeee diyorum, yoksulluktan yakınıyorsunuz, ama bakıyorum da bu yaşta üç çocuk yapmaktan da çekinmemişsiniz. Bunun arkası da gelir, diye ekliyorum. Kuzenden biliyorum, o da çok sıkıntıyla büyüttüğü beşinci çocuğundan sonra dur demişti doğurmaya...

İkisi birden savunmaya geçiyorlar hemen: " Bizi kim doktora götürecek de önlem alacağız?" Kızım bunun başka çözümleri de var diyorum. Anlıyorlar, ama: "Gel de bizim adamlara anlat!" diye yanıtlıyorlar. Kocalarının her akşam içtiğini de ekliyorlar.

İkisi de kocalarına kaçarak evlenmiş, ne cesaret, diyorum, kıkır kıkır gülüyorlar. "Gençlik işte, cahillik !" diyorlar.

Çayımız bitiyor, meyve çıkarıyorlar bahçe mahsulü; elma ve armut... Yiyemeyeceğimi söyleyince torbaya koyup bana veriyorlar... Bu arada televizyonları açık. Kayınvalide "Şunlar da evlenecek adam arıyor" diyip gülümsüyor. Kim diye soruyorum şaşırarak. O da şaşırmama şaşırıyor ve " Hiç mi görmedin bütün televizyonlar herkesi evlendiriyor!"

Eve dönünce çocuklara kitap gönderme sözü vererek oradan eşimin teyzesine geliyoruz. Kucaklaşmalar , sohbetler, anılar burada da sürüyor. Bahçeye iniyoruz. Pırasa, pazı, maydanoz,biber, minicik domates, roka topluyoruz. Teyzemizin üçüncü sınıfa giden küçük torunu yanımızdan hiç ayrılmıyor. Ona ve diğerlerine getirdiklerimize çok seviniyor. Tek tek herkese gösteriyor. Gitme zamanımız gelince de üzülüyor.

Vedalaşıp Amasra'ya doğru yola çıkıyoruz. Gündüz gördüğümüz güzelliklerin gecesini de görüp hayran kalıyoruz bir kez daha...

Amasra'da misafirhaneye geliyoruz. Görevlinin odasında ilk dikkatimi çeken sevgili Barış Akarsu'nun büyük bir resminin panoda asılı oluşu... Bir de Amasra haritası ve kenarında yine Barış Akarsu... O Amasra'yı, Amasralı da onu seviyor.

Sonra eşimin arkadaşı ve eşi gelip bizi evlerine götürüyorlar. Güzel bir akşam geçiriyoruz. Misafirhanedeki odamıza gitmeden "Sabah altı, altı otuz sıralarında kalkabilirseniz güneşin doğuşunu izleyin mutlaka." uyarısını alıyoruz. Kalkarız, erkenden kalkarız, diyip vedalaşıyoruz.

Sabah uyandığımızda telaşlanıyorum, saat yediye geliyor! Perdeyi açıyorum, yağmur var Amasra'da! Güneş müneş de ortalıkta görünmüyor. Sekize doğru salona iniyoruz. Kahvaltı masası hazır. İkişer dilim peynir, tereyağ, reçel, zeytin ve yumurta... Oturuyoruz masaya, görevli koşuyor "Ekmek henüz gelmedi, sekiz buçuğa doğru gelir!" Aklımıza teyzemizin verdiği köy ekmeği geliyor, arabadan onu alıp kahvaltımızı iştahla yiyoruz. İkinci çayı ve sigaramı balkonda içiyorum.

Karşıda üç ayrı tepenin eşliğinde Amasra bize bakıyor, biz de ona.Ve eşime şuradaki adanın adı neydi, diyorum. Tavşan Adası , diyor ve ekliyor. "İşte Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın filminin bir bölümü de orada çekilmişti." Sözünü ettiği film "Gönderilmemiş Mektuplar" dı. Ben beğenmiştim o filmi.

Yağmur eşliğinde yola çıktık. Bir ara bulutların arasından sıyrılan güneş , bize göz kırparak eski yerine saklandı. Kısa ama çok şeyi sığdırdığımız gezimiz böylece bitti. Eşim beni eve bırakıp görevinin başına döndü...

Görmeyenler varsa mutlaka bir fırsat yaratsınlar. Ve mutlaka "Canlı Balık"ta balıkla birlikte o meşhur salatasından yesin. Biz ilk kez Amasra'ya gidip de balık ve salatadan yemeden döndük. Artık bir başka sefere...


4 yorum:

Parpali dedi ki...

Amasra'yı görebilen şanslı insanlardanım ben de. Çok keyfimce gezememiş olsam da, balık ve salatasının, hatta ardından getirdikleri üzerine bal dökülmüş manda yoğurdunun tadına bakabildim. Daha geniş zamanlarda ve daha özgürce bir kez daha görmek istiyorum oraları.

"Ne güzeldir yollarda olmak şimdi."

Adsız dedi ki...

Çok katlı binalardan hala kale duvarları(surlar) görülebiliyormu? Amasra, balık ve salatadan önce tarihine saygı bekliyor. Yönetenlerden! Tarihinin ne kadar eski olduğu yol anıtından anlaşılabiliyor.
Öğretmenim; Sizin vasıtanızla her Amasra konusu açıldığındada mirasa dikkat çekmek için biraz sitemkar oluyorum. Kaybedildikten sonra kıymeti yok.
EMİR:)

aysema dedi ki...

Sevindim Parpali, bence herkes görmeli Amasra'yı ve o salatadan yemeli...Bir de balıktan...

Her seferinde ayrı güzellikler bulabiliyoruz, yurdumuzun her köşesinde olduğu gibi...

aysema dedi ki...

Çok haklısınız sevgili Emir,

Güzellikler de bakım istiyor, özen istiyor. Hem kendi adımıza değil, gelecek kuşaklar için de emaneti iyi koruyup iletmeliyiz.Giderek daha bir duyarsızlaşıyoruz. Yazık!

Ayrıca içinde yaşayanların sorunlarına hiç değinemedim yazılarımda. Hastalar hastaneye, çocuklar okula ve dershaneye Bartın'a taşınıyor her sabah...

Bak bir şeyi daha unuttum yazmayı. Kendime çok kızdım şimdi! Yol boyu okula giden minicik yavruları da yazacaktım, unutmuşum. Sabah dönerken gördük. Ana yol kenarlarından sırtlarındaki çantalarıyla bir yürüyüşleri vardı görülmeye değer. Ve çalışan insanlarımız! Haksızlık ettiğimiz sabahın köründe yollara dökülen binlerce çalışanımız...Ve onların çabalarıyla ayakta duran; içten dıştan verilen uğraşlara karşın yıkılmayan ülkemiz, elleri öpülesi insanlarımız...

Size çok teşekkür ederim, bunları da ekleme gerekliliğini anımsattığınız için.

Çalışan kol toprağı altın edermiş. Çalışan kollara selam olsun...