27 Ocak 2009 Salı

24 OCAK 2009


24 Ocak'ta ilk kez Uğur Mumcu'yla ilgili bir programa katılmadım. Kaç yıl geçti aradan? Susturamayacaksınız diye diye suskun topluma dönüşüverdik. Unuttuk mu? Hayır, bu mümkün mü? Hatta bugün her zamankinden daha çok gereksinim duyuyoruz ona...

O, olsaydı çözerdi, araştırırdı, bulurdu... Bulmuştu da pek çok şeyi... Onun için öldürülmedi mi? Aydınlıktan korkanlar bulanık sularda akıllarınca balık avladıklarını sanıyorlar. Bağıra bağıra çözüyoruz, derken aslında yaptıkları çözümsüzlük üretmek midir nedir? Çünkü nasıl bir çalışmaysa öyle çözdükçe dolanıyor! Sonunda ayaklarına dolanacak da soluğu ABD'de alacaklar gibi geliyor bana. Hem de daha önceki denemeyi yapan gibi kimlik bilgilerini de yok ederek. Kimliksiz, kişiliksiz yaşamak bazılarına çok yakışıyor!..

Neyse "Katiller bulunsun, hesap sorulsun!" diyerek sevgili Uğur Mumcu'yu bu yıl da böyle anarak noktalayayım bu konuyu...


***


Cumartesi günü saat 15'te evden çıkabildik. Kahvaltı, bebişin banyosu, şu bu derken zaman su gibi akıyor. Ne zaman sabah ne zaman akşam anlayamadan günler geçiyor. Neredeyse bir aylık oluverecek Yağmur kızımız. Dünyanın tadı, tuzu ,her şeyi... Önce o, diğer her şey sonraya kalıyor. Anlatılmaz mutluluk kaynağı...

Cumartesi günü küçük kızımız anne-babasına güzel bir İstanbul yaşattı. Küçük aileyi baş başa bırakıp evden çıktık. Önce bizi Küçük Çamlıca'ya götürdü. Gitmeyenler için önerebilirim. Özellikle çocuklu ailelere...
Hava kış olmasına rağmen çok güzeldi. Yemyeşil her taraf, çiçekler içinde... Karşıda adalar, deniz gözlerinize bayram yaptırıyor. Tertemiz bir hava...

Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası romanınındaki Bihruz Bey geldi aklıma nedense. O, Çamlıca'ya gezmek, görmek için değil de görünmek için gidiyormuş; arabasıyla hava atıyormuş bir mirasyedi olarak... Biz sadece görmek için gittik. Ama küçük kızımın arabasıyla, onun şoförlüğünde gezmek bana en az Bihruz Bey kadar büyük keyif verdi! Bunu da itiraf etmeliyim değil mi?

Sonra karşıya geçtik FSM köprüsünden, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneğine (BÜMED) götürdü bizi küçük kızımız... Güzel bir akşam yemeği yedik birlikte. "Gündoğarken" çıkacaktı geç saatte , fakat zamanımız azdı, aklımız bebişteydi, bekleyemedik.

Ve kocaman bir İstanbul turu attırdı bize... Güzel bir mola oldu bu... Boğaziçi köprüsünden geçerek evimize döndük...

4 yorum:

Parpali dedi ki...

Her geçen gün ona ve onun gibi insanlara ne kadar ihtiyacımız olduğunu olduğunu canımız acıyarak hatırlıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız da. Ama gerçek katillerini bile bulunmadı. Yüzüne nasıl bakacağız bilmiyorum.

Oooo Yağmur kız büyümüşte gezmelere de götürür olmuş sizi:) Maşallah...

aysema dedi ki...

Evet Parpali, boşluğu doldurulamadı.Ve küçük katiller bulunuyor da büyükler bulunamıyor.

Yağmur kocaman kız oldu. Bize izin verdi de anne-babasına iki saatliğine bile izin vermedi. Pazar günü ısmarladıkları yemeği iptal edip eve dönmek zorunda bıraktı onları...

Sevgiler...

DemotikE dedi ki...

Çamlıca, yağmalanarak daraltılmasına rağmen hala fevkaladedir.
Hele Boğaz yokmu...
Ömre bedel.
Ben, buraya kar yağdığında da gelirim.
O, karlı halide bambaşkadır.
Görmeyene tavsiye ederim.
...
Evladın kullandığı arabada olmak gerçekten keyif verici.
Birde arabada sigara içmeme izin verseler...

Dostça kalınız.

aysema dedi ki...

Sevgili Demotike,
Teşekkürler yorum için.
İstanbul'un her köşesi birbirinden güzel. Küçük Çamlıca'yı görünce şaşırdım ben de. Nasıl buraları da ranta çevirmediler diye... Ehh biraz küçültmüşler demek ki...

Evladın arabası mutlu ediyor gerçekten. Ve eskiden arabada sigara yaktığımda üfleyip püplüyordu. Kendi arabasında gezdirirken keyfim tam olsun diye "Anne istersen sigara iç!" diyiverdi. Bu kez de ben içmedim. Evlatlar en güzel eserlerimiz. Her şeyin iyisini hak ediyorlar...

Sevgiyle kalın,dostça yaşayın...