12 Ekim 2008 Pazar

KALBİM ÜŞÜYOR



Her yanım sızım sızım sızlıyordu!

Ben artık emekliyim, yaşlanıyorum da ondan, diye düşünmeye başlayacaktım ki, dün kaloriferler yandı ve artık hiçbir yanım ağrımıyor. Demek ki çok üşüyormuşum farkına varmadan. Şimdi ısındım...

Ama kalbim hala üşüyor! Yüreğimi bir türlü ısıtamıyorum. Yok yok hemen atlamayın. Aşk meşk değil benim sorunum. Çok şükür o konularda bir derdim yok. Benim derdim başka! Kişisel değil yani...

Askerlerimizin başına çuval geçirildiğini gördüğüm günden beri kalbim buz gibi.

O günden sonra içten ve dıştan ordumuzun başına örülmek istenen çorapları gördükçe ürperiyorum.

Gözbebeğimiz ordumuzun büyük bir komutanının, askerlerimizin şehit oluşunu bizden sonra duymasıyla titriyorum. O büyük komutanımızın (Nasılsa havadan yapılan operasyonun yanlış verilen istihbarat bölgelerine olacağını bildiği için de olabilir mi?)golf sporuna devam ederek, ordu düşmanlarının ekmeğine tereyağ sürmesiyle yüreğimin titremesini engelleyemiyorum...

Osman Pamukoğlu'nu, Erdal Sarızeybek'i, Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Yiğit Bulut'u,Şükrü Elekdağ'ı, Kamuran İnan'ı... dinliyorum, gazeteleri okuyorum ürküyorum, ürperiyorum.

Star TV'nin Mehmetçiklerimizin şehit olduğu yörede çacuklarla yaptığı röportaja takılıyor gözüm! Okulları açılmamış. Kapısına kilit vurulmuş... Haberler duyuluyor. Derken Devletin Kaymakamı koşup geliyor. Bir de eğitime muhtaç vekil öğretmen!.. Bir ay sonra Okul açılıyor, çocuklara önlük-kitap defter dağıtılıyor; yüreğim burkuluyor, gözlerim doluyor...

Milli Eğitim Bakanımız yansıyor ekranlara... Hani daha yeni geçtiğimiz bayramda, bir kez daha beni üşüten kutlama mesajını aldığım, almak istemediğimi , telefona harcanan paraların eğitime harcanması gerektiğini ,çok önceki başka yazılarımda belirttiğim Milli Eğitim Bakanımız ! Üstünde eşofmanlar var, koşarak eğitim ordusunun sorunlarıyla mı ilgileniyor sanıyorsunuz? Hayır... O, eğitimsizliğin çözümü sorusu için uzanan mikrofonlara: " Şimdi bunun sırası mı ? Tam da maça konsantre olmuşken!" diyip hızla maça gidişini görünce artık üşümüyorum, donuyorum...

Orduya saldıranların, eğitim ordusunun komutanının bu duyarsızlığını görmezden gelişiyle çözülüyorum...

Duvarımdan bizi izleyen Atatürk'ün resmine bakamıyorum. Savaşın en şiddetli anında eğitim ordusunu toplayışını, öğretmenlere, eğitime, onların yetiştirdiği aydınlara verdiği değerle kurduğu, kurtardığı Cumhuriyetle bu günü kıyaslayamıyorum. Çünkü artık kalbime de , beynime de, gözlerime de söz geçiremiyorum...

Deniz Feneri, Uyuşturucu, Hayali İhracat, Yalan,Dolan, Kalpazanlık,Sahtekarlık... Bunlarla ilişkili oldukları iddia edilen Bakanlar, Millet Vekilleri...

Bir yanda "Tutunamayanlar", öte yanda "Dokunulamayanlar"...

Yurttaşlarının yurttaşları tarafından soyulması mahkeme kararlarıyla kanıtlanmış bir olayla ilgili olarak: "Bana ne yaaaaa?!" diyen Adalet Bakanı... Sadece mahkum olanlar için: "Üzüldüm, Türk oldukları için!" diyen, soyulanların haklarının nasıl ödeneceğini aklına getirmeyen; onlar için "Üzüldüm!" bile demeyen Adalet Bakanı...

Ve bir kısmına da olsa dağıtılan kömürlerin yüreği titremeyen insanların bedenlerini kaç gün ısıtacağını, taşıma suyla hangi değirmenin döneceğini... Kaç yoksulumuzun üşümelerle kalbinin varlığını bile unutuşunu...

Söylemek istemiyorum. Susuyorum, susuyorum, susuyorum...

Biliyorum ki ,değil kaloriferler, güneşler yansa evimde bütün bunlar yaşanırken yüreğim ısınmayacak. Kalbim hep üşüyecek...

Evet dostlar, benim kalbim çok üşüyor... Ya sizin ?


10 yorum:

Adsız dedi ki...

okuldaki fizik hocamıza 1971 yılında ne olacak bu memleketin hali dediğimizde tahtaya döndü . dört tane sözcük yazdı. ,İLGİLİ BİLGİSİZ .
.BİLGİLİ İLGİSİZ. aradan 38 yıl geçti. hala aynı yerdeyiz. yazınızda ülkenim durumunu iyi tahlil etmişsiniz TEBRİKLER.

Adsız dedi ki...

HOCAM YAZIYI OKUDUKTAN SONRA DONDUM

İnranın hocam sizin gibi aynı duygular ile bende üşüyordum. Ama yazınızı okuduktan sonra ve GERÇEK' ler'göz önüne serildikten sonra, bırakın üşemiyi ! DONDUM. (!) Buzzz kestim hocam. Titriyorum Hocam....
Elinize sağlık

aysema dedi ki...

"İlgili Bilgisiz, Bilgili İlgisiz" sözü gerçekten çok güzel özetliyor durumumuzu.

Yalnız bunu günümüz için şöyle de söyleyebilir miyiz ?

"Yetkili, hem ilgisiz hem de bilgisiz!" "Bilgili ve ilgili olanlar da Yetkisiz!"

Bir gün "Bilgili ve İlgilileri" Yetkili makamlara getirebilirsek o zaman kalbimiz belki ısınır...

Ne dersiniz?

aysema dedi ki...

Evet hepimiz titriyoruz,üşüyoruz, donuyoruz...Bir de kendi değerlerimize sahip çıkabilsek. İşimizi tam olarak yapabilsek...

Eskiden meslek ahlakı vardı. Şimdilerde eksik olanlardan biri de bu galiba... İnsanlar yeter ki makam kapsın! Makam, mevki kaptıktan sonra işin gereğini unutuyorlar...

Teşekkürler yorumlarınız için. Sitenizi bloguma ekledim. Artık daha kolay ulaşılır oldunuz. Sitede yazımı görmek de beni çok sevindirdi. Tekrar teşekkürler.

Adsız dedi ki...

HOCAM SÜPERSİNİZ YAAAA

Sayın hocam; Sizin yazılarınızı takip etmekten kendini alıkoyamıyorum. Hani derler ya ' Müptelası oldum' diye bende onlardan birisiyim.
Ama Çok merak ettiğim bir konu var. Ben en son attığım yorumuma ismimi yazmadığım halde, beni çözüp, kim olduğuma karar vermişsiniz ve doğdoğruyu bulmuşsunuz. Sizin bu yeteniğiniz sanırım öğretmenlik mesleğinizden kaynaklanıyor ama ben yinede sizi kutlamak istiyorum. Çünkü siz yorum atanların ( İsimlerini yazmasalar bile) kim olduklarınızı yazı uslubü ile anlıyorsunuz. Bu her yazara nasip olmaz.
Bloğunuza sitemi eklediğiniz için Teşekkürler...

aysema dedi ki...

Sayın Öztürk,

İşte ben de tam bunu söylemek istemiştim. Beni çok iyi anlamışsınız siz de...

Üslup yani anlatım özelliği diye bir şey var. Bu da çok önemli...

Bir blog yazarının 5 Ekim günü yazdığı bayram yazısını tesadüfen okudum. Benim 1 Ekim'de yazdığım Kırk Gün Kırk Gece adlı yazımın üslubuna çok benziyordu. Yazan kişi yorumunda bu benzerliği kabul ediyor ve "Benzerlikler, duygular aynı,ayrıca üç beş satır da neredeyse aynı" diyerek görüş bildiriyordu.

Bunun üzerine ben de yazılarını sürdürmesini, ortak duyguları paylaştığımız için memnun olduğumu belirttim. Hem benim sitemde hem de kendi sitesinde yorumumu yazdım. Son yazdığım yorumu yayından kaldırmışlar. Saldırıp duruyorlar.

Tepkim, eleştirim onlaraydı... Utanç Duvarı diye bir site var, oraya yazayım diye düşündüm vazgeçtim. Tartışmayı sürdürürlerse oraya başvuracağım.

Siz yine de isminizi yazın. Herkes üsluptan anlayamıyor!

Tekrar teşekkürler...

Adsız dedi ki...

Elinize sağlık.. Ben üşümekten hasta oldum.
EMİR:)

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Sayın Nihal Hn.
Bloğuma gelen yeni bir yorumdan yola çıkarak yine buraya düştüm ve emin olun ki yine çok şaşırdım.
Blog dostlarınız beni ziyarete geliyor ve yorumlarını bırakıyor.(Hoş mu bilmiyorum)
Bana son yorumum dediğiniz son yorumunuz gelmedi. Bloğuma gelen yorumları silmek gibi bir adetim yok. O yorumunuzu araştırmanızı ve göndermenizi isterim. Hatta sizin yorumunuza yazdığım cevaptan sonra beklediğim halde gelmedi.
Hocam! size, bir öğretmene yakışmıyacak "saldırma" kelimeler için üzüldüm. Hoş olmayan bir iki sözcük, en güzel kelimelerin içinde bile olsa uslübü bozar.
Blog dostlarım (Ki sizin blog dostlarınızda aynısını yapıyor) sizin değil benim bloğumda yorum yapmışlar.
Ben ne yazılı ne de sözlü kavga (Yaşadığımız zamanda çok gerekli olsa bile) bilmem.
Kızım, çocuklar hangi yaşta olursa olsunlar anne ve babalarını koruma içgüdüsüne sahiptirler. Bunu sizde belirtmişsiniz.
Ben sizin üzerinize falan da "salmadım!
Bloğumda yorumu görünce, bana bile ne oluyor diye sormadan cevap yazma gereğin duymuş.

"Yoksulluk" konulu çağrınız için de teşekkür ederim.

Lütfen, daha söyleyecek cümleleriniz varsa,blog dostlarınızla kendi aranızda değilde, doğrudan bloğuma yazmanızı rica ederim.

Saygılar...

aysema dedi ki...

Sevgili Nur Hanım,

Yanıtlarımı blogunuza yazmamamı kızınız istemiş. Artık yazacaklarınızı,anneminkine değil, benim bloguma yazın gibi garip bir yazı görünce, bir daha da uğramadım size...
Gördüğünüz gibi yazılarımla uğraşıyorum. Ekim ayında 15 yazı olmuş yazdıklarım.

Birazdan uğrayıp bakarım sitenize. Son geldiğimde bir kişi aynı yazıyı üç kez yayınlamıştı.

Bence siz de bunları bırakın da yazılarınıza dönün.Hala aynı yazı var sayfanızda.

Yoksa bu kez de yorumlardan medet umuyorsunuz gibi bir duyguya kapılacağım.

Selamlar...

Bakalım kim yorum yazmış benim hakkımda. Şimdi geliyorum.

aysema dedi ki...

Sevgili Emiri

Lütfen dikkat... Havalar da yaşadıklarımız da hasta edebiliyor bizi...

Her şeyin başı sağlık...
Teşekkürler...