15 Eylül 2009 Salı

ERMENİ SORUNU DA NE Kİ? (2)

Bir önceki yazıya devam ediyorum:

"

DURUM MUHAKEMESİ

1915 ilkbaharının başlangıcında Osm. Dev. savaşa katılalı altı ay kadar olmuştu. Bu sırada:

1. Ermeni komitecileri, savaş başlar başlamaz düşman Rus ordusuna katılmayı, onu desteklemeyi, düşman sınırı geçince onlarla birlikte çarpışmayı planlamışlardı.
2. Seferberlik ilanı üzerine askere gitmeyi reddetmişler, silahlarını alıp dağlara çıkmışlardı.
3. Askere gidenler silah ve cephaneleri de çalarak kaçmışlar, komitecilerin emrindeki çetelere katılmışlardı.
4. Silahsız ve müdafaasız İslam ahali üzerine baskınlar yapılmış, günahsız pek çok masum hunharca katledilmişti.
5.Çeşitli yerlerde isyanlar başlamış, bilhassa doğuya yaklaştıkça isyan bölgeleri daha sıklaşır olmuş.
6. Van'da büyük bir isyan başlatılmıştı. Rus ordusu bu şehri işgal etmeden önce ve ettikten sonra katliam yapılmıştı. Van ahalisinin büyük bir kısmı öldürülmüştü.

7. Bütün bu hareketlerin başında , Osmanlı Meclisine dahi girmiş bulunan milletvekillerinin , tanınmış komitecilerin, papazların, doktor ve avukatların bulunduğu görülmüştür.

Buna karşı ise Osm. resmi makamları sadece inzibati tedbirler almakla yetinmişler, çok tesirli bir harekete girmekten kaçınmışlardı.

Fakat işte bıçak kemiğe dayanmıştı.

KIYAMETLER KOPARTILAN TEHCİR KANUNU

"Şarlatanlık sahte bir banknot gibidir.
Namert eller tarafından
başkalarına sürülmesi
daima mümkündür.
Ve cezayı kendileri değil,
başkaları çeker."
(Carlyle)

MADDE: 1- Vakt-i seferde ordu ve kolordu ve fırka kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükümete ve müdafaa-i memlekete ve muhafaza-i asayişe müteallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse derakap kuva-yı askeriye ile şiddetli surette te'dibat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esasında imha etmeğe mezun ve mecburdur.

MADDE: 2- Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kura ve kasabat ahalisini münferiden veya müctemian diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.

MADDE: 3- İş bu kanun tarih-i neşrinden itibaren muteberdir.
13 Recep 1333 ve 14 Mayıs 1331(1915)

Bu kanuna "Tehcir Kanunu" adını vermek adet haline gelmiştir. Bilhassa askeri bakımdan lüzumlu görüldüğü zaman , casusluk ve ihanetleri anlaşılan kimselerin tek tek veya toplu olarak başka yerlere sevkini amir olan 2. maddenin üzerine şimşekler, yıldırımlar yağdırılmıştır.

ZARURET VAR MIYDI?

Bu kanunun gecikerek çıkarıldığı ve hadiseler, katliamlar alıp yürüdükten , casus şebekesi yurdun dört yanını sardıktan sonra yürürlüğe konduğu tarihi gelişmelerden anlaşılmaktadır. Bu bakımdan o zamanki hükümeti belki zamanında tedbir almamakla ve bu yüzden yüz binlerce masum Türk kanını boş yere akıtılmasına sebebiyet vermekle suçlamak bile mümkündür.

Geçekten savaşın başladığı 1914 sonbaharından , tehcirin tatbikine baş 1915 ilkbaharına kadar pek çok örnekleri sayılabilecek Ermeni vahşeti Osmanlı yurdunu baştan başa kasıp kavurmuştur.

Yıllardan beri süren Ermeni mezalimi yüzünden müslüman ahali pek bizardı. Çoğunun yakınları Ermeni komiteciler tarafından feci şekilde öldürülmüş, çoluk çocuk katledilmiş, kocalarının, babalarının gözleri önünde genç gelinlere, kızlara tecavüz edilmiş, ailelerin şeref ve namusları ayaklar altında ve iğrenç bir şekilde çiğnenmişti.

YA TÜRKLER?

Deutsche Allgemeine Zeitung gazetesinin 1921 yılına ait koleksiyonlarında şöyle bir yazı vardı:

"Ermenilerden çok bahsediliyor. Buna mukabil şiddetli kışta ölen üstün sayıdaki Türklerden hiç bahsedilmiyor. Yine baştan beri Ermenilerin Türklere yaptığı zulümlerden de, katliamdan da pek az bahsediliyor. Mesela, çok defa bir köyün bütün Türk halkının gözleri Ermeniler tarafından çıkarılıyordu. 15 Nisan 1915'de Türk esirlerin nakli için kullanılan vagonlar istasyonlarda günlerce "unutulmuştu". Bir süre sonra açılınca, Türk askerlerinin cesetleriyle dolu olduğu görüldü. Böyle düşmanlara karşı Türklerin "mazlum kuzu" olmaları beklenemezdi ya..."

Tarafsız bir gözle bakıldığı zaman , Birinci Dünya Savaşı içinde tatbik edilen tehcir muamelesinin kaçınılmaz bir sonuç olduğu anlaşılmaktadır. Tehcir sırasında birçok Ermeni komiteci ve sivil ahaliden bir hayli Ermeni telef olmuştur. Buna karşılık, silahsız ve masum Türklerden de yüz binlerce zavallı hayatlarını kaybetmiştir.

Ermeniler, uğradıkları muameleyi ayyuka çıkararak ve esaslı propaganda yaparak dikkatleri kendi üzerlerine çekmeği becermişlerdir.

Halbuki kendi vatanlarında zulme ve işkenceye maruz kalmış, şehit düşmüş, arkadan vurulmuş, ırzı ve namusuyla oynanmış Türklerin sesi çıkmamakta, adeta sahipsiz oldukları zannedilmektedir.

Yüz binlerce Türk'ün ve yüz binlerce Ermeni'nin ölümü elbette ki,
dünya politikasının büyük oyuncularını pek o kadar üzmemiştir. Onlar milli menfaatlerinin gösterdiği yönde gitmeyi vazife bilmişlerdir.
"

Türklere Karşı
Ermeni Komitecileri
Altan Deliorman
Boğaziçi yayınları- 1973

Devam edecek...

2 yorum:

Angel dedi ki...

Hem de böylesi bir akşamda çok ama çok üzülürek okudum yazınızı.
Ölen vatandaşlarımız için rahmet çektim bir kere daha.
Yurdum insanı ne çok sınav vermişiz meğer. Hala da vermeye devam ediyoruz bence.

aysema dedi ki...

Sevgili Angel,

Tarihten ders almayı bilsek daha az hata yapacağız, ama tarihi bile yeterince bilmiyoruz, ders almak nerde?

Her ulus kendi çıkarları için çırpınırken, biz hep savunmada kalıyoruz, kendimizi anlatamıyoruz ya da boyun eğmek zorunda oluyoruz. Hep veren taraf olmak, hem fedakarlık yapmak canımı sıkıyor doğrusu. Karşılıklı çıkarlar gözetilmeli uluslararası ilişkilerde değil mi?

Sevgiler...