14 Şubat 2009 Cumartesi

AŞK GİBİ

http://img523.imageshack.us/img523/6160/kirazdl3.jpg




Dündükten sonra bugün ilk kez evden çıktım. Birkaç adım atmıştım ki aaaa! bu da ne? Bahçemizdeki erik ağaçları yine zamanı şaşırmış, erkenden çiçek açmış. Ne kadar da masum, bir o kadar da güzel... Hem sevindim hem de içten içe endişelendim. Henüz şubat ortasına bile gelmedik sabırsız ağaçlar...

Yağmur çiseleyerek yağıyordu, şemsiyem yanımda olmasına karşın açmadan yürümeye başladım. Severim yağmurda ıslanmayı. Saçım bozulur diye bir endişem de yoktu. Kuaföre gidiyordum nasılsa...

Sokağın başına gelmeden baktım bahar dalları yanakları pembeleşmiş utangaç çocuklar gibi bana gülümseyerek kucak açmamış mı? Ohhh ne güzel bir gün bu! İyi ki evden çıkmışım. İçim açıldı, yenilendim. İçimden : " Yine yeşillendi fındık dalları" ezgileri geçti bir ara.

Yürümeye karar verdim. Bence yetişme telaşı yoksa yürümeliyiz. Yürümeliyiz, çünkü yürürken yaşamı daha çok kucaklıyoruz. Yaşadığımızın farkına varıyoruz. İnsanlarla karşılaşıyoruz. Selam verip selam alıyoruz. Arabada böyle bir şansımız olmuyor pek. Çok çok bizi sollayan, trafik kurallarını hiçe sayan şoför koltuğuna oturmuş kişilere kızgın kızgın bakıp öfkeyle söyleniyoruz.

Belediye otobüsleri biraz daha insanlarla iç içe, ama orada da insan sıcaklığını yakalamamız çok güç...

Hiç unutmam, belediye otobüsünün içindeydim. Otobüs tıklım tıklım doluydu ve Boğaziçi köprüsünden geçiyorduk. Benim gözlerim faltaşı gibi açılmış, boğazın hiçbir güzelliğini kaçırmamak, o güzel manzarayı tüm benliğimle hissederek gözlerimle içmek için büyük bir çabanın içine girmişken bir anda kendimi kalabalığın içinde yapayalnız hissediverdim. Baktım kimsenin manzaraya baktığı yoktu. Çoğu işten çıkmış evine dönüyordu ve mışıl mışıl uyuyordu. Yorgundu, bıkkındı, tüm gün kimbilir nelerle uğraşmıştı. Yaşamaya zaman kalmamıştı...

Yağmurla inatlaşarak yürüdüm yürüdüm. O, giderek şiddetini artırdı, ben şemsiyeyi açmamakta direndim.

Saçım boyanmış, kesilip düzeltilmiş, fönlenmiş olarak kuaförden çıktığımda yağmurun işi azıttığını gördüm. Artık yağmur yağıyor, seller akıyor, bakımlı saçlarım ıslanıyordu. Mecburen şemsiyemi açtım, dolmuşa da bindim. Hava epeyce soğumuştu...

Baktım bahar dalı da, çiçek açmış erik ağacı da ıslanmış kedi gibi bakıyor bana! Üşüyorlar, çok üşüyorlar... Alıp eve getirip kaloriferin yanında ısıtıp tekrar koyabilseydim keşke yerine.

Ama bazı şeylerin telafisi yok ne yazık ki? Her şey mevsiminde olursa yaşama şansı artıyor değil mi?

Aşk gibi...






Not: Resmi bu adresten aldım, teşekkürlerimle.
http://www.neylersin.net/forum/armut-erik-kiraz-agac-cicekleri-t-3432.html

4 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

bu yalancı bahara aldanan ağaçlara acırım ama onlarda her yıl yeniden aldanırlar))

Saçlarını güle güle kullan. Sevgiler sana Aysemacım

aysema dedi ki...

Ağaçlar aldanıyor, aldanacaklar... Ya koca koca insanların yalancı yöneticilere bile bile aldanmasına ne diyeceğiz?

Aldatmamak, aldanmamak dileğiyle...

Sevgiler, teşekkürler...

Parpali dedi ki...

Hepimizi öyle yoruyor ki bu şehir. Ama ne kadar yorgun olursam olayım, köprüden geçerken o manzaraya bakmayı ihmal etmiyorum ben. Hiç kaçırmıyorum o fırsatı. Sabahları Ortaköy'den Ulus'a doğru çıkarken otobüs, denize bakarım mutlaka. Kız kulesi'ni görmeye çalışırım bazen de. Görmeyi istemek ve bakmak gerek.
Yazının bağlandığı konuya ayrıca hayran oldum öğretmenim.

aysema dedi ki...

Gerçekten biraz zorlanarak da olsa görmeyi istemek ve bakmak gerekiyor. Başlangıçta güç gelse de zamanla alışkanlık yapıyor güzellikler de. Onlarsız yaşam çekilmez geliyor değil mi?
Senin duyarlı yüreğin tüm güzelliklere öyle açık ki... Ve yüreğinin güzelliği yüzüne de yazılarına da yansıyor Sevgili Parpali...

Beğenmene çok sevindim. Teşekkürler.