26 Haziran 2009 Cuma

BURSA GEZİSİNDEN KALANLAR




Bu yılki buluşmamız Bursa'daydı biliyorsunuz.Ancak on iki arkadaş katılabildi. Herkesin kendine göre sorunları var doğal olarak. Sağlık olsun, dilerim gelecek yılki Samsun Buluşmamızda sınıf tamam olur. Tüm arkadaşlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum unutmadan...

Bu arada bir türlü ulaşamadığımız bir arkadaşımız var, hiç haber alamadık. Adı Münevver... Keşke okusa, resimleri görse ve arasa! Dur bakalım, yine Banu'cuğumla yaptığımız gibi bir "Yasemin'in Penceresi" durumlarına gireriz. Ancak bu kez elimizdeki bilgi sınırlı. Münevver Yeğinol, Elazığlı, Samsun Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü mezunu(1973-74). Şimdilik bu kadar. Bilenler, duyanlar insaniyet namına buraya bir not bırakırsa çok mutlu olacağım...

Bursa'da Nural, Necmiye, Aysel, Mübeccel, Güzin, Şükran, Ayfer, Hicran, Ülker, Nafize, Nihal ve bizi gezdiren arkadaşımız Safiye birlikteydik ve birbirinden güzel anılarla ayrıldık Bursa'dan...

İlk gün Koza Hanı'nda buluşmuştuk. Bütün kızların toplanmasını orada beklemiştik... Ve Ulu Cami'yi gezdik. İşte insanı kendine hayran eden Ulu Cami...




İkinci gün geziye Muradiye Külliyesini gezerek başladık. Rehberimiz Ayhan Bey gezdiğimiz her türbeyle ilgili bilgi, ayrıntılı bilgi verdi. Ona da buradan teşekkürlerimi iletiyorum.



Türbelerin içinde en süslü olanı Cem Sultan için yapılmış olanıydı. Nedeni Fatih Sultan Mehmet'in küçük oğlu Cem'in 36 yaşında iken taht kavgaları nedeniyle öldürülmesinin verdiği vicdan azabını hafifletme isteği olabilir mi dersiniz?



Burada Osmanlının zevkine hayran olduğumu söyleyebilirim. O kadar özenle, o kadar güzel işlemeler günümüze kadar dayanmış. Türbeler, türbelerdeki bezemeler,işlemeler olağanüstü güzeldi. Abanoz ağacından yapılmış çok dayanıklı , çürümez, böceklenmez süslemeler çivisiz, geçme bir şekilde yapılmış. Künde kari (çivisiz), Edirne kari (geçme) deniyor galiba.( Geniş zamanda tarihimizi bir kez daha okuyacaım...)

Fatih Sultan Mehmet'in aile üyelerinin mezarı kapalı diğer padişahlarınki gibi. Sadece Ebesi Gülbahar Hatun'un türbesinin etrafı açık. Hem içlerine almışlar, hem de aileden olmadığını anlatmak istemişler böylece... İçimizden değil, bizden biri...

Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu, Şehzade Mustada'nın 16. yy natüralist üsluplu İznik çinileriyle süslenmiş, lale motifli türbesi de çok hoştu.

Padişahların başındaki sarıkların da şehit olurlarsa kefen olarak kullanıldığı da bana çok ilginç geldi.

Kapı çıngırakları var bir de. İki tane çıngırak asılı kapılarında... Nedeni kapıya kadın mı, erkek mi geldiğini anlamaları içinmiş. Çıngıraklardan birinin sesi ince, diğerinin kalıncaymış efendim. Konuk hemcinslerince karşılanıyormuş böylece...

Muradiye külliyesinde mis gibi manolya kokuyordu. Rivayet mi gerçek mi bilmiyorum ama Zeki Müren o ünlü şarkısını burada bestelemiş, derler...

"Koklamaya kıyamam, benim güzel manolyam..."

(Daha sonra Emir Sultan'da Zeki Müren'in mezarını ziyaret ettik. Zeki Müren'in gülleri solmuştu. Bu bana çok dokundu nedense... Biraz çabuk mu unutuyoruz ne? Abartılı seviyoruz, çabucak da unutuyoruz. Biraz daha vefa, ah vefa!...)

Sadaka taşı da çok ilginç. Yardım etmek isteyenler götürüp oraya koyuyor, ihtiyacı olanlar da ihtiyacı kadarını oradan alıyor. Şimdiki gibi deveyi hamuduyla götürmüyorlar yani... Ya da kameraları alıp üç kuruşluk yaptıkları yardımı millete gösterip oradan nemalanmanın yollarını bilmiyorlar henüz... Sadaka, yardım gizlice ulaşıyor ihtiyaç sahibine... Osmanlının kültüründen, sanatından biraz ders alsalar ya... Şimdiki camilerin ne kadar zevksiz yapıldığını bir düşünün. Asıl yapmak istedikleri çarşı, camiyi de bunun için kılıf olarak yapıyorlar. Sahtekarlık diz boyu...

Muradiye külliyesinden sonra Osmanlı Evini gezdik. Daha sonra ATATÜRK Müzesine gittik. Saat ona geliyordu ve müze henüz açılmamıştı!..

İkinci gün öğle yemeğini Cumalı Kızık'da ,akşam yemeğini Kültür Park'ta yedik. Okul anılarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız dillerden düşmüyor bir türlü...Öğretmenlik anıları biraz gölgede kalıyor. Biz çocuklar gibi şen durmadan konuşuyoruz...
Cumalı Kızık


Üçüncü gün:

Yeşil Cami, Yıldırım Cami, Murat Hüdavendiğar, Emir Sultan...


Arkadaşın yarı sitem, yarı şaka: "Bursa'ya geldik , mezar ve camileri dolaşıyoruz espirisi eşliğinde kahkahalar esirgenmeden atılarak şarkılar mırıldanarak Uludağ'a tırmanmaya başladık. Her şey her şey çok güzeldi Bursa'da. Tarihimize, sanatımıza, kültürümüze hayran kalarak, Uludağ yolu üzerindeki İnkaya'da konakladık. Burası piknik yeri. Ancak Bursa'nın her köşesinde canlı canlı bize serinlikler yaşatan çınar ağaçlarının en görkemlisiyle burada tanıştık. Kimbilir kaç yüz yıllık ağaç mutlaka görülmeli diyorum.

Kahvelerimizi içtik, kirazlarımızı aldık, Uludağ yolumuza devam etmek için Safiye'nin bizi gezdirmesi için kiraladığı arabamıza ,oto parkta dururken, ehliyetsiz bir şoförün çarptığı haberi geldi. Burada uzun uzun bekleyişimiz sürdü. Jandarma, tutanak vs.. derken zaman kaybettik. Uludağ'a çıksak mı çıkmasak mı kararsızlığı içinde tırmanmaya başladık. Yolculukta biz Nural'ın getirdiği leblebileri yerken, o da telefonla, saat 15.oo 'te olan Nilüfer Turizme ait biletini saat 17.00'ye erteletmek için çırpındı durdu. Ama Nilüfer Turizm görevlileri bir türlü ertelemeyi kabul etmedi. Safiye'nin eşi Yunus Bey arandı, yazıhaneye gidildi, ama işe yaramadı. Bir daha Nilüfer Turizmle seyahat etmeme kararı alınarak başka bir firmadan 18.00 için bilet ayrıldı. Nilüfer Turizmin bileti de yandı. Kar ettiklerini sanıyorlarsa bence aldanıyorlar. Neyse hızlı bir turla Uludağ'ı gezdik.
Servis şoförümüz Mehmet Beye de buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Tam bir kültür elçisi gibi bize anlatarak, görülmesi gereken her köşeye üşenmeden bizleri taşıyarak hepimizin takdirini kazandı.

Uludağ'dan indik, içmeden başımız dönmüş bir durumda Karagöz müzesini, Süleyman Çelebi'nin (Mevlit'in yazarı) mezarını ziyaret ettik.

İşte Süleyman Çelebi'nin mezarı :


Bunlar da sevgili Karagöz ve Hacıvatımız:





Osmanlı İmparatorluğunun görkemli mirasını gezdikten sonra Mudanya'da Mütareke müzesini gezmiştik. Daha önce de görmüştüm, ama bir kez daha gezmek mutluluk verdi bana. Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarıyla yeniden buluşmak hoştu. İsmet İnönü'nün o dik duruşundan etkilenmemek olanaksız. Tabi buradaki gerçek anlamında "dik duruş" sözde değil, özde olandan!.. Buyrun bakalım:




Ve yeniden Atatürk Müzesi'ne gelişimiz. Görevlilere :" Müze saat kaçta açılıyor?" sorumuza ters ters ,suratsız, çirkin bir ifadeyle : "Saat 09'da!" diye yanıt veren görevli! Gelip döndüğümüzü söyleyince : "O günlük öyle olmuştur!" terslemesi... Bulunduğu makama yakışmayan görevliler... Oysa gezdiğimiz diğer tüm mekanlardaki görevliler oldukça samimi ve içten görevlerini yapıyorlardı. Bursa halkına da bayıldım. Camilerde namaz kılanlar gezen insanlardan rahatsız olmuyordu, gelenleri, gezenleri de hiçkimse rahatsız etmiyordu. Büyük bir hoşgörü vardı her yerde... Sadece burada?

İşte büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün Çekirge Caddesi üzerindeki gelip kaldığı köşk... Padişahlarınkinden sonra oldukça sade geldi bana. Hatta daha önce gezen arkadaşların dediğine göre içinde ona ait eşyaların bir kısmı yoktu, artık...




Bu günlere ulaşmamızı sağlayan herkese binlerce teşekkür ediyorum yazıyı bitirirken...


Yazıyı Alanyum Alışveriş Merkezinde yazdım. Oldukça da eve geciktim. Okumaya zamanım yok. Hatalarım affola... Sevgiler, saygılar...

8 yorum:

Evren dedi ki...

haha ben kesin bursa'da yaşamıyorum... gezdiğin yerlerin bazılarını hiççç bilmiyorum... utandım yahu. en kısa zamanda Bursa turu yapacağım kendime... çok güzel, çok keyifli...

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

valla 100 kez gittim belki Bursaya ama böyle gezememeiştim, iyi oldu:))) Sevgiler sana Aysemacım

aysema dedi ki...

Sevgili Evren,
Genelde öyle değil mi? Yaşadığımız yeri çok fazla bilmiyoruz hepimiz. Gezme amaçlı gittiğimiz yerleri daha çok tanıyoruz.

Arkadaşımız minibüs kiralamıştı, onun sayesinde biz de rahat rahat gezebildik.

Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Lale,

Teşekkürler, ben de yalnız gitseydim bu kadar gezemezdim. Sevgiler...

sufi dedi ki...

Gidilen görülen yerleri bizlerle paylaşman ne hoş bir davranış biçimi.Teşekkür ederiz tüm anlatım ve fotoğraf kareleri için.Sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,

Aslında yurdumuzun her köşesi birbirinden güzel. Keşke olanak bulunsa da tüm öğrencileri gezdirebilsek. Tarih bilinci o zaman çok daha gerçekçi olacak. Ama birileri ülke kaynaklarını ülkeyi yıkmak için tüketiyor...

Teşekkür ederim güzel yorumlarına.
Sevgiler...

Banu Durgunlu dedi ki...

Aysema hocam notumu aldım araştıracağım:))
Bu arada,yaşadığım şehri daha bir sevdim sayenizde,teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Banu,

Bursa'yı da, Bursalıları da çok sevdim. Özellikle camilerdeki hoşgörülerine hayran kaldım. Onlar ibadetlerini yaparken biz gezdik, dönüp de bakmadılar bile... Gerçek dindarlarla, dincilerin farkı işte bu. Dinciler barbi bebekten bile tahrik oluyorlar, nasıl bir hasta zihniyetse!

Teşekkürler her şey için...