17 Kasım 2008 Pazartesi

ALTIN YUMURTLAYAN YOLUNACAK KAZ

Bilim der ki: " Dünyanın yaşanabilecek yerlerinden altıda biri "Akdeniz" (Mediterranean) bölgesidir..."

Alanya (Alaiye) bu cennet bölgenin ortasında bir yerde.

İlk kez öğrenciyken ,1973'te, okul gezisiyle tanıştım Alanya'yla. Akdeniz gezisine çıkmıştık, bir gece de Alanya'da konaklamıştık. Aralık sonu, ocak başı... Yeni yıla, bu cennet bölgemizde "hoşgeldin" demiştik arkadaşlarımla,öğretmenlerimle...

Sonraki gelişim sanırım on sekiz yıl önce bir "Kurban Bayramı" nedeniyle aile büyüklerine ziyaret içindi...

Annem-babam emeklilik günlerini geçirecekleri bu evi yeni almışlardı. Henüz yerleşmişlerdi. Aylardan yanılmıyorsam nisandı...

Sonra pek çok kez geldim bu şirin yöremize. Ama her geçen gün bizden uzaklaşmasını izlemek canımı sıkıyordu. Kendi ülkemizde ikinci sınıf olmak... Satıcılar, özellikle yazın, sizin yüzünüze bile bakmak istemiyordu. Çünkü sizde TL azdı, turistlerde döviz vardı ve bol bol harcıyordu.

Biz okumuş, meslek sahibi olmuş, bu ülkenin hizmetinde çalışmaktan gurur duyan insanlarıydık...
Onlar okumamış, eğitilmemiş, ülkesinde garsonluk, bulaşıkçılık gibi uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışanlarıydı...

Yanlış anlaşılmasın lütfen! Her iş önemlidir, her meslek saygındır, onları küçümsemek için söylemem olanaksız. Benim söylemek istediğim yıllar yılı mürekkep yalamışların ülkemizdeki ekonomik konumları, ve "Paran kadar konuş!" durumları...

Yine de şikayet etmiyorum. Gelsin turistler, daha çok gelsin... Turizm önemli, "bacasız sanayi" önemli...
"Altın yumurtlayan tavukları" , hemen kesip yeme aç gözlülüğü ile "Yolunacak kaz!" gibi düşünmeden çalışırsak ülke geleceğine yatırım yapmış oluruz.

Yeter ki ülkemiz gelişsin. Ben her şeye razıyım ( Biraz arabesk kokusu size de geldi mi?) !

Alanya çok güzel...

Akdeniz, Karadeniz, Ege, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu... Hepsi birbirinden güzel.

Yeter ki o güzelliklerin değerini bilelim, koruyarak bizden sonrakilere emanet edelim!..


Yeter ki
Portakal kokan,
Fındık, fıstık, ceviz kokan,
Üzüm, incir, zeytin kokan,
Kavun, karpuz kokan
Işkın kokan,aluç kokan,
Nane, reyhan, maydanoz kokan
Deniz, toprak, insan kokan,
Gül, menekşe, çiğdem kokan,
Leylak kokan,
Annem gibi kokan...

Memleketimdeki yerli yabancı
"Altın Yumurtlayan" ları
küstürmeyelim, onlardan yararlanmasını bilelim...


4 Kasım 2008 Cuma
08:32:18

2 yorum:

Parpali dedi ki...

Neden kendimizden, insanlığımızdan bu kadar hızla uzaklaşıyoruz, anlam veremiyorum ben. Dün apartmanımızın temizlik işlerine bakan hanım işi bıraktı. Nedeni ise, apartmanın haftada iki gün temizlenmesi için anlaştığımız halde, (sanırım takip etmek için evde kimsenin bulunmamasından da güç alarak) bir gün silindiği için kendisine şikayette bulunmamızdı. O bizi kandırmaktan rahatsızlık duymuyordu. Tesadüf eseri öğrendiğimiz bu durumdan şikayetçi olmamızdan rahatsızdı. Hak etmek, hakkını ödemek, çok eski çağlara ait tanımlamalar sanırım artık. Ne yazık...

aysema dedi ki...

"Meslek Ahlakı" diye bir şey vardı eskiden. İşini en iyi şekilde yapmaktan huzur duyan insanlar vardı.

Ancak bu kişiler son yıllarda "kelaynaklar", "nesli tükenenler", "enayiler" olarak adlandırılır oldu.
Yeterince eğitilmeyenler(okuma demiyorum) bunu kendilerine yol edindi. Büyükleri köşeyi dönme yarışına girdi. Küçükleri işten kaytarmayı kar saydı. Büyükler işadamı olurken, küçükler ellerindeki bulgurdan da oldu...

Meslek ahlakına uyanlar da ne uzadı ne de kısaldı. Karın doyurma telaşına düştü...

Yazık oldu güzel insanlarımıza...

Her şey "Benim memurum işini bilir!" le başladı galiba...

Sevgiler.