7 Nisan 2009 Salı

YALANMIŞ HEPSİ YALAN

ZONGULDAK'ın Ereğli İlçesi'nde, emekli doktor 60 yaşındaki Cihangir Cihan, sahil kenarındaki bankta sevgilisiyle öpüşmesine tepki gösterdiği 18 yaşındaki A.K.'ye kurşun yağdırdı.


...........


Haberi Hürriyet gazetesinden aldım.


"kavuşmak özgürlükse

özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yan yana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik

buluşmuştuk bir kavşakta

unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek

bulup bulup yitirmekmiş


yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde


acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de...



(Şiir Hasan Hüseyin'den)

13 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

bu ülkenin mürekkep yalamışı da aynı , cahili de aynı galiba. Nasıl çıkacağız bu işin içinden Aysemacım

aysema dedi ki...

Sevgili Lale,

Mürekkep yalamış olmak yetmiyor ki...

Doktor, mühendis,öğretmen, bakan, başbakan hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz.

Öğrenim görmek başka, eğitilmiş olmak başka... Koca koca makamları dolduran eğitilmemiş, sorunlu insanlar ne yazık ki hiç de az değil...

Sevgiler...

DemotikE dedi ki...

(Yazı aynen sayfamdan bilgilenmeniz için alınmıştır. O nedenle silebilirsiniz)
Kıymetli Aysema;
Evet bu içine düştüğümüz çukurdan çıkma çabası içinde gecesini gündüzüne katan gerçek vatan evlatları var.
Ama gerçek şu ki; Bir kulp bulunup bir pislik icat edip, hukuku bile alenen çiğneyerek bu kişileri baskı yada Ergenekon olayında olduğu gibi içeride tutarak, toplumun gerçek anlamda bilgilenmesini baltalıyor ve önlemiş oluyorlar.
Geçmiş yıllara dayalı temeller üzerinde halkımızı pek çok konuda pasifize etmeyi ve yaşanan gelişmelerde (siyasi ve politik) analitik düşünme kabiliyetinden mahrum kılmalarının en büyük sebeplerinden biri zaten bu.
Boşuna mı, toplum ve bilhassa gençlerimize "artık siyasette sağ-sol kalmamıştır" aşılaması yapılıyor. Bu gelişmiş hiç bir ülkenin vatandaşı tarafından ciddiye dahi alınmaz ama bizde, aynen sanki gerçekmiş gibi bayraktarlığını yapan insan sürüsü dolu.
Ne olduğunu bittiğini bilmediği halde, fikir yürüterek haddini aşan sivilce beyinli insanların içinde yaşıyoruz.
İşte buna bir örnek Ergenekon.
Halkımız, bu konudada gerçek anlamda hiç birşey bilmediği halde içerideki insanları (bölücülerin ve vatan hainlerinin ekmeklerine bal sürerek) yargılayabiliyor.
Sonuç...
Söyledim. Çalışan ve emek vererek bu badireyi aşmamız için uğraşanlar var ama bence sonuç alınamaz.
Burada bu sözü söylerken dünya tarihine ve ülkelerin benzeri yaşadıkları gerçeklerden yola çıkmaktayım.
Şu an bizde oynanan oyun çok ülkede oynandı. Ve bugün o ülkeler artık ülke bile değiller.
Bir ülkenin gerçek anlamda ayakta durması ve üniter yapıya sahip olabilmesi, halkının bilinçli ve siyaseten ne yaptığını bilir olmasından geçer. Bunun aksini söylemek abes olur.
Cumhuriyet gibi büyük bir nimetten vazgeçen yada onu istemeyen bir devasa topluluk içindeyiz.
Artık ordumuzun cumhuriyetin bekçiliğini (Askeri İç Hizmet Yasası) bıraktığı gerçeğide önümüzde.
İnşallah ile maşallah ile olmuyor bu işler...
Gerçek, bugün artık halifenin durumu ve ülkemizdeki (yenilenecek) hukuki durum ve siyasi yapılanma planları yapılıyor olması.
Düşünülerek bulunacak bir çözüm bence yok. Bugün geldiğimiz durum olarak; "Amerika bir daha keşif edilmeyecek" derim.
İşte, Obama geldi. Plan ve projeler aktarıldı. Yeni dönem başlıyor. Hep beraber görecek ve yaşayacağız.
Dostça kalın.

Zeugma dedi ki...

Pes diyorum :(
Adam cahil biri de değil,doktormuş demek..
Bu nasıl bir yobazlıktır,bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür.
Rahatsız oldu diyelim; en azından insan gibi, baba gibi gidip uyarabilirdi bu gencecik çocuları..
Gözü dönmüş hastalıklı zihniyet..
Yazık,gerçekten çok yazık..

aysema dedi ki...

Sayın Demotike,

Yazdıklarınızda, endişelerinizde çok haklısınız. Durum oldukça karışık.Karamsar olabiliriz, ama umutsuz olamayız, olmamalıyız. Kişinin umutsuzluğu korkunçtur, toplumun umutsuzluğu ise çok daha korkunçtur. Sizin ifadelerinize göre, ya bu ülkeden gideceğiz, ya da bu dünyadan...

Oysa BU ULUS çok daha karanlık ve güç koşullarda Kurtuluş Savaşı vermiştir.Sessiz duran çoğunluğu yabana atmamak gerekir.

Siz de okumuşsunuzdur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanındaki Ahmet Celal, İstanbullu bir subaydır. Sağ kolunu savaşırken yitirdiği için ordudan ayrılmıştır. İstanbul'un düşmanlar tarafından işgalini görmeye dayanamadığı için emireri Mehmet Ali'nin köyüne yerleşiyor. Halkın cahilliğine, din adamlarının düşmanla işbirliğine tanık oluyor. Köylünün şeyhler, şıhlar tarafından sömürülüşünü izliyor. Ve sonuçta aydınları suçluyor. "Bunun sebebi Türk münevveri sensin. Bu güzel ülke için, bu yoksul insanlar için ne yaptın? Ne ektin ki ne biçeceksin!" diyor.

Ve o berbat durumdan Atatürk önderliğindeki bir avuç aydınlık insan vatanı önce kurtarıyor, sonra da birbirinden önemli devrimler gerçekleştiriyor. Kurtuluşu da Kuruluşu da başarıyla gerçekleştiriyor." On yılda on beş milyon genç yarattık her yaşta " deniyor.

Bugün her yaşta aydınlıktan yana genç insanımız var. Ne yazık ki bir o kadar da esecek rüzgara göre yön değiştirecek insanlarımız var. Şu anda güçlü görünenden yana görünseler de yarın güçlü olacakların yanına çok çabuk döneceklerdir, inanın.

Ve umudunuzu yitirmeyin. Umudunu yitiren her şeyini peşinen kaybetmiş sayılır.

Dostça kalın.

aysema dedi ki...

Sevgili Zeugma,

Bütün sorun konuşmayı bilmiyoruz. Ya da konuşmayı bilmeyenler silahları konuşturuyor. Maşallah herkeste silah var. Bu kadar silah nasıl alınıyor? Adam daha önce de birilerini yaralamış silahla, onu da yaralamışlar. Tekrar silah alabilmiş. Bunun da üzerinde durulması gerekmiyor mu?

Artık kabadayılar daha çok prim yapıyor toplumumuzda.Güçsüz olanlar silahtan güç bulacaklarını sanıyor.

Sevgilerimle...

beenmaya dedi ki...

sözün yerini silahlar, savaşlar alalı çok oldu ama bu kadarına da pes doğrusu...

cehalet en büyük düşmandır aslında, en tehlikelisi, en korkuncu...

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya,

Evet, bu kadarına da pes, demekten başka çaremiz yok.

Eskiden döverlerdi, şimdi çekip silahı vuruveriyorlar. Nasıl bir psikolojidir bu, anlayana aşk olsun. Bu adam bir de doktor. Hipokrat yemini diye de bir şey var. Acaba hastalarından da ölenler var mı ki?

Sevgiler...

DemotikE dedi ki...

Tüm yorum yazan kıymetli dostlara;
Sakın anlamak için uğraşıp kafa yormayın.
Bu zamanında sadece basit ifade ile İHL kişilerin bağlantı uçları olarak toplumda yer almakta idi.
Bugün farklı.
Artık tarikat ve cemaatler her insana yaklaşıyor ve içine çekiyor.
Bu son derece spesifik plan ve programla düzenlenmiş durumda.
Biraz "zayıflık" gösteren doğrudan bu ağa düşer ve örümceğe yem olur.
Sağlam kişilik ve karakterin yanında (ki; burada ilkeli olmak hususu ağır basar) bir parça siyasi bilgi sahibi olan asla bu tuzaklara düşmez.
Meslek sahibi olmak başka "kimlik" sahibi olmak çok başkadır.
Düzgün bir alt yapısız eğitim-öğretimden başka ne beklenebilir.
Bir misal verelim:
Varoşlardaki ilköğretim okulu ile yine örneğin bir Kadıköy'deki İlköğretim okulu birmidir.
Çocuklarımız, hiç değilse daha iyi ve düzgün eğitim (eğitmen çizgisinde) alabilsin diye gerektiğinde çok uzak mekanlara göndermiyor muyuz?
Dönersek mesleki duruma;
Sonuç: Semer süslü ama yine eşek bizim eşek....
İşte, o tarikat ve cemaat yapılarını ve insanlara yaklaşıp beyinlerini nasıl yıkadıkları konusuna gelince.
Bunu içine girmeden hayal dahi edemezsiniz.
Bir türbanlının; "Atatürk'ü değil Humeyni'yi seviyorum" sözünü nasıl anlamak ve idrak etmekte aciz kalınıyorsa, bu durumda aynen öyledir.
Zaten münevver insanımızın bunları bilmemesi, bu pisliklerden uzakta durması, karşı stratejik planların yapılmasında en büyük engel ve kayıptır.
İşe bu boş alanı çok ciddi bir şekilde kullanıp değerlendiriyorlar.
Dostça kalınız.

aysema dedi ki...

Sevgili Demotike,

Atatürk bu tehlikeleri gördüğü için 192 yılında tekke ve zaviyeleri kapattırmış. Yanılmıyorsam yasalara göre hala yasak. Ne yazık ki oy uğruna göz yuma yuma bugünlere gelindi.

Ve ne yazık ki eğitim işine sarıldılar. Kendilerine uygun insan modelini yetiştirdiler.

Bir yandan da dini kullanarak yardımlar topladılar. Şirketler kurdular. Camilerin altına alışveriş merkezleri açtılar. Siyasete el attılar...

Ama amaçlarına ulaşamadılar, ulaşamayacaklar. Türk halkı Atatürk Türkiye'sinden vazgeçmedi, vazgeçmeyecek...

Dostlukla...

aysema dedi ki...

not: tarih çıkmamış. 1925 olacaktı.

Atatürk: "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz." demiştir. Ve 1925 yılında kapatılmıştır tekke ve zaviyeler.

DemotikE dedi ki...

Hayır.
Yanılmıyorsunuz Sayın Aysema;
Yasa, aynan duruyor.
Ne var ki; "Tekke - zaviye görüntüsünde değil.... Şeyh-şıh ve benzeri lider yada önderlikler tespit edilememiştir... Yapılan araştırma ve soruşturmaların neticesi olarak hukuk dışı bir yapılanma ve uygulama görülememiştir" açıklamaları ile geçiştirilmekte.
Hali hazır ve yaşadığımız gerçek bu.
Katkılarınız için ayrıca teşekkür ederim.
Dostça kalınız.

aysema dedi ki...

Ben teşekkür ederim Sevgili Demotike.