13 Ağustos 2009 Perşembe

NEDEN YAZDIM BİLMİYORUM





Bu sabah erkenden uyandım. Terasa çıktım. İyi ki de öyle yapmışım. Güneşin doğuşunu izledim doya doya... Anlatılmaz güzeldi. Karşıda Midilli Adası hem bize çok yakın hem bir o kadar uzak uzak bakıyordu.

Ne çok zaman olmuş yazmayalı. Ne çok konu birikmiş. Bu sıralar yaşamak ağır basıyor sanırım. Yaşamak! Dolu dolu yaşamak... Hem de suçluluk duymadan yaşamak istiyoruz. Ama hep bir şeyler eksikmiş gibi geliyor. Evet, tahmin ettiğiniz gibi aklımda ülke gündemi... İşler iyi görünmüyor, garip şeyler oluyor. Ama bunlardan söz etmek gelmiyor içimden. Akıl fikir diliyorum herkese. Bir de ulusal çıkarları görme yetisi...

Neyse sabah kahvaltıdan sonra düştük yollara, Bergama, Zeytindağı, Zeytindalı, Şakran, Menemen, Aliağa, Çeşme, Seferhisar, Urla derken ver elini Gavur İzmir... Gavur İzmir'e giderken her yöreden Atatürk bize bakıyordu. Gözü üstümüzde bakışlarında soru işareti... Neler oluyor size? Ne yaptınız, neler yapıyorsunuz, bu olup bitenler de ne? Ektiklerimizi ne hakla savuruyorsunuz? Misak-ı Milli unutuldu mu, bu kadar kan boşuna mı döküldü? Siz ne ektiniz ki neyi biçiyorsunuz? Sorular sorular , yanıtsız kalan sorular...

Yüzümüzün kızarıklığı tam geçmemişken karşımıza Uğur Mumcu anıtı çıkmasın mı? Gözlüklerinin camından keskin keskin bize bakıyordu. Yanına da en büyük silahı koymuşlar. Kalemi! Ucu sivri kalemi!.. Çok canlar yaktığı, suçluları bir bir gözler önüne seren kalemi. Onun yüzünden susturulan Uğur Mumcu: "Vurulduk ey halkım, unutma bizi..." diye haykırıyordu. Oysa bilmiyordu, neler neler olduğunu, kimlerin nasıl her daim döne döne deniz fenerine sarıldığını...

İzmir'de güzel dostlarla buluştuk. Çok güzel zamanlar geçirdik. Dönüş yolunda güneşin batışını izledik. Camların altın gibi parlayışına tanıklık ettik. Ha altın demişkin Bergama- Ovacık'tan geçerken dağların altın aranması macerasından sonra çok komik bir hal aldığını gördük. Zeytin ağaçlarının süslediği dağların arasından çırçıplak çıplak duran, utangaç utangaç bakan dağlar büyük çelişki yaratıyordu. Sahi n'oldu siyanürle altın arama işi? Bilen var mı? Varsa lütfen söylesin. Necip Hablemitoğlu yazıyordu bu konularda, onu da Uğur Mumcu gibi susturdular biliyorsunuz. Hablemitoğlu bir de F Tipi yapılanmadam söz etmişti Köstebek adlı yapıtında. O gidince köstebekler çoğaldı mı ne?

Ya bunları neden yazıyorum ki ben?

Ne güzel yazlıktayım. Yağmur Bebek'le aşkımız her geçen gün artıyor. Tatil Köyünden döndüler. Altı günün üç günü peşlerinden gittik. Orada da birlikteydik. Şimdi de birlikteyiz. Deniz güzel, güneş güzel, komşularımız güzel... Ve ben gecenin bu saatinde herkesi uyuttum, yol yorgunu, mutluluk sarhoşu bunları yazıyorum. Olacak şey mi bu?

Neden? Nedenini ben de bilmiyorum. Ama biraz içim acıyor galiba...

Güneşler hiç batmasın, doğsun, hep doğsun... Herkes suçluluk hissetmeden doya doya yaşasın istiyorum. Çok şey mi istiyorum?

10 yorum:

cinar dedi ki...

hepimizin içi acıyor gördüklerimiz karşısında. ama bir yandan da hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz. mecburuz buna.
ne güzel gidip gezmişsiniz, kaçırılan Yağmur'cuğunuza da kavuşmuşsunuz :) Tadınız bozulmasın. Sevgiler.

Parpali dedi ki...

Geçen akşam, bir konuda komşular arasında problem yaşadık. Her şeyi kendilerine hak sayanlar, bizi adamdan saymıyordu.Gecenin 10'unda son ses müzik açıp mahalleye dinlettiler. Kimseden ses çıkmadı, bizden başka. "Bulaşmayalım, yarın öbür gün çocuklarımıza bulaşırlar" deyip durdular. Önce ikaz ettim, kaale alınmadığımı gördüğümde de polise şikayet ettim. Gelip uyardılar. İş uzayıp gitti ve beni hiç kendime benzemeyen biri gibi (ya da içimde saklı kalmış yanım konuşuyordu) konuşmaya zorladı. Çok basit bir konu bu anlattığım. Ama ülkemizin gerçeğini o kadar net seriyor ki gözler önüne.
Doğru bildiklerini söylemek uğruna hayatlarını kaybeden insanlar... Onların çocukları, onların hayatları kıymetli, canları tatlı değil miydi? İçim acıyor...
Yağmur'u da, sizi de öpüyorum.

Evren dedi ki...

içimiz acıyor ve elden bir şey gelmiyor... bütün sesler kısılmış, içte kalmış çığlıklar kimsecikler duymuyor...

sufi dedi ki...

Sevgili aysema;
Yağmur bebeğe sen kavuştun ben de yakında babası Gavur İzmir Aşığı anne karnındaki oğluna"9 Eylül'de doğmalısın" diyen oğluma gelinime ve torunum ATA ya kavuşacağım.Sevgilerimle.

Angel dedi ki...

Belki kötü bir benzetme olucak ama,
sanki yurduma, bağırta bağırta, içini kanırtırcasına zorla kürtaj yapılıyor.
Hissettiğim bu sadece üzgünüm :(

sünter dedi ki...

Sevgili Aysema,
Icim aciyor.
Kizim Türkiyeye yerlesmeye calisiyor su siralar.Yillardir en büyük hayali buydu.Önce yabanci dil ekonomi okudu,sonra hayali olan Grafik-Tasarim.Her halukarda Türkiyede is bulabileyim diye yapti bütün bunlari.

Simdilerde ise ikileme düstü. Korkmaya basladi ilk kez.Acaba dönmek istedigim,yasamak istedigim Türkiye bu Türkiye mi? diye.
Iste seninde yazdigin bu sebeblerden dolayi.
Almanya, okumus egitimli gencleri kendisine cekmek icin elinden geleni yaparken,Türkiye ise kacirmak icin elinden geleni yapiyor.
Elbette bu bulutlu hava dagilip yeniden günes acar,diyelim en iyisi.

Sana iyi tatiller.Yagmur bebekle bol bol ask dolu günler diliyorum.
Sevgiler

Çınar dedi ki...

Kimin içi acımıyor ki sevgili dilek, İçinde vatan aşkı olan.

Neler neler yazmıştım ama sildim:((

Sevgiler

Prima Rima dedi ki...

Öğretmenim yazının en ama en can alıcı noktası neresıydı bılıyormusun?

Siz ne ektiniz ki neyi biçiyorsunuz?

Adsız dedi ki...

Öğretmenim sizin kaleminizde iyice sivrildi!
Tatilde bile yontuyorsunuz.
Neşeli ve güzel tatiller dilerim.
EMİR:)

aysema dedi ki...

Teşekkür ederim Adsız...