3 Kasım 2008 Pazartesi

ZONGULDAK ZONGULDAK VURUR YÜREĞİM



Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır? Figan mıdır bacalardaki?



Zonguldak Maden Ocaklarında çalıştırılmak üzere üç bin işçi alınacakmış. Bu nedenle 27 Ekim'de başlatılan sınav 10 Kasım tarihine kadar sürecekmiş.

Ne var bunda diyebilirsiniz. Ya da ne güzel, işsizliğin olduğu bir ortamda üç bin kişi iş bulacak da diyebilirsiniz. Hatta iktidar bunu seçim propagandası olarak kullanabilir. Hepsi bir bakıma doğrudur.


Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün



Yalnız olayın bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Üç bin kişinin, madende kazmacı olarak alınacağı bu sınava, kaç kişi başvurmuş dersiniz? Otuz yedi bin yüz doksan altı kişi. Otuz yaşın altında bu kadar kişi. Otuz yaşını geçenler başvuramıyor.Ayrıca Zonguldak nüfusuna kayıtlı olmak ya da Zonguldak'ta oturma koşulu var başvurabilmek için. Bir de sınırlama olmasaydı kimbilir kaç kişi olacaktılar? İnanılır gibi değil! Ve içlerinde üniversite mezunları da var.

Adayların avuçlarına bakılacak, kocaman direkler taşıttırılacak, kazma-kürek-balta kullanmalarına bakılacak, boy-kilo orantısı alınacak. Kısaca fiziksel güçleri sınanacak. Buradan başarıyla geçenler arasından çekilecek kurra ile üç bin kişi maden ocağında kazmacı olmaya hak kazanacak. Bunlar mutlu, sınavı kazanamayan otuz dört bin yüz doksan altı kişi mutsuz olacak. Dilerim olmaz, ama bu durum, ocaktaki bir iş kazasıyla tersine de dönebilir ne yazık ki...


Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim



Bu arada işçi çıkarmaları da gündemde! Yeni gelen bir işçi çıkarılan bir işçinin aldığından daha az para alacak ! İyi mi? Bir taşla kaç kuş vurma diyelim şimdi buna?


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.




Not: Şiir Hasan Hüseyin'in "Yaşlanmayan Ananın Yaşlanmayan Mektubu"ndan alınmıştır.


49 yorum:

Parpali dedi ki...

Bu ülkede kriz yok. Bu ülkede işsizlik yok. "Yok"lar ülkesi olduk. Yok yok...

Adsız dedi ki...

3 bin işçi alacaklar ama daha şimdiden resen( zorunlu) emeklilik uygulaması ile 200'e yakın kişi kurumdan ayrılacak. Bu 200 rakkam zorunlu olanlar, birde buna kendi isteği ile her ay müntazaman ayrılanları da eklerseniz yılbaşına kadar kurumdan 500 kişi emekli olur.
Sonra ne olacak.1 sene geçmeden alınanların yerine gidenlerin sayısı artacak...
" Dostlar alışverişte görsün " mü ?, dersiniz, 'Birilerinin egolarını tatmin ' mi dersiniz ne derseniz deyin artık ama Sokakta işsiz sayısının her geçen gün arttığı bilinsin.

A.ÖZTÜRK

aysema dedi ki...

Haklısın Parpali "YOK Kİ YOK!"

Bizi bu duruma düşürenler ne zaman yok olacak?

aysema dedi ki...

Sayın Öztürk,

Durumu özetlemişsiniz. Ne yazık ki durum bu...

Ben en çok işsiz kaldıkları, umutsuz oldukları, başka çare bulamadıkları için "kazmacı" olmaya aday bu acemi kişilerin işe girdiklerinde ne yapacaklarını merak ediyorum.

Üniversite mezunu bir genç, şimdilik yeter ki iş olsun, anlayışıyla madene indirilecek!Ya sonra... Sonrasını yaşayıp göreceğiz.

İyi olmasını dilemekten başka yapacak bir şey de yok ne yazık ki!

hamdivehusnucan dedi ki...

merhaba.nasılsınız. demotike iyi bir dosttur önerileri ise bana ilginç geldi kendisinede yazdım müzük işin sevimsizligini azaltırmı acaba .selamlar -not ah kardeşlerim işleri çok zor o madenlerde-

Galeni dedi ki...

Hamdolsun 3 bin kişiye iş sağlıyor hükümetimiz. Demek ki kriz bizi "teğet" geçmiş. Zaten bize bunlar vız gelir teğet geçer...

aysema dedi ki...

Selam Hamdihüsnücan,

İyi olmaya çalışıyorum. Teşekkür ederim.
Demotike'yi merak ettim, gidip gördüm. Daha iyi tanımak için siteme ekledim. Daha ayrıntılı okuyacağım.

Madencilere gelince gerçekten çok güç koşullarda çalışıyorlar. Çoğu maden ocağı kapatıldı. Birileri tarafından kaçak işletiliyor, sigortasız işçi çalıştırılıyor. Güvenlik önlemi alınmadığı için de sık sık kazalar oluyor. Ölenler iki saniyelik haber bile olamıyor bazan... Ölümler de ucuzladı artık. Ancak yüzlercesi dizi dizi olunca bir süre ahh vahh ediliyor, sonra yenileri oluncaya kadar unutuluyor.

İşçi sağlığı ve iş güvencesi önemli bir konu. Sendika da öyle...

aysema dedi ki...

Evet işçi alır görünürken diğerlerini çıkarıyorlar Galeni.

Zamanında doğal kaynaklarımızı koruyalım diyenlere kulaklar tıkandı.Kimi satıldı, kimi kapatıldı, kiminin de işlerliği azaltıldı. Bugünlere geldik sonunda. Bu kadar çabuk acı gerçeklerle karşılaşacaklarını düşünmemişler anlaşılan.

Şimdi doğal gaza %22,5 zam yapmak zorundayız diye ortaya çıkıyorlar.
Hala gerçekleri görmeyenlere duyurulur. Ya temelli keserlerse doğal gazı, ya da alacak gücümüz hepten tükenirse ne olacak?

Düşünmek zorundayız değil mi? Tehlike kapıya dayandı.

pRncfRn dedi ki...

Bu haberi okumuştum, gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum artık, üniversiteli binlerce insan açıktayken daha buraya ne diyeceğimi bilmiyorum.

Hele ki o sınavları görseydin aysema -belki görmüşsündür-, sanki insan değil hayvan alacaklar oraya!

aysema dedi ki...

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri de işsizlik. Genç ve işsiz insanlar. Yıllarca emek harcamışlar, azımsanmayacak paralar harcamışlar, sınavdan başka bir şey bilmeden büyümüş genç olmuşlar. Sonra bir işe yaramaz gibi unutulmuşlar.

Ve daha da kötüsü işverenler bundan yaralanarak işe girenleri çıkarıyor, ya da emeğini sömürüyor.Biliyor ki binlerce işsiz var, çok daha az parayla her koşula razı insanlar var. Herkes bu tehdit altında yaşıyor ne yazık ki ülkemizde. Kim kendisini güvencede hissediyor ki?

TTK(Türkiye Taşkömürü Kurumu) ne yapsın, nasıl elesin bu kadar kişiyi?
Başvuru sayısı :37 bin 196...
İşe alınacaklar: 3 bin...

Nasıl seçeceksin? Ve bu insanlar maden ocağında "kazmacı" olacak...

Sınavı yapan görevlilerin durumu da hiç kolay değil. Gece gündüz çalışıyorlar.

Durum bu sevgili Prcnfrn...

DemotikE dedi ki...

Selamlar.
Yorumlardan birine verdiğiniz cevapta aslında benim kaleme almak istediklerimi özetlemiş gibisiniz.
Bölge kömür havzasında geçtiğimiz 3 yıl içinde, (bendeki dökümana göre) toplam 7 ocak kapanmıştı. Ayrıca çalışan ocaklarda 11 galerininde kapatıldığı görülüyor.
Yine bu dönem içinde toplam 7 bin işçi peyder pey işten çıkarılmış. Yerine işçi alınmamak kaydı ile.
Bir ocaktaki göçükten sonra bilirkişi raporu neticesi ocaklardan biri zaten külliyen kapatılmış. İşçileri tasfiye edilmiş bu da artısı. Kaç kişi işten çıkmış belge yok.
Şimdi işin aslına gelelim. Bu işçiler sürekli değil geçici olarak işe alınıyor. Çünkü, gelecek yıl yandaşlara dağıtılacak bedava kömürü hali hazır üretim karşılamıyor. Şaka değil, tarikat ve cemaatlerin müridleri ciddi şekilde arttı. Bu nedenle bu insanlar "payını" haklı olarak isteyecek. Başka ne yapacaklardı.
Elleri mahkum işçi alacaklar elbet. Ama 3 aylık bir dönem için. Rezervler 2 yıllığa tamamlanınca işçilere "şut". Bitmedi izleyin görün. Ocaklar zararla (!) kapandığı için elektrik, su ödemeleri yapılmayacak. Hiç konuşulmuyor ama alınan kredi var. Bu zarar(!) nedeni ile kredinin üzerinede "su" içilecek.
Bu Zonguldak hikayesi bitmez ama bu kadarı sanırım bir fikir vermiştir.
Dostça kalınız.

Adsız dedi ki...

Ölülerin bile altında! Madenci? Seçilecekki canını korusun, başkalarınında canınıda korusun. İş ve aş kazansın onuruyla "Hayvan" gibi değil. Ne zor meslek olduğu bilinsin.
Ki dünyanın en zor işi için kaç kişi savaş veriyor..
EMİR:)

zihni dedi ki...

Benim dikkatimi çeken, ama şu ana kadar hiç rastlamadığım bir konu var:
Devlet ve toplum, "meslekler arası temel saygınlık" olarak neden ayrımcılık yaparlar?
Yani, asker ve polis üniformalıların meslek kazaları sonucu ölümlerine şehitlik, iş yerlerinde insanın ve makinaların temel gereksinimlerini üreten emekçilerin ne ölüsü ne de dirisi haber değeri taşır!
Maden ocaklarında çalışan insanların ömür ortalamaları çok düşüktür diğer mesleklere göre. Bir böbrek ve 1 kg kan için ne paralar ödendiği halde, ağır koşullarda çalışanların kısalan ömürleri hani değeri alır bu toplumda?
Oldukça gerekli bir konu açmışsınız, kutlarım.

aysema dedi ki...

Demotike Hoşgeldin.

Eskiden maden işçisinin toplam sayısı 50-60 binlerde iken şimdilerde bu sayı 10 binlere düşmüş. Zonguldak genç emekliler şehrine dönüşmüş. Üniversiteye giden çocuklar artık dönmüyorlar. İsteseler de dönemiyorlar.

Burada "Taşkömürü" çıkarılıyor. Kalorisi oldukça zengin bir maden. Oy uğruna da olsa yandaşlarına dağıtılacak türden değil karaelmas.
Demir çelik fabrikalarında, termik santrallerde kullanılıyor. KÖMÜR bu fabrikalara çok ucuza satılarak kurum zarar eder duruma düşüyor. Sattıkları yerler ürettikleri demiri çeliği pahalı satarak kar ediyor. Bu durumu anlamak zor.

Yandaşlarına dağıttıkları kömür torbalarını Ayvalık, Sarımsaklı'da yazın en sıcak günlerinde kapı önlerinde görmüştüm. Yüzüne bakan yoktu, güneş enerjisinden faydalanıyorlardı çünkü... Kaliitesi konusunda bilgim yok. Nereden alındığını da bilmiyorum.

Teşekkürler yorum için.

Dostça yaşayın.

aysema dedi ki...

Sevgili Emir,

Gerçekten madende çalışanların koşulları çok ağır. Sizin de belirttiğiniz gibi ölülerin bile altındalar. Mezar kaç metre ki? Madenciler yerin 300-500 metre altında kazmayla kömür çıkarıyorlar. Başka seçenek olmadığı için üç bin kişinin alınacağı bu işe tam otuz yedi bin kişi aday oluyor.

Doğal kaynaklarımızı tüketirken en azından gelecek kuşaklar için savurganlıktan kaçınmalıyız.

aysema dedi ki...

Hakça bölüşmek önemli, ama ne yazık ki bizde öyle olmuyor.

Silahlı güçlerimiz vatan savunması yapıyorlar, güvenlik güçlerimiz güvenliğimizi sağlıyorlar. Bir de hiçbir şey yapmadan paraya para demeyenler var. Asgari ücretlinin bir ayda kazandığını birgünlük harcama olarak çocuklarına beğendiremeyenler.
Neremiz doğru ki?

"Kalem kılıçtan daha keskindir" ama kim biliyor ki bunu?

DemotikE dedi ki...

Akdeniz ve Ege bölgelerinde "ver" diyen pek olmadığına "al" diye şirinlik yapılmaya çalışılıyor.
O kalorisi çok yüksek(!) tai kömürünü cemaat evlerine gidipde bir bakın nasıl aslanlar gibi koca koca toplantı mekanlarında yakıyorlar.
Doğru olan ve benim kısa yoldan anlatımımla güdük kalan olay şudur.
Sıradan müridler, 30 paralık yanmayan kelle odun ve moloz kömürü alabilirler. Bu tür Trakya bölgesinde ve orta Karadeniz bölgesinde bulunur.
Taş kömürü ve linyit cemaat üst yönetim ve ileri gelenlerine dağıtılır.
Toplantı mekanları ve vakıfları da bu kömürleri kullanır.
Geçen sene çoğu vakıf kış ayında ayağa kalkmıştı. Bu kelle kömürler yanmıyor bize vermeyin diye.
Bir örnekle birireyim. İHLAS Anadolu'daki tüm binalarında kömür kullanıyor. Tek istisna Ankara'da ve İzmir'de yanlış hatırlamıyorsam mazotlu binaları da var.
Dostça kalın.

Günlerin Getirdikleri dedi ki...

merhabalar.
yazınızı zevkle okudum.Ne güzel dile getirmişsiniz duygularınızı,katılmamak içten bile değil.Ülkemizin durumu içler acısı.dahada kötü günler bizleri bekliyor.Ünüversite mezunlarının ,kendi mesleklerini icra edcekleri bir çalışma kapısı olmayınca maden ocaklarında çalışacak duruma geliyorlar.Yazık hemde çok yazık.

aysema dedi ki...

Bu kadarına pes doğrusu... Her şeyi yaptıklarını biliyorum da bunu nedense yapmazlar diye düşündüm.

Deniz Fenerini unutmadık aslında. Satıla satıla elimizde bir şey kalmadı. Kömürü mü almayacaklar?

Paylaştığınız için teşekkürler Demotike.

Sevgiyle kalın dostça yaşayın.

aysema dedi ki...

Günlerin Getirdikleri Hoşgeldiniz.

Ülkemiz gerçekten zor günler geçiriyor. Gelecek de parlak görünmüyor. Ama yine de umudumuzu yitirmemeliyiz.Çünkü çok iyi yetişmiş insanlarımız da var. Kara gün kararıp kalmaz.

Beğendiğine sevindim, teşekkürler.

Sevgiyle kal, dostça yaşa.

DemotikE dedi ki...

Evet, ülkemizin dert ve problemleri olarak bu başlıklar halinde, irdeleyip, söylediklerinize katılıyorum.
Amerikalının "aklı"na gelince.
Bakış açılarımız farklı, değerlerimiz farklı, o insanların ve bizlerin "önce"leride farklı.
Başka ülke insanları ile kendi insanımız arasındaki farkı gerçekten, asgari anlayabilmenin ölçüsü dildir.
Bir ülkenin kültürel yapısı hakkında bilgi sahibi olmadan, o dili konuşmak (burada yabancı bir dili gerçek anlamda öğrenmekten bahsediyorum) mümkün değildir.
Amerika'da ve yine örneğin Houston'da (yaşadım, gözlerimle gördüm) 70-80 yaşındaki kadın ve erkekler akşam üstleri arabalarına binerek şehir içinde zevk için gezerler. Hızları 20 km'yi de geçmemesi için bilhassa dikkat ederler.
Nedir bu? Kim yapabilir bunun açıklamasını?
Kadın yada erkek orada eskilerden öğrendiğim. İşten çıkınca, ya arkadaş ve dostlarla yada tek başına barlarda 1-2 (genellikle) brendi içmeden eve gitmeyenler % 50'lerde imiş.
Bu nasıl açıklanır?
Kendimizi aldatmayalım. Bize doğru diye anlatılan yalanları yaşıyor ve savunuyoruz.
Doğrularla karşılaşıncada tersimiz dönüyor.
Önyargısız, tarafsız olarak ve anlamaya çalışarak, bu konulara bakma şansına kaçımız sahip acaba?
Biz, el kadar sabileri; "Günah", "haram", "ayıp", "yasak" diye eğitiyoruz.
Daha bizlerin çok fırın ekmek yemesi lazım.
Korkarım bu dünyanın tüm fırınları bize çalışsa yinede yetmeyecek.
Dostça kalın.

Ruyayla dedi ki...

Bu ülkede tarımla uğraşanların sayısının gittikçe azalması,büyük şehirlere göç , dayısı amcası olanlar ve kısıtlı imkanlar yüzünden insanlar eğitimini gördükleri işlerden çok başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Geçenlerde 70 li yaşlarında zamanında üniveriste okumuş birsen teyzeyle muhabbet ederken "şimdi ki gençliğin haline acıyorum, o kadar oku sonra simit sat eskiden okul okumakta kolaydı, evlenmekte , çalışmakta... bu ülke nereye gidiyor ?" çok haklı ne söylenebilir ki ?

aysema dedi ki...

Sayın Demotike,

Ben de Amerika'da bulundum. Trafikteki düzene de hayran kaldım. Ancak bu düzene uyulmadığı zaman verilecek cezanın çok ağır olduğunu da biliyorum. Hatta gecenin geç vaktinde hiçbir aracın olmadığı bir saatte kırmızı ışıkta geçen arabanın resminin çekilip araç sahibinin evine bu resimle birlikte ceza gönderildiğine de tanık oldum. Beyaz Sarayın önünde her gün gösteri yapanları, etrafta hiç polis görünmemesine şaşarak izledim. Ve işe girerken diploma,vb. evrak istenmediğini; sizin beyanınızın doğru sayıldığını, ancak yalan söylediğiniz anlaşılınca da en ağır cezalarla cezalandırılacağınızı anlatmışlardı o zaman.

Bütün bunlar devlet politikası, devlet düzeniyle ilgili.

Bir şey daha aklıma geldi. Eğer gençseniz ve spor arabanız varsa çok vergi ödüyorsunuz. Evlenirseniz verginiz düşüyor. Çocukluysanız biraz daha düşüyor( sorumlulukları olanlar daha az risk alır, dikkatli olur diye).

Sistem oturmuş. Herkes kurallara uymak zorunda. Kayırma, kollama yok.

Bizim iyi yetişmiş insanlarımıza ortam hazırlansa, olanaklar verilse çok büyük başarılara imza atacaklarına inanıyorum.

Sadece şu blog aleminde yazılarını paylaşan insanlarımız bile bunu kanıtlıyor. Ama onları destekleyecek kimseler görünmüyor ortalıkta. Bir el uzatan olsa kaç yazar, kaç sanatçı, kaç düşünür kazandırmış oluruz.
Çokı mu uzattım, umarım sıkılmamışsınızdır okumaktan.

Saygılar.
Dostça yaşayın.

DemotikE dedi ki...

Teşekkür ederim.
Gece geç saatte çala kalem yazdıklarıma yaptığınız katkılar için ayrıca teşekkürlerimle.
Bu söylediklerinize katılmamak mümkün mü?
Elbette nice değerler heba olup gidiyor.
Arkadaş, dost, kanka, toprakçılık, çıkar ilişkileri, yandaşlar çeşme başlarını kapmışlar. Ve bu öyle acımasızca, kasten, planlı olarak kurulmuş bir sistemdir ki; Sözde sınavlar düzenlenir yeterlik aranır görüntüsü altında, işte o çeşme başları "Yağma Hasan'ın böreği".
20 sene sonra yaşayacağımız, tarımda üretim faciasını zannediyormusunuz yetkililer görmüyor. Elbette görüyorlar ama ülkemiz için planlanan ve dayatılan rolün gereği bu.
Bahçeli-Yılmaz-Ecevit hükümetinin yerle bir edilmesinin en büyük sebebi neydi biirmisiniz? (ister kabul edin ister etmeyin)
Dış borçlar ödenmekte idi...
Bugün, hem ödenmiyor ve hemde katlanarak büyüyor.
Bakın inceleyin. Bugüne dek tüm egemenlik ve bağımsızlıklarını yitiren ülkelerin, aynı bizde olduğu gibi devasa borçları vardı.
Bu işlerden zerre kadar anlayabilenler çok iyi bilirki; Mustafa Kemal ve arkadaşları cumhuriyetin kuruluşu ile bu ülkede öyle temeller attılar ki, eğer içimizdekiler bizi, bu vatanı satmasalardı o gelişme hızı ile dünyayı arkamızda bırakmış olurduk.
Ama o temeller bugün yerle bir edildi. Kale diye dillendiriyoruz.
Artık kale male de kalmadı.
Çok dost, "çok karamsarsın", "Ayağa kalkılırsa birşeyler yapılır", "Tepkisiz mi kalalım" diye eleştiride bulunuyor. Kırmamak için, sonuç alınamayacak tartışmalara girmemek için "sende haklısın", "he he..." diyip geçiyorum.
İşin aslı, artık bittik.
Ama insanımız, hala anlamsız ve manasız bir umudun peşinde. Yıllar önce uygulamaya konulan, "önce sağcı partiler ve mutlu azınlık, bu mutlu azınlık ki; Ülkeyi içten vuracak...". Bu politikalar artık yerini daha "cüretkar politikalara" bırakalı çok oldu.
Kürtler silahlanıyor, hergün bir yerlerde can yakıyor. Küstahlıklarını her geçen gün arttırıyorlar. Münferit olaylarda tutuklanan Kürt yok. (Siz PKK) deyin, kendini kandırmak ücretsiz.
Ama canı yanmış vatandaş, pompalıyı kapıp sokağa çıkınca "provokatör" oluveriyor.
Öylede çatışılacak böylede. Bugün yada yarın. Yapmamalı bilinçli vatandaş bunu. Yapmamalı da, neden Ümraniye ve çevresinde yine eylem olacak haberi, istihbaratı geldiğinde neden eylem başladıktan sonra güvenlik güçleri bölgeye geliyor. Bu bölgedeki PKK yuvaları (hepsi biliniyor) neden yok edilmiyor?
Hedef sonuç olan, amacın ne olduğunu anlama özürü içindeki halkımıza ne söylesek boş.
Dostça kalın.

kelime dedi ki...

İlahi demotike,
Ölelim mi yani:) Bu ülke çok "bittik" gördü, ama bitmez. "Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"

Yani ölmezsek bitmez anlatabiliyor muyum?

Olumsuzlukları durmadan tekrarlamak zikir etkisi yaratıyor. Dilimizi değiştirmek zorundayız. 30 yıldır ülkenin ne kadar berbat durumda olduğunu dinliyorum. Sıkıldım. Yoruldum. Gençler neden depresif? Neden ayağa kalkamayacak kadar bitkinler?

Söylemek yetmez. "Birileri bişey yapsın" yetmez. Olumsuzlukları durmadan söylemek eyleme geçmemenin bahanesi.

Mustafa Kemal zamanında durum bundan iyi miydi? Ama o dönemin insanları kendilerini bırakmamışlardı. Bu karamsarlık bize kimin hediyesi?

selamlar.
ilbilge.

DemotikE dedi ki...

Sayın İlbilge;
Söylemek yetmez. "Birileri bişey yapsın" yetmez.
Bunu ben değil siz söylüyorsunuz.
Kim o birileri...
Kim o ayağa kalkacak...
Peki...
30 sene demiştiniz değil mi?
30 senedir neden hala.....
Yazımın içinde, geçen zaman içinde değişen politikalarla ilgili vurgularıma dikkat ediniz.
Ben, bu satırları "kusura bakmayın ama" sokaktaki adama yazmıyorum.
Onun anlamayacağı, ona anlatmanın da asla mümkün olmadığının bilincindeyim.
Dostça kalınız.

aysema dedi ki...

Sevgili Rüya,

Gençliğin durumu günümüzde zor hem de çok zor.

Üretmeden tükettiğimiz için, kaynaklarımızı hovardaca kullandığımız,yabancılara ya da yandaşlara sattığımız için, tarıma önem vermediğimiz için, işe göre değil, adama göre iş yarattığımız için ,her alanda plansız düzensiz yaşatıldığımız için...

Çocuklarımızı iki karşıt görüşe göre yetiştirmek için eğitim birliğini(tevhid-i tedrisat kanunu) bozarak ülkenin bölünmesine çanak tutacak, kardeşi kardeşe düşman edecek ,ABD kaynaklı "ılımlı islam !"ı baştacı ettiğimiz için...

Parayı tüm değerleri yok edecek şekilde "araç" olmaktan çıkarıp "amaç durumuna yükselttiğimiz için, "paran kadar konuş" anlayışını topluma benimsetmeye çalıştığımız için...

Çocuklarımızın bir kısmını tarikatların eline bıraktığımız, kimsesiz, korunmaya muhtaç çocuklarımızı bıraktığımız kurumları yeterince denetlemediğimiz, sorunlu insanların ellerine sorumsuzca bıraktığımız için...

Kadınlarımızı ikinci sınıf sayan yönetimleri başımızda taşıdığımız için...

Aslında bunları çoğaltabiliriz. Ama ben yine de umutlu olmak istiyorum.
Çünkü kaynağımız da var, insanımız da var. İyi bir yönetimle bunları harekete çekirebilsek, ah bir uyanabilsek sorunlarımızı birbir çözeriz...
Sevgiyle kal, dostça yaşa.

kelime dedi ki...

Sevgili Demotike,

Herkes kendi yeteneği ve etkisi çerçevesinde bir şeyler yapabilir. Arge kurumlarında çalışan idealist mühendisler var. Gece gündüz, yerli üretim yapmak için çalışıyorlar. Artık Türkçe ve kaynak kodları bizden olan bir işletim sistemimiz var biliyor musunuz, Pardus, duydunuz mu?

Üretim için uğraşıyoruz, engellemeler oluyor evet ama bir yerden başlamak zorundayız.
Öyle ya da böyle devlet arge destekleri veriyor. Teknoloji şirketi kurabiliyorsunuz, 2 yıl geri ödeme olmadan kredi alabiliyorsunuz. İmkanlar yok değil.

Çok işsizimiz olduğunu söylüyoruz da bu işsizlerin neden niteliksiz olduğunu konuşmuyoruz. Bu kadar mezun bir araya gelip bir tübitak projesi yazamaz mı? Yazamaz. Çünkü mühendis mezun ettiğimiz de yalan, ziraat mühendisi mezun ettiğimiz de yalan. Bunun sebebi de üniversitelerin liseye dönmüş olması değil sadece. Kopya var. Bu çocuklarda umut yok ki. Öğrensem ne olacak diye diye bi bk olamıyorlar. Kitaplar orda duruyor. Biri gelsin anlatsın, oldu canım.

Dışardan beklemek dediğim bu.Her şey politikaların suçu, her şey devletin suçu. Tembel bireylerimiz? Sütten çıkmış ak kaşık. Kimsenin kafasına günde 16 saat tv izlesin diye silah dayamıyorlar.

Değişim iki türlü olur, ya yukarıdan aşağı, ya aşağıdan yukarı. Bu ülkede aydınlar nedense yukardan aşağı olmayan düzelmeye razı değiller. Bu nedenle de uygulanan politikaları eleştirip duruyoruz. O politikaları uygulayanlar aşağıdan geldiler, ev ev gezerek geldiler. Olumlular, gayretliler. Onlar yıllardır çalışırken, bizim bilmiş köşe yazarlarımız fısır fısır bu halkın bitmişliğine söylenerek içimizi kararttı. Gençliğe verdikleri zararı umursadılar mı? Umutsuzluk sattılar. İçimizi kararttılar.

Değişim küçük etkilerle gelecek. Olumsuzluğa teslim olmayan, karamsarlığı kader bellememiş kuşakla gelecek. Ben 80 kuşağından çok umutluyum açıkcası. Onları görüyorum. Siyasi sorunlara duyarsız olmakla kazanacaklar. Çünkü "duyarlı" olmak sandığımız şey, 70 yıllık beğenmediğimiz politikaları durmaksızın (zikir etkisi) tekrarlayıp, nelerin yanlış olduğunu vurgulamaktan ibaret. Bir çeşit aydın masturbasyonu bana göre.

Eyleme geçmek illa sokağa çıkmak değildir. Eylem illa ki devletin başındakileri değiştirmek değildir. Sadece siyasi partilere girmek ve uğraşmak değildir. Ki zaten gençlerde onu yapacak hal ve inanç kalmamıştır. AKP gençliğini saymazsak...

Daha yazacak çok şey var. Tartıştığım haklılık haksızlık değil. Sadece değiştiremeyeceğimiz konularda enerji harcayıp, değiştirebileceklerimize halimiz kalmamasından yoruldum.

Selamlar.
ilbilge.

aysema dedi ki...

Demotike,

Söylediklerinizin hepsine katılıyorum. Plan belli,yerel olarak da, ulusal olarak da, ulus dışındaki güçler olarak da...

Halkımız yoksullaştırıyor. Kıytırık yardımlarla toprağını işlemeyi bırakıyor, tembel, yoksul, çaresiz birilerine el açarken geleceğini çalanlara el verdiğinin farkına bile varmıyor.

Ulusumuz üretmeden tüketen, yerli malı haftalarını unutan, kredi kartlarıyla borçla yaşamaya alıştırılan bir kıvama getirilerek IMF yardımı adı altında bağımlılaştırılıyor. Atatürk zamanındaki "Kendimiz kazanır, kendimiz yerik" anlayışıyla Osmanlıdan kalan borçların bile ödendiği günlerden uzaklaştırılıyoruz hem de bilinçli olarak. Ekonomik olarak bağımlı olanların diğer alanlarda bağımsız olmasını bekleyemeyiz değil mi?

O dönemde eleştirdiğimiz Koalisyon hükümeti, özellikle Ecevit ABD'nin isteklerine direndiği için, biraz da sağlık nedenleriyle bir anda istifalarla yok oluverdi. Ben o sıra ABD'deydim. İnternet başından kalkamamıştık.

Sonrasını yaşıyoruz bugün...

Sağ-sol dediler bölemediler, alevi-sünni dediler bölemediler,Türk-Kürt diyip bölemeyecekler, bölemeyecekler, bölünmemeliyiz.

Halkın bunu istediğine inanmak istemiyorum. Dinciler,kürtçüler,işbirlikçiler karıştırıyor,kışkırtıyor diye düşünmek istiyorum.
Karamsar olmamız için çok neden var, ama yine de umut diyelim. Sizler gibi, bizler gibi vatanını,ulusunu,insanını düşünen insanlarımız var. Çare arıyoruz, çare belki de bizleriz ne dersiniz?

Dostlukla.

aysema dedi ki...

Sevgili Kelime,

Ben yorum yazarken yorumlarınız peşpeşe geldi Demotike'ninkilerle birlikte...

Çok teşekkür ediyorum. Tartışma gerçekten yararlı oluyor. Katkılarınız beni mutlu etti.

Nasrettin Hoca'nın fıkrası geldi aklıma. "Sen de haklısın."

Herkes kendi gücü ölçüsünde çalışsın, katkı sağlasın diyorsun.Bu yapılıyor, yapılmalı.
Eğer bugün hala ayakta durabiliyorsak çalışan, üreten insanlarımız sayesinde. Ancak çalışmak isteyip de çalışma olanağı bulamayan, yoksul babasından harçlık alarak yaşamaya çalışan binlerce genç istese de bunu yapamıyor. Aç insan karnını doyurmayı düşünür, ülkesini düşünmez, düşünemez.

Gençleri AKP örgütlüyor, kadınları örgütlüyor. Besliyor, çocuklarına burs, yurt veriyor.Kömür, yiyecek dağıtıyor. Bunların kaynağını biliyor muyuz? Kısa sürede nasıl bu kadar zengin olabiliyorlar.

Hangi çağdaş kurum bunları yapabilir ki... Üyelerin aidatı tutulan büroların kirasına bile yetmiyor. Üyeler bilgice zengin, paraca yoksullar.
Yetkisizleştirildiler.Çaresiz bırakıldılar.

Ama yine de umutsuz olmaya hakkımız yok. Koşullar zor ama Kurtuluş Savaşındakinden ağır değil. Bilinçli yurttaş sayısı bakımından da çok daha iyi durumdayız.

Biraz da umut aşılamak zorundayız galiba. Umutsuzluk diye diye umudumuzu da yitirirsek işte o zaman kaybetmiş olacağız.

Mustafa Kemal öldü, ama Mustafa Kemaller yaşıyor, yaşayacak...

Sevgiyle kalın, dostça yaşayın.

gay_yor dedi ki...

bir şey yaptıklarını sanıp sadece sanan bir hükümetin boyundurluğunda yaşamak ve olanlara akılsır erdirememek buna deniyor işte..

DemotikE dedi ki...

Sayın gay_yor;
Bir ara vakit ayırıp, yukarıda tüm yazılanları, şöyle bir 300 - 500 kere okuyun derim.
Yeterli olacağını sanmam ama siz yine de bir deneyin.
.....
Kıymetli Aysema;
Aslında aynı dili konuşuyor sayılırız.
Bizlerin gerçek sorunu lider...
Ama adamlar akıllı önce bu ülkede lider olabilecek, halka öncülük edecekleri yok ettiler.
Ergenekon hikayesi ile içeride tutulanlar boşuna mı?
Ama eğer bir umut varsa, eğer kurtuluşa ereceksek, bugün içerde olanlardan gelecektir hareket ve önderlik.
............
Sayın Kelime;
Siyasi sorunlara duyarsız olmakla kazanacaklar.
Sizin bu sözü söyleyebilmeniz, sadece klişe kullandığınızı gösteriyor.
Amacının, zaten "bu" olduğunu anlatmaya çalıştığımız "sistemi" bizler "bu" nedenle eleştiriyoruz.

aysema dedi ki...

Sevgili Gayyor,

Senin de belirttiğin gibi yaşananlar akıl sır edilecek değil.

Herkesin işine yoğunlaşması gerekirken hepimiz yıllardır ülkemizi koruma adına mücadele etmekzorunda bırakılıyoruz. Çünkü başa geçenler yaşam alanımızı daraltıyor.

Kendi çıkarları için dünyamızı karartmaya çalışıyor. Düzelmesini istiyoruz hepimiz. Daha insanca yaşamayı hak ediyoruz.

Bu arada heykel ödeviniz bitti mi? Ağlayan heykeli yapabildiniz mi? Merak ediyorum.

Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Demotike,

Aslında burada yorum yazan tüm arkadaşların aynı şeyin farkında olmaları beni sevindirdi. Hepimiz ana hatlarıyla içinde bulunduğumuz durumdan mutsuzuz.

Durumdan kurtulma konusunda ayrılıklarımız var galiba gençlerle. Biz yaşlıların deneyimleri,gençlerin gücü birleştirilebilirse başarı sağlanacaktır.

Ergenekon konusundaki düşüncelerimiz aynı. Daha önce bu konuda birkaç yazı yazdım.Yinelemeyeceğim.

Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın,dostça yaşayın.

gay_yor dedi ki...

sayın demotike..
benim yukarıda yazılanlara birkerede okuyunca anlayacak kadar zekam var..ama 50 bin kez de okusanız bir halta yaramaz..çünkü her şey ortada..şöyle bir etrafınıza bakınınız göreceksiniz..

gay_yor dedi ki...

hayır henüz bitmedi sevgili aysema grup halinde yapıyoruz ve 16 kasıma kadar vbitmesi gerekiyor..ama tüm verilen fikirleri değerlendiricez..Hangisi daha gerçeğe yakın olursa onu uygulayacağız..

aysema dedi ki...

Sevgili Gayyor,

Amacını aşan yorumlar için kendi adıma özür diliyorum. Sanırım birbirimizi tanımadan önyargılı davranıyoruz bazan.Bu hakaret etme özgürlüğü tanımamalı kişiye. En çok da tanımadıklarımız hakkında böyle yanılgılar yaşanabiliyor.

Ben sizin duyarlı ve duygulu oluşunuzu sevdim.

Çalışmalarınızda başarılar. Yorumlarınız için teşekkürler.

Dostlukla...

kelime dedi ki...

Demotike,

Kolaya kaçtığınız için artık bunu uzatmanın gereğini görmüyorum. Öğrenilmiş doğruları tükemekten vazgeçmeyeceksiniz anlaşılan. Tam tersine ben klişeler ötesinde ahu vahlar ötesinde çözümler önermiştim. Ama cevap dahi vermemişsiniz çünkü dogmatiksiniz. Sizi o karanlık çemberinin ötesinde bir yere bakmaya ben ikna edemem.

Paradigmamız farklı. Gençlerin beni daha iyi anladığını düşünüyorum.

sevgiyle kalın.
ilbilge.

kelime dedi ki...

sevgili gay-yor,
kuşak farkı mı desek? ben sizlerden, bizlerden umutluyum...

keşke heykel yapabilseydim...

DemotikE dedi ki...

Tüm yazılanları okudum.
Önce; Sayın Gay-yor'un ard niyetli olduğuna inanmıyorum ama böylesi bir konuda (kim ne derse desin) bu uslup, cehalettir.
"Ben gençlerle daha iyi anlaşıyorum".......
Burada, form ortamında değiliz.
Düşünceyi konuşuyor ve dillendiriyoruz.
Düşünce tarihini hatm etmiş insanım. Düşüncede genç ve yaşlı yoktur.
Ama didaktik anlamla bakacak olursak elbet bir fark olacaktır.
İşte bu durumda kişi haddini bilmeli.
Yoksa, işte böyle "hakaret" gibi algılanan tepki ve davranışlar ortaya çıkar.
Hakaret gerçekte yaşam felsefeme uymaz... Uymaz ama hafifliklerede izin vermem.
Keza, özlemini duyduğunuz gelişimin içinde, aydınlanmanın içinde "bu" mutlaktır. Burada, eksiği olanın, geride kalanın "ahı vahı ile uğraşamam".
Ve Sayın Kelime;
"O ötesinde" önerdiğiniz çözümler zaten klişenin temel yapısı.
Son olarak; Bendeniz, elbette kişisel düşünce ve öngürülere sahibim. Ama, toplum içinde bu kişisel görüş ve öngörülerim arka plandadır.
Evrensel çizgilerde kalmak temel düsturundan hareket ederim.
Bu gerçek denen gömleği ben dikmedim. Kumaşını rengini ben seçmedim. Formuna ben karar vermedim.
İşte gömlek orada...
Elbette kimine dar, kimine bol gelecektir.
Tüm mesele bu gömleği giymeyi istemek yada istememek.
......

Evet, ben kolayı seçtiğim ve daha çoook okumam gerektiği için, ateşten gömleği giyiyorum.

Sadece kendi davulunun sesi olduğunu sananlara; "Türkiye insanının gerçeği" diyeyim
ve ekleyeyim.
Tartışma güzeldi de... Benim ve ülkemin kaybedeceği zaman yok.
Ben, bu lükse sahip değilim.
Kusura bakmayın.
Selametle kalınız.

gay_yor dedi ki...

sayın demotike
ben 20 yaşındayım ve bu zamana kadar siz deyin yaş olgunluğu yada benden küçük yaştakilere asla hakret etmedim..bunda bu kadarda kendimden emin konuşuyorum..
siz benim uslubumda böyle bir şey gördünüz ama bende sizin uslubunuzda gördüm..ama burada siz bana hakaret ettiniz demem demeyeceğimde..burada düşüncelerimizi paylaşıyoruz..
ve aysema öğretmenin blogunda konuyla ilgili düşüncelerimi sunsabilirim..ve yoruma karşılık vermesi gereken kişide kendisidir..
yüreğinizle kalınız..
bir saygısızlık ettiysem özür diliyorum..bilmeden de olsa..

gay_yor dedi ki...

segli aysema ben hakaret etmedim etmemde çok üzüldüm böyle algılanmam inanın beni çok üzdü..bundan sonra size yorum bırakırken yazacağım cümleleri düşünüp yazacağım..iyi akşamlar..

gay_yor dedi ki...

ve sevgili kelime ..
heykel yapmayı istiyorsan ve bu arzu içinde varsa yolu yarılamışsın demektir..çünkü herşey istemekle başlar:)

gay_yor dedi ki...

ve sevgili kelime..
heykel yapsaydım diyorsan ve bunu düşünüyorsan bu konuda yolu yarılamışsın demektir..çünkü inan bana her şey istemekle başlıyor..:)

aysema dedi ki...

Çarşıya gitmiştim, akşam da konuklarımız geldi. Yorumlarınızı ancak şimdi okudum. Yanıtlar geciktiği için hepinizden özür dilerim.

Sevgili Gayyor, "hakaret" sözcüğünü ben sizin için kullanmamıştım. Yanlış anlaşıldığı için ben de üzüldüm.

Orada, Sevgili Demotike'nin henüz tanımadığı için belki de "üsteki yazıları okuyun" uyarısıyla ilgiliydi söylediklerim. Lütfen istediğiniz gibi yazın. İstediğiniz şeyi yazın. Benim için çok değerli yorumlarınız. Ben sizin tüm yazılarınızı okudum. Yüreğinizi de beyninizi de sevdim. Önemlisiniz benim için de.

Sevgili Kelime,
Sizin de tüm yazılarınızı okudum. Siz de benim için çok önemlisiniz. Çok özelsiniz. Çok çalıştığınızı, önemli işlere imza attığınızı biliyorum. Çok da birikimli olduğunuzu, bunları sıradan şeylermiş gibi öyle doğal yazıyorsunuz ki hayranlıkla okuyorum. Sanırım zamansızlıktan daha az yazabiliyorsunuz son zamanlarda. Ama ben sabırsızlıkla bekliyorum onları. Lütfen yazın.

Sevgili Demotike,

Sizi yeni yeni tanımaya başladım. Anladığım kadarıyla siz de benim gibi emeklisiniz. Bizim zamanımız bol. Yazdıklarınızdan sizin de oldukça birikimli olduğunuzu anlıyorum. Bunlardan yararlanmak beni mutlu eder.

Nedense hepimizde ortak yakaladığım bir nokta var. Hepimiz derken sizler gibi iyi yetişmiş pek çok insanımızı kastediyorum. Çok kırılganız, çok hassasız,çabuk alınıyoruz. Temelde aynı şeyleri söylerken ayrıntılarda boğuluyoruz. Yanlış anlaşılmasın lütfen, ayrıntı önemsiz demiyorum. Ama yangın varsa ülkede ,o yangını birlikte söndürebilmek için ayrıntılarda boğulmayalım diyorum. Bizi yönetmesini istediğimiz kişileri seçerken de aynı ayrıntılara takılıp her seferinde de kaybadiyoruz. Ahla vahla ömür tüketiyoruz.

Midesiyle birbirine bağlı olanlara bakın lütfen. O kadar kişi bu kadar olay yaşanırken gül gibi geçinip gidiyor. İçinden konuşanlar olsa da ser verip sır vermiyor.

Deniz Feneri bizlerden biriyle ilgili olsaydı, önce biz bağırmaz mıydık? Doğru olan bu ama yandaşların seslerini duydunuz mu?
"Kol kırılır yen içinde kalır" diyip susuyorlar.

Çok uzattım.

Tekrar yorumları için herkese çok teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın,dostça yaşayın.

Adsız dedi ki...

Yazıyı okudum, bir de yorumlara bakayım dedim. Yorumlar kitap olmuş. Hepsi çok güzel.
Yazılarınızı beğenerek takip ediyorum.
Sevgiler.
OYA

aysema dedi ki...

Teşekkürler sevgili Oya,

Gerçekten kitap olacak değerde yorumlar var. Her biri ayrı bir yazı olmuş. Herkese teşekkür ediyorum.
Okuyan,araştıran,sorgulayan insanlarımızın olması umut verici.

Adsız dedi ki...

Sıkı kapışma! Bayıldım, fakat biraz seviyeyi koruyalım. İzleyici olarak locadan seyrediyorum.
Saygılar herkeze..
EMİR:)

aysema dedi ki...

Teşekkürler Emir,

Locadan seyredenlere de gereksinim var. Ama her zaman locada oturma da olmaz. Arada sahaya inmek de gerekiyor. Aksi davranış biraz kolaycılık değil mi?

Saygılar.