16 Şubat 2009 Pazartesi

BLOGLAR VE DOSTLUK ÜZERİNE


İstanbul'dan dönerken getirdiğim 5-6 kitap var elimde, okunmayı bekleyen. Bugün bir hafta oldu başlayamadım. Onların yerine daha önce pek çok kez okuduğum kitap baktım yine elimde... Çoğunuz okumuşsunuzdur, tam bir el altı kitabı... Okumayanlara öneriyorum Engin Geçtan'ın "İnsan Olmak"ını ...

Arka kapaktan: " Psikanalitik düşünce ile varoluş psikiyatrisini uzlaştırma denemesi olarak nitelendirilebilecek bir kitap"


Bloglarda gezinirken bir tartışmaya tanık oldum. Bloglar eleştiriliyordu. Sıradanlaştığından söz ediliyordu pek çok blogun. Eleştirilmesin demiyorum, eleştirilmeli de... Ancak başarılı bulunanlardan da ad verilerek bahsedilse herkes okusa güzel olmaz mı?

Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum, ama ben okuduğum bloglardan , en kişiselinden bile, çok şey öğreniyorum. Hepsinde sımsıcak insan yüreğinin mutluluklarını, mutsuzluklarını, hüzünlerini,sevinçlerini, yaşanmışlıklarını, arayışlarını okuyorum. Bundan da şikayetim yok. Şunu da ekledikten sonra sözü Engin Geçtan'a bırakacağım. Güzelin daha güzeli, iyinin daha iyisi vardır; ulaşmak üzere çaba göstermeliyiz. Ancak önce İnsan Olmak" demeliyiz.
Ve okur-yazar sayısının giderek azaldığı ülkemizde yazma çabasında olanların üzerine titrememiz gerekir desem...


Şimdi Engin Geçtan ve İnsan Olmak:

"Kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyin irade ve mantık gücüyle çözümlenebileceğine kendini inandırmaya çalışır, ama duygusal yaşamında da ya yalnızdır ya da başarısız. Görkeme ulaşma çabası insanın yaşam alanını da daraltır. Yaşamı kendisini üstün hissedebileceği durumlarla sınırlandırdığından yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapalıdır. Kaldı ki sürekli görkem ya da kusursuzluk bir ütopyadır...


Üstün olmak "zorunda" olan kişi bir varoluş savaşı vermektedir. Bu nedenle yalnız kendisiyle ilgilidir ve asıl sorun da buradan kaynaklanır. Dostluk ve yardımseverlik toplumsal insan türünün kalıtsal bir parçasıdır.

Benmerkezcilik kusurlu bir davranıştır. Diğer insanların gerçeklerini anlayabilmak için dürüst bir çaba göstermeyen ve yalnızca almak için veren ya da verir görünen bir insan, suçluluk ve değersizlik duygularından kurtulamaz.

Acı da verse hoşlanmadığımız kendimizle yüzleşebilmeli ve bu yüzden asla kendimizi lanetlememeliyiz. Kendini lanetlemek ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görebilmesini engeller. Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir. İnsanın kendine yabancılaşması pahasına kazanılan güç, gerçek güç değildir. Güçsüzlüğümüzü yaşayabilecek yürekliliği gösterdiğimiz bir anda biri bizi küçümserse, bu onun sorunudur. Aslında için için aynı yürekliliği gösterebilmiş olmayı o da ister, ama abartılmış gururunun tutsağı olduğu için bunu göze alamaz. Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu " açık "tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar.

OYSA BİR İNSAN ANCAK KENDİ İÇİNDE DEVRİKSE BAŞKALARI TARAFINDAN DEVRİLEBİLİR."

8 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

son söz zaten vurucu gerçeği söylemiş insan olmakla ilgili Aysemacım.
Bloglar bana çok dost kazandırdı.Bir keresinde monitörümüz bozuldu Gamze'nin de ödevi vardı. Zeya koştu monitör getirdi. Eniştemin rahatsızlığında bir dr arkadaşımız hastaneyi bile arayıp bilgi aldı. Çok sevdiğimiz bir yemek taa Adanadan uçakla geldi, daha anlatılamayacak kadar çok örnek var. Yağmur bebeği birlikte bekledik birlikte sevindik mesela. Sevgilerimi bıraktım

aysema dedi ki...

Sevgili Lale,

Yorumunu okurken tüylerim diken diken oldu inan. Gerçekten aradığımız bu dost yürekler değil mi? Onların varlığını ister kendi blogumuzda isterse başkasının blogunda okurken umutlanıyorum, geleceğe daha güvenli bakabiliyorum.İnsanlardan umut kesmememiz gerektiğine inanıyorum bir kez daha...

Seni okumaya yeni başladığım sıralarda Adana'dan gelen yemeğin öyküsünü okumuştum. Çok etkilenmiştim, hatırlıyorum.

Ben de bu blog sayesinde senin ve diğer pek çok kişinin dostluğunu kazandım.
Herkese çok teşekkür ediyorum. Mutluluk biraz da ayrıntılarla güzelleşiyor...

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

handan dedi ki...

tartışmayı başlatandan mı, bodoslama dalan benden mi bahsettiniz bilmiyorum; beğendiğiniz blogları yazsaydınız derken siz de tam olarak kim/kimlerden bahis açtığınızı yazsaydınız tam olacaktı.

ben hemen açıklarım ama; farklı bir dili olan bilmediklerimi anlatan blogları seviyorum;

aceto balsamico mesela futboldan anlamayan ben o'nun futbol yazılarını okuyorum,

keza uçan hollandalı; onların blogu da süper! her şey var!

pucca var cesaretli bir yazar; her kadının başından geçenleri/geçebilecekleri yazıyor çekinmeden.

ama o yorumlarda dediğim gibi halen daha alternatif bir haber bloguna denk gelmedim,

gezenler içinde favorum sandaletli seyyah,

estelle nin mutfağını seviyorum aklımdaykın alayım takiptekilere

13 melek hiç duymadığım müzikler dinletiyor bana! daha ne isterim.

yaman ın gençliğini merak ettiğimden aslı hanımı takip ediyorum;)

vs vs vs

yani mesele isim vermek değil; milyon tane popaça tarifi zar dememden çıkan tartışmadan da memnunum; hem kendimize hem başkasına hem dışarıya bakarız biraz fena mı!

aysema dedi ki...

Sevgili Handan,

Senin bu konudaki birinci yazından sonra Mutfakta Zen(Tijen Hanım) deki yazıyı ve tüm yorumları okudum. Sonra ikinci yazını okudum.

Bu yazım tüm o yorumların etkileşimi sonucu yazıldı sanırım. Bir de bir iki bloger var herkese tepeden bakan, ya da bana öyle gelen. Onlar da etkilemiştir beni...

Gerçekten beğenilen blogların adının verilmesi bence önemli. Tanıma olanağı bulamadıklarımızla da buluşmuş oluruz.

Güzelin daha güzeline, iyinin daha iyisine ulaşma çabamız her alanda olmalı; ama bu başkalarını küçümseyerek olmamalı bence...

Siyasi yazılarının okunmadığını nereden çıkarıyorsun? Ben kendi adıma hepsini okuyorum. Yorum yazılmaması okunmadığımız anlamına gelmiyor her zaman...

Ben herkesin iyi kötü yazmasından yanayım. Yazdıkça yazma yeteneğimiz de gelişiyor.

Mim, sobe olaylarından da çok güzel yazılar çıkıyor. Örneğin "çocukluğum" mimi... Sizin çocukluğunuzdan kime ne? denebilir. Haklı da... Yalnız o çocukluk tarihin bir dönemine de tanıklık etmiyor mu aynı zamanda? Sosyal, kültürel,ekonomik tarihimize ışık tutuyor olamaz mı? Nereden nereye geldiğimizi de gösteriyor olabilir mi? Kuşaklar arası köprü olabilir mi? Sobelenmeseydim, yazmayacaktım...

Uzattım, konu önemli değil, her konuda yazılabilir. Yeter ki yazsın herkes, hepimiz yazar olamayacağız, ama içimizden üç tane yazar çıksa az başarı mı?

Ben birini söyleyeyim hemen. Miraç- Yorgan Döşek... Bu arkadaşımız 22 yaşında bir genç insan... Ve bence bir yazar, hem de iyi bir yazar. Onu okuyorum, her zaman yorum yazmıyorum, ama her yazısını zevkle okuyorum. Başkaları da olacak inan.

Durmak yok... Okumaya-yazmaya devam. Her yerden başka bir güzel koku geliyor bana...

handan dedi ki...

yine aynı şeyi yapmışsınız aysema;

''Bir de bir iki bloger var herkese tepeden bakan, ya da bana öyle gelen. Onlar da etkilemiştir beni...''

siz isim yazın derken, ısrarla kaçınmışsınız:)

kimmiş bakim tepeden bakanlar? siz de onlara tepeden bakıverin;)

aysema dedi ki...

Sevgili Handan,

İsim yazın derken beğendiklerimizden söz etmiştim.
Beğenmediklerimizin adını yazmayı etik bulmuyorum durup dururken . Sadece bana öyle gelmiş olabilir. Okumam, olur biter.Ancak yazdıklarında eleştirilecek bir durum varsa onu da eleştiririm.

Sevgiler...

Basak dedi ki...

Sevgili Aysema;

Engin Geçtan'ın hayranıyım, romanları hariç tüm kitaplarını okudum, okumadıysanız diğerlerini de tavsiye ederim...

aysema dedi ki...

Sevgili Başak,

Ara ara ben de seviyorum Engin Geçtan'ı. Elimde bir de "Dersaadet'te Dans" var. Diğer beğendiklerinizden söz ederseniz sevinirim. Hem ben yararlanırım hem de okumayan başkaları...

Çok teşekkür ederim ilgine.

Sevgilerimle...