10 Eylül 2009 Perşembe

SAKLAN KAÇ SOBEEE

Dün gece üç gibi balkona çıktım. Şiddetli yağmur uyarısı yapılmıştı Batı Karadeniz için, bakayım da, önlem alayım diye...

Havada kara kara bulutlar vardı, ama ılık bir geceydi, güzeldi. Denizden gelen iyot kokusunu ciğerlerime çektim. Yatmadan günün sıkıntısını, yaşanan acıların yaralarını hafifletmek istedim kendimce belki de...

Denizde, bir yük gemisi ,tüm ışıklarını yakmış, demir attığı yerde genç bir kız edasıyla sabahı bekliyordu.Işıl ışıl bakıyor,ama görmüyordu etrafı. Sanki görmekten çok görünmekti derdi...

Deniz fenerinin ışığı çevreyi yalayıp geçiyor, kısa süre sonra tekrar geliyordu. Göz kırpıp kaçan, saklanan, beni yakalayamazsın diyen saf bir çocuk gibiydi.

Rahatladım biraz. Gecenin sessizliğinde huzur doldu içim. Daha sakin düşünmeye başladım. Evet , sorunlarımız var, acılar yaşanıyor, yürekler dağlanıyor, ulusumuzun geleceğiyle oynanıyor, işler iyi gitmiyordu. Ama batmıyoruz. İçerden ve dışardan bunca yıpratmaya karşın ayaktayız hala...

Ayaktayız, çünkü birileri özveriyle çalışıyor, gecesini gündüzüne katıp bu ulus için , bu ülke için çalışıyor. Hem de üç kuruş maaşa çalışıyor. Üç kuruş etmeyenlerin parayla oynadığı bir ülkede, ülkenin aleyhine işlerden pay kapma yarışına girmişken birileri hem de...

Onlara rağmen çalışıyor bilim insanlarımız, prof.larımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, cumhuriyet savcılarımız, öğretmenlerimiz, memurlarımız, işçilerimiz sanatçılarımız, üretken insanlarımız... Yurt içinde, yurt dışında ulusunu sevenler emekleriyle, yürekleriyle ayakta tutuyor bizi. Mehmetçiklerimiz sınırlarımızı canı pahasına koruyor. Hepsine kocaman teşekkürler gönderdim içimden. İyi ki varsınız, iyi ki pes etmiyorsunuz. Umut sizsiniz...

Rahatlamıştım. Aklıma, balkona önlem almak için çıktığım, geldi, gülümsedim. Ne yapabilirdim ki? Daha önce depreme karşı hazırladığımız çantayı düşündüm, günlerce kapının yanında durmuştu. Yiyecek, içecek koymuştuk içine. Bir de fener, ilaç falan... Aynısını mı yapsam? Komik geldi sonra, bu kez ciddi ciddi güldüm halimize... (Özgür Annenin dediği gibi, bütün tedbirleri biz alacaksak belediyelere ne gerek var!) Hem bizim yapabileceklerimiz ne kadar da sınırlı...

Bir kez daha denize baktım. Yemyeşil ağaçlarımıza baktım. Mutlu, huzurlu hissettim bir an için kendimi. Yatmalıyım artık, derken aman Allahım o da ne!

Dan dan dana dan dan! diye davulcumuz çıktı ortaya! Ona uzak mahalle davulcuları da katıldı. Davulun sesi yakından da uzaktan da hiç hoş gelmedi, inanın... Ne ritim, ne makam, ne müzik, ne ses, ne söz, ne estetik hiçbir şey yok! Sadece dan dan dan... Tokmak elde rastgele vura vura geldi geçti davulcumuz. Diğerleri de... Baktım kimsenin ışığı yanmadı o geçerken de, geçtikten sonra da... Artık uyanmak için kimse davulcuyu beklemiyordu ki... Ama davulcumuz ilk bahşişini almak için geçen gün gelmişti kapıya, ikincisini de bayramda alacak biliyorum, geçmiş yıllardan...

Yazıma ara vermek zorundayım, kapı çaldı.

Gelen yaşlıca, bir amca: "Fatih Öğrenci Yurdu İçin bağış topluyoruz!" dedi. Geçen sene de aynı zamanlarda bu amaçla kapım çalınmıştı. Ben de geçen seneki gibi: "Biz zaten öğrencilere yardım yapıyoruz." dedim. Gitti, yan komşunun kapısını çalıyor şimdi de... Kapı kapı dolaşıyor birileri, yılmadan, usanmadan. Siz bunu yapabilir misiniz?

Değişen bir şey yok görüyorsunuz. Yine birileri yardım topluyor, yine birileri birilerinin üstünden para kazanıyor.

Gece balkonda dikilip kalan bana, Deniz Feneri göz kırpıp, bir görünüp bir yok olan ışıklarıyla saklambaç oyununa devam edelim mi diyor? Ne zaman sobeleneceksin, sorusu yanıtsız kalıyor...

12 yorum:

Parpali dedi ki...

Sakin olmadan, kendi içini rahatlatmadan kimseye faydası olmuyor zaten insanın. O görüntüleri izlerken bir yandan çok üzülüyorum, bir yandan da sevdiklerinin bir zarar görmemiş olması nedeniyle kaçamak bir oh çekiyorum. Sonra utanıyorum kendimden.
Dün düşündüm de, Başbakanımız boşuna "3 çocuk" diye diretmiyormuş. Olacakları bildikleri halde önlem almadıkları için, kaybedilecek canlara yedek olsun mantığı var o cümlenin altında herhalde. Değerimiz yok çünkü. Sadece sayılardan ibaretiz...

Zuzuların Annesi dedi ki...

Her yazınız gibi çok güzel bir yazı.Bu sefer daha olumlu cümleler?
Doğru ya! O kadar da kötü değil gidişat,hayat güzel,biz neleri aştık lay lay lom oluyordum ki tam...
Kapı kapı dolaşıp 'Deniz Feneri'ni
yakanlar'a geldi sıra!
Sevincim demiyeyim ama ümidim kursağım da kaldı:(
Balık hafızama kızdım!
Ben saklambaç istemiyorum...
Önüm arkam sağım solum sobe olmasın....
Bundan sonra sadece...Vatanını milletini sevenlerle kol kola girip yürümek...
Ve,
'Önümüze gelene 3 tekme'yi oynamak istiyorum!!!

Saygılar,sevgiler hocam.

Ozgur dedi ki...

Her gecenin sabahı, her kışın bir baharı... böyle düşünmeye çalışıyoruz.

kamikaze dedi ki...

yüreğinize sağlık Aysema öğretmenim,iyi kii varsınız,yazılarınız bizleri aydınlatıyor.örnek alıyoruz sizleri.umutsuzluğa düşmemek lazım.tüm karanlıklar tek tek yok olacak.umut ışığını kalbimizde her daim saklamamızı hatırlattı yazınız.sevgilerimle.

Angel dedi ki...

Her şeye inat güneş yine doğacak !
İnanıyorum.

sünter dedi ki...

Sevgili aysema evet iyiki var o askerlerimiz.Iyiki var hala bu memleket icin calisan insanlarimiz.
Hala her sehit cenazesinde analar babalar Vatan sagolsun diyebiliyorlar.Avrupa ülkelerinde olsa kan gövdeyi götürür o terör örgütünün temsil ettigi halk o ülkede adim atamazdi.
Bu ülkenin insanlari hala vatan sagolsun diyorsa ve birbirine girmiyorsa ben de bu günlerin gececegine dair umudumu yitirmiyorum.
Bazen icim feci bir halde kararsa bile elbet aydinlik gelecek diyorum.
Kapilarda bagis toplayanlara gelirsek, veren oldugu sürece bu böyle devam edecek.Kapidan neden ceviremededikleri aslinda senin yazinda sakli.Sen yardimini zaten kimse sana avuc acmadan(olmasi gerektigi gibi)yapiyorsun.Dini ve insani vecibelerini yerine getiriyorsun ki kapiya geleni hic sucluluk duygusuna kapilmadan geri ceviriyorsun.Herkes üzerine düseni yapsa kimsenin duygulari sömürülmez.
Sevgiler

aysema dedi ki...

Sevgili Parpali,
Doğru söylüyorsun, sayılardan ibaret görülüyoruz artık. Sayın kadar değer görüyorsun. Üç sayısı en az olması gereken başbakana göre. Adamın kırk çocuğu var adlarını bilmediği. Çalışmadan yardımlarla yaşayıp gidiyor. Çalışanlardan kırpılanlar onlara gidiyor. Çünkü kırk bir oy var orda. Hem de kime, neden oy verdiğini bilmeyen, sorgulamayan...

Ne yapsak boş, sakin de olsak, kızıp bağısak da tek tek işe yaramıyor.

Off ki offf!

aysema dedi ki...

Sevgili Zuzuların Annesi,

Teşekkürler güzel sözlerin için.

Suçlular, gerçek suçlular sobelensin artık...

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür Anne,

Evet, her gecenin sabahı var. "Günaydın" demek istiyorum o sabahlarda...

aysema dedi ki...

Sevgili Kamikaze,

Çok teşekkür ederim. Ben de sizin yazılarınızı, kızınızla birlikte başardıklarınızı zevkle okuyorum. Çok da yararlanıyorum...

aysema dedi ki...

Sevgili Angel,

Keşke keşke, her şeye rağmen doğsun o güneş, elini çabuk tutsun biraz...

aysema dedi ki...

Sevgili Sünter,

Biraz fazla sabırlıyız galiba. Tek tek söyleniyoruz, ama birlikte tepki göstermeyi, şikayetlerimizi dile getirmeyi bilmiyoruz.

Ancak yanlış anlaşılmasın lütfen. Kürt yurttaşlarımızla sorunumuz yok. Derdimiz Kürtçülük yapanlarla, bölücülük yapanlarla...

Güvenilir değil söylemler. Söylenenler yapılmayacak, böyle bir niyetleri de yok zaten. Cesaret edip söyleyemedikleri, halkın gözünden kaçırmak için gevelenenlerde sorun var. Oradaki halk ne yapsın. Yıllardır ikiarada bir derede kalmışlar. Yukarı tükürse sakal, aşağı tükürse bıyık! Zaten ne olup bittiğini anlayacak donanıma da sahip değil. Olağan yaşamın ne olduğunu bilmiyorlar ki... Art niyetler olmasa, çıkarcılar olmasa daha kolay çözülecek, ama onları düşünen yok gibi...

Avrupa Birliği konusunda da aynı şeyleri yaptılar. Herkes dur bakalım, bunlar bizi AB'ye götürüyor diye bekledi. Ne oldu, hiç. Ama bu arada işlerine gelen yasaları geçirdiler, düzenlemeleri yaptılar.

Kapıdan yardım toplayanlar belli cemaatten, çocukların beynini yıkıyorlar o paralarla...

Sevgiler...