10 Kasım 2008 Pazartesi

CNN TÜRK'Ü KINIYORUM

Bugün 10 Kasım
Saat 11.20

CNN Türk TV'de sözde Atatürk Anlatılıyor...

"Fikriyeci mi Latifeci mi" olmamız konusunda bizi aydınlatıyorlar, insan yönüyle Atatürk diyilerek... Tam üç saat...

Yazar olduğunu söyleyen kişi, son söz olarak:
"Çok mutlu oldum, yıllardar bunları söylemek istiyordum, diye bitiriyor.


Başka kimler mutlu oldu ki?


Atatürk bu mu? Bu kadar mı?

28 yorum:

Parpali dedi ki...

Atatürk de bir insandı. Tamam bunu da konuşalım. Ama onun dehasını, yapıklarını idrak ettikten sonra. Anlayamıyoruz onu. Anlayabilmiş olsak, başımızda Cumhuriyet'e inanmayan insanlar olur muydu, onları oraya seçer miydik? Dün Şeffaf Oda programında Candan Erçetin vardı. Başkan Bush'un bir konuşmasında, Atatürk'ten "yüzyılın lideri" diye bahsettiğinden konuşulurken, çok güzel bir şey söyledi. Bizim farkında olmadığımızın onlar farkındalar ve gerekli önlemleri de alıyorlar. Yeni dehalar ortaya çıkmasın diye. Bu ülkenin insanlarını önce başka ülkelere, sonra kendi devletine el açmaya alıştıran, buna mahkum bırakan zihniyetin, bu dehayı anlamasını beklemek de bizim yanlışımız galiba.

salih dedi ki...

önüne gelen herkes Atatürk'ü konuşuyor.Bilen bilmeyen fikir yürüten yürütmeye çalışan.Atatürkü anlamak zeka ister bilgi ister doğruculuk ister.
O da yaşasaydı bunu isterdi.Çünkü o hayatı boyunca komutanlığı ve cumhurbaşkanlığı süresince hep böyle hareket etmiş bir liderdir.

aysema dedi ki...

Sevgili Parpali,

Biliyorlar, nasıl büyük olduğunu öyle çok biliyorlar ki O'ndan kurtulmak için her yolu deniyorlar.

Yakında patlar göreceğiz! Fırsatını bekliyorlar. İslami dernek ve vakıflar, 10 Kasım ve Resmi Bayramlardaki törenleri " İlkel müsamere ve ayin" olarak " nitelendirerek kaldırılması için eylemler başlatacaklarmış.
"Çocuklarınız kişiliksiz, fabrikasyon olmasın!" diyerek anne-babaları uyaracaklarmış.

Dış güçler de Atatürk Fotograflarını resmi dairelerden kaldırın dememiş miydi?

Ve ikinci cumhuriyetçiler(maaşlarını yurt dışından alarak) Atatürk diye içinde Atatürkçülük olmayan yazılar, sözde belgeseler ortaya koymuyorlar mı?

Ama bütün bunlara karşın Atatürk yaşıyor, yaşayacak...
Hepsi geldikleri gibi gidecekler.

aysema dedi ki...

Sevgili Salih,

Atatürk "Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir" demiştir.

Bilim dışı yollardan nemalananlar Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü yok etmeye çalışıyorlar.

Okudukça, araştırdıkça, öğrendikçe yaptıklarının ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. O'na yeniden yeniden hayranlık, sevgi duyuyoruz.

Onun için gerçek Atatürk'ü anlatmaktan kaçınıyorlar. Onun yerine abuk sabuk şeylerle Atatürk'ü öldüreceklerini sanıp yanılıyorlar.

"İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez."

Bu arada lise yıllarında okuduğun şiiri yazmışsın blogunda... Sevdiğim bir şiirle karşılaşmaktan çok mutlu oldum, yeri gelmişken belirtmek istedim.

Sevgilerimle...

pRncfRn dedi ki...

Ya işte öyle bloglara Atatürk resmi koymakla, Atatürk konuşmakla olmuyormuş...
Bu işler böyle yürüseydi!

aysema dedi ki...

Sevgili Prncfrn,

Unutmayalım ki bugünlerimizi onun kazandırdıkları sayesinde elde ettik. Gerçek Atatürkçüler de susarsa meydanı sahtelerine bırakmış olmayacak mıyız?

Bloglarda yazan pek çok kişinin bunun bilincinde olduklarına inanıyorum ben. Bunu paylaşsınlar istedim.

Yoksa haklısın canım, fotograf koymakla olmuyor, ama hiç olmazsa dedim. Düşünmek bile istemiyorum,ama böyle giderse O fotografları bile koyarken çok endişe edeceğiz.

Adsız dedi ki...

İstediklerini söylesinler. En sevmeyenlerin, en rahatsız olanların bile gönlünde bir yerde olduğunu düşünüyorum Mustafa Kemal'in. Yaşadığımız ülkenin, varoluşumuzun temel direklerinden biri kendisi. Onu sevmemeyi bile ona borçluyken... Başı dik gezmeyi yabancı memleketlerin sokaklarında.

O kuşağı düşündükçe insan kendinden şüphe ediyor. O zaman yaşasam acaba yanında mı olurdum, yoksa Manda isteyenlerden mi olurdum, çok geç diyip küsenlerden mi olurdum? Çok bilmiş aydınlardan mı olurdum?

Makbule mi, Fikriye mi, Latife mi diyenlerden olmazdım o kesin. Kimse olamazdı.

Hiçkimse dedi ki...

Beni en çok üzen nokta Atatürk'ün artık tamamen İngiliz tabloid gazeteleri Sun'ın zamanında Prenses Diana için yaptığı, içinde çokça magazin ve kulaktan dolma tarihi bilgi içeren magazinsel muhabbetlerin gereğindan fazla dönmesi. Bu iş sınırları aşmaya başladı. Adama "Yeter lan" tepkisini verdiriyorlar.

aysema dedi ki...

Sevgili Adsız,

Öncelikle bir yanlışımı çok güzel bir şekilde görmemi sağladığınız için teşekkür ederim size. "Latife" yazacakken öfkeden " Makbule" yazmışım. Düzelteceğim.

Söyledikleriniz çok güzel, yalnız o "çok bilmiş" sözüyle kimi kastettiniz?

aysema dedi ki...

İşte tam da bu yapılmak istenen Sevgili Hiçkimse...

İşi magazinleştirmek, yani sulandırmak, yani sıradanlaştırmak,alıştıra alıştıra yok etmek.

Kurbağa testini bilirsiniz. Bir kez daha yazmak istedim.

Kaynar kazana atılan kurbağa zıplayarak kendini kurtarıyor.

Soğuk suya koyup hafif ateşte yavaş yavaş ısıtılan kurbağaya tatlı bir uyuşukluk geliyor.Öldürüldüğünü bile fark edemiyor.

Alışmamalıyız bu duruma... Bir şekilde tepkimizi göstermeliyiz.

Sevgilerimle...

Yeniay dedi ki...

Merhaba Aysema hanım,
Yazdıklarınıza katılıyorum Amaç Atatürk Devrimlerini unutturmak ve onu kötü olarak empoze etmek ama bunlar nafile çabalar asla başaramıyacaklar.............

aysema dedi ki...

Hoşgeldiniz Yeniay,

Atatürk eserleriyle var, var olmaya da devam edecek...

Hem onun getirdiklerinden yararlanıyorlar hem de yok etmeye çalışıyorlar. Bunu anlamak zor.

Bence de temeller çok sağlam atılmış.Başaramıyorlar, başaramayacaklar...

Sevgiyle...

Adsız dedi ki...

Hangimiz biraz çakırkeyf olunca ağlayıp sızlanmıyoruz!

Hangimizin ilişkisinde sorunları yok!

Hangimizin karanlıkta uyuyamamak gibi takıntıları yok!

Bu filme giderken "bizlere tarih derslerinde öğretilen Atatürk"ü görmeye gidersek hayal kırıklığına uğrarız,

Hangi öğretmenimiz Atatürk'ün sarhoş hallerini,sevgilileriyle ilişkilerini,tuttuğu günlüğü,annesiyle diyaloglarını,gece hayatına düşkünlüğünü bu filmdeki gibi anlattı?

Mustafa Kemal Atatürk'ü değil de Mustafa'yı izlemeye gidelim!

aysema dedi ki...

Çok haklısınız Sevgili Adsız,

Saydıklarınızın hepsi hepimizde olabilir. Bunlar Atatürk'te de olabilir. Bunlar çok doğal insani özelliklerimiz...

Ama hangimiz bir ulusu sömürge olmaktan kurtardık?

Hangimiz bir ulusu kulluktan yurttaşlığa yükselttik?

Ama hangimiz "Böl-Yönet" yöntemiyle tepemize üşüşmüşken akbabalar, yoksul bir ulustan kahramanlar yaratabildik,

Ama hangimiz kurtardığımız vatanı bu kadar sağlam temeller üzerine kurabildik,

Ama hangimiz "Bağımsızlık benim karekterim" diyebiliyoruz yürekten,

Ama.....

Bitmedi yaptıkları, yaz yaz bitmez. Nereye elini atarsan onun bize kazandırdıkları var.

Bula bula onları bulanlarda art niyet aramazsak biraz saflık olur. Hele de cadı kazanlarının kaynatıldığı böyle bir dönemde.

Koskoca at şahlanmış dururken Bekir Coşkun'un dediği gibi "atın kıçını görmek" değil de nedir bu?

İsteyen gitsin. Ben sinemada izlemeye gitmeyeceğim...

Saygılarımla...

DemotikE dedi ki...

"Çok mutlu" olmuş. "Yıllardır bunları söylemek istiyor"muş...
Kimlerin karın ağrıları yok ki...
Yıllardır söyleyememiş...
Neden acaba?
Ama bugün söylüyor...
Bu nasıl oluyor acaba?
...
Kusura bakmayın ama "demokrasi" papaganları oldukça, tekme yediğinin farkında olmayan aydın müsveddesi dingiller oldukça...
Bu pislikler de elbette rahatça atlarına oynatmaya devam edeceklerdir.
...
Ve asıl amaç atı oynatmak değil...
Ülkeyi kendi haralarına çevirmek...
...
İşte, bir bakıma bu (!) nedenlerle sayfamda 10 Kasım'a küçük olmasına çalıştığım bir yer ayırdım.
Ama şu ana kadar sadece olumlu cevap yazıları almış durumdayım.
Dostça kalın.

DemotikE dedi ki...

Yukarıda "papağan" kelimesi geçti...
Burada bir açıklama gereği duyuyorum.
Aylar önce Milliyet'te, Sayın Hasan Cemal'e "papağan dendi-denmedi, o dedi bu dedi, ben dedim, o demedi-şu dedi" olayını sanırım hatırlarsınız.
Hasan Cemal'e yönelik (kendisinin bilgisi var. Bendenizi tanır) eleştirilerimde "papagan" kelimesini kullanan bendim.
Daha sonra, diğer yazarların pek çoğuda bu gerçeği bilmelerine rağmen(!) yeni yetme bir hanım yazarı, yazısına "şirinlik" olsun diye(!) katkıda bulunanlar oldu.
Yazı arşivim ortada. Bu olaydan çok çok öncesinde kullandığım bir ifadedir.
Bugün Sayın Cemal bana dargındır diye düşünüyorum.
Öyle olduğuna inanıyorum çünkü postalarıma cevap alamıyorum.
Hoş, papaganların yazılarını da artık eleştirmekle vakit kaybetmiyorum.
Dostça kalın.

aysema dedi ki...

"Demokrasi amaç değil, araçtır, tranvaydır; istediğimiz durağa gelince ondan kurtolacağız!" diye demokrasiden vazgeçeceklerini söyleyenlerin peşinden gidenlere Allah akıl versin, ne diyeyim.

"Kurt dumanlı havayı severmiş" sayın Demotike... Onlardan bu havadan yararlanıp söyleyemediklerini kusuyorlar... Kussunlar bakalım.

Dostça

aysema dedi ki...

Hasan Cemal'i okumayı çok önceden bıraktım.Cumhuriyet'ten ayrılış öykülerini, daha sonraki polemiklerini biliyorum...Kitap mı yazmıştı tartışmalı...

Son zamanlarda bazı TV lerde görüyorum .Kendisini inandırıcı bulmuyorum.

Bu arada sizi de çok merak ettim. Belki de duymuşumdur adınızı...

Saygıyla...

DemotikE dedi ki...

Kıymetli Aysema;
Bahsettiğiniz, sanırım iki başlıbaşına olay olan kitaptan biridir.
"Cumhuriyet'i çok sevmiştim" - "Özal'ın hikayesi"
...
Bakınız insanız, hepimizin zaman içinde hataları oluyor.
Zaten (bu biraz tuhaf gelecek belki ama) hata etmeyenlerin başarı şansı hiç yoktur.
Ama izafiyet arzeden hata kavramı ile paradoksları da ayrı kaplara koymalıyız...
İşte bu noktada Sayın Cemal'e yönelen eleştiriler haklılık kazanmaktadır.
...
Kimsenin malı-adamı olmamak için hiç bir yayın organında yazmıyorum.
İki kez bu deneyimi yaşadım. Verilen sözler tutulmuyor.
Ama benim verdiğim sözden(!) dönmem mümkün değil.
Nietzsche; "Uçmak istersen, düşmeyi öğren-kabullen" der.
Benim amacım hiç uçmak olmadı ama "kabullenmeden" düşmeyi öğrendim...
Beni tanımak...
Pek çok resimde... Ama arka sıralarda olmak :)
Dostça kalınız.

aysema dedi ki...

Teşekkürler Demotike,

Herkes hata yapabilir, bu doğaldır.
Benim eleştirim esecek rüzgara göre yön değiştirenlere yönelik. Bazıları öyle çok değişip dönüştüm diyor ki yeter diye bağırmak istiyor insan. Önce kendine saygı gerekiyor...

Bu arada Savaşlar yazımla da ildigi değerlendirmenizi çok merak ediyorum.
Bunu öfkeyle yazmıştım. Diğerini bilincimle... Eleştiriniz önemli benim için. Lütfen.

pRncfRn dedi ki...

"Bloglarda yazan pek çok kişinin bunun bilincinde olduklarına inanıyorum ben. Bunu paylaşsınlar istedim."

Ben kesinlikle buna inanmıyorum, hepsi show yapıyor, her zaman yaptıkları gibi, iki gram beyinleriyle!

aysema dedi ki...

Sevgili Prncfrn,

En çok blog yazarlarının özgürlüklerine önem vermeleri gerekmez mi?

Geçenlerde İst. Beşiktaş'ta bir kız öğrenci yurduna sürekli baskınlar düzenliyorlarmış. Kız öğrencilere, burada hamileler oluyormuş, içip içip sokakta bağırıyormuşsunuz gibi sorular sorup ifadelerini alıyormuş polis. Baskını da isimsiz ihbarlar sonucu yapıyorlarmış.

Bugün bu, yarını düşünmek bile istemiyorum.

Sıra bize gelince mi bağıracağız...
Ben umudumu tüketmek istemiyorum.
Sevgilerimle...

geçkalmadımki dedi ki...

Yorum yazmaya geldim ama yazılan yorumları okudum, yazacak birşey kalmadığını gördüm..
Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Geç kalmadım ki,

Teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın...

GünCeraN dedi ki...

Atatürk'ü siyasi çekişmelerimizle yıpratıp duruyoruz. Bari Mustafa'nın masumiyetini kirletmeyelim.

Mustafa'nın günlüklerinden 2. Cumhuriyetçiler'e lazım olanları kesip, mesela Yeniçağ Gazetesi'nin bugünkü (11 Kasım 2008) yazısında söylediği gibi, küçük Mustafa'nın Türk olmaktan duyduğu gururu, dayak atan hocasına rağmen İslam'a olan bağlılığını sansürlemeyelim.

Herşeyi geçtim, en azından Latife ile Fikriye arasındaki seçimi ona bırakalım.

Bırakalım da, öte yandan meydanı, hem Atatürk'ün arkasına sığınan, hem de mollaların kuklası olanlara bırakmak ne kadar doğrudur ki?

Güzel reklam yaptılar, reklamın iyisi kötüsü olmaz zaten. Hele ki "insan" kelimesinin büyüsüne aldanmak, "resmi ideolojiden" farklı birşey gören herkesin bu yozlaşmayı maalesef sahiplenmelerine yol açıyor. Bu da, gerçek - yani sadece ADD'den ibaret, ya da arkasına saklanarak değil, gerçek- Atatürkçülerin, 70 yıldır kat ettikleri yolda en başa dönmelerine neden oluyor.

Doğru ya da yanlış, bir tabir vardır : milletin Atatürk'e olan sempatisini kendine çekmek için, Kemalizm'i İnönü uydurdu diye. Tamamen doğru olmasa bile, bir yönüyle doğrudur: İnönü de "işine geldiğinde" Kemalizm'i kullanmıştır.

Tıpkı şimdi Can Dündar'ın kullandığı gibi!

Ama devir onların devri. Artık, onların içlerini dökmeleri gerek. Bize de "iki gramlık beynimizle" susmak düşüyor galiba.

Son olarak şunu diyeyim ki eteğimdeki taşları dökeyim : "Başıma bir iş gelmeyecekse Atatürk'ü seviyorum."

aysema dedi ki...

Sevgili Günceran,

Düşüncelerinle yaptığın katkılar için teşekkür ederim...

Özellikle son cümlen "Başıma bir iş gelmeyecekse Atatürk'ü seviyorum." durumun hangi noktalara ulaştığını çarpıcı bir şekilde gözlerimizin içine içine sokuyor.

Dostlukla...

kelime dedi ki...

Merhaba Aysema,
1. adsız yazıyı ben yazdım ama adımı yazmayı unutmuşum.

Çok bilmiş aydınlardan kastım, Atatürk döneminde yaşayan, o günün gazetelerinde yazı yazan, bu topraklarda yaşayanlara güvenmeyen, vizyonsuz adamlar/kadınlar. Bu ülkenin kendi çabasıyla kurtulabileceğine ihtimal vermeyenler. O dönemin yazarları çizerleri. Onları kastetttim.

Zaman magazin devri. Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş. O mu olsun, bu mu? Aşk, meşk, kadın erkek ilişkileri dışındaki hayatın yönlerini algılayamayan insanlar var. Neyi hitap ediyorsa sana oradan yakalamaya çalışıyorsun heralde.

Hatırlamadığım bir kanalda Atatürk'ün burcunun özellikleri konuşuluyordu. Eğer burada bir mantık varsa (!) bütün boğa burçlarından büyük işler bekleyebiliriz yakında.:)

sevgiler.
ilbilge.

aysema dedi ki...

Sevgili Kelime,

Teşekkürler...
Birinci Adsız yazısı bana çok tanıdık geldi. Ben bu üslubu tanıyorum, ama kimdi, diye çelişki yaşadım. Ve çıkaramadım.

Şimdi rahatladım. Tekrar teşekkürler.

Bilmeyenlere öğretmemek için aşklardan, burçlardan gidiyorlar. En çok izlenen zamanlarda.

Düşüncelerin tartışıldığı, bilenlerin kapıştırıldığı programları da gecenin uyku saatlerine saklıyorlar.

İkisinde de amaç gözlerden, gönüllerden, bilinçlerden kaçırmak.

İDARE ETMEK!

Nereye kadar?!