27 Kasım 2009 Cuma

BAYRAMI KUCAKLAMAK



Salonun ortasında, yerde, kocaman, çift kişilik bir yer yatağında Yağmur'un sesiyle bayrama merhaba diyerek uyandık.

Kendisine çok yakışan, üzerinde renk renk çiçekler olan pembe taytı ve yine pembe penyesiyle sabahın aydınlık ışıklarında aramıza düşüverdi. Dedesinin anneannesinin bayramını kutlamaya gelmiş!

Sarıldık, koklaştık, şarkılar söyledik, oynadık oynadık oynadık...

Bayram işte bu...

Bayram, Yağmur Bebek olup kucağımıza düştü. Biz bayramla doyasıya kucaklaştık. Mutluluk yağmur yağmur ıslattı her zerremizi... Bundan büyük mutluluk yoktu bizim için. Bayram Yağmur Bebek'ti, çocuklarımızdı, onlarla birlikte olmaktı...

Siz de çevrenize alıcı gözlerle bir bakın! Belki başka biçimde, başka görünümde gelmiştir size de bayram... Kucaklayın, sarılın, bırakmayın onu, bayramı kucaklayın... Sevgi sözcükleri mırıldanın kulaklara!

Uzaktaysa telefonun tuşlarına dokunun! Varsın gizli dinleyicileriniz olsun, üzülmeyin, dinlesin onlar da! Siz sevgi cümlelerinizi kurun, ulaştırın sevdiklerinize... Belki duyarlarsa söylediklerinizi onlar da sevgiyi, saygıyı, dostluğu, insanlığı öğrenirler, yaptıkları çirkinliğin ayırdına varırlar. Utanırlar! Siz boşverin onları, kucaklayın sevdiklerinizi. Bayram sevdiklerimiz, ya da bizi sevenler değil mi zaten. Hep birlikte sıkı , daha sıkı sarılalım sevgililerimize...

"Keşke" lerimizi bugünlük bir kenara bırakalım. "İyi ki" lerimizi görmeye çalışalım. Ben de öyle yapacağım...

İyi ki bu blogu açmışım. İyi ki sizleri tanımışım. İyi ki okuyor-yazıyor-paylaşıyorsunuz. İyi ki buradan tüm dostlarıma, sevdiklerime sesimi duyurabiliyorum. Hepsinin ayrı ayrı bayramını kutluyorum.

İyi ki, iyi ki...



24 Kasım 2009 Salı

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN




"Gelecek gençlerin, gençler de öğretmenlerin eseridir."

Yazamıyorum bu sıralar. Zamanım yeterli değil, ancak yarın ( bugün oldu aslında) Öğretmenler Günü olunca yazmadan duramadım.

Tüm öğretmenlerin gününü kutluyorum. Her biri bu ulus için, bu ulusunun çocukları için var güçleriyle çalışıyor biliyorum. Tüm sorunlara rağmen, karşılıksız sevmeye devam ediyorlar, edecekler...

Değerleri bilinmese de, hak ettikleri saygınlığı göremeseler de onlar öğretmenlik gibi önemli bir mesleğin neferleri olarak gençlerimize ışık saçacaklar.

Yolunuz aydınlık, başarılarınız kalıcı olsun. Sizlerin başarısı ulusumuzu aydınlık yarınlara taşıyacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum...



Ek: Google çok beğendim, teşekkürler.

20 Kasım 2009 Cuma

TÜRK KADINI ÇILDIRDI


LÜTFEN İZLEYİN...

TIK

19 Kasım 2009 Perşembe

GECE MESAİSİ


Gece üç buçukta uyandık, saat beşe geliyor...

İnsan kendisi yapınca fark etmiyor, ancak çocuğunu izlerken işin ne kadar zor olduğunu daha iyi anlıyor!

Bebeğim ve bebeğimin bebeği biraz önce uyudular, ben uyanığım bu saatte... Annelik zor be blogcum! Altı buçukta uyanacak yavru, anne sekizde işe gidecek...

Şimdilik ben buradayım. Güzel mi güzel zamanlar geçiriyorum Yağmur'umla, ama nereye kadar? Hafta sonu eşim geldi gitti. Yine gelir. Ancak hiç kolay değil.

Bence aile bireyleri aynı şehirde yaşamalı. Gel, denince koşmalı, biz büyüklerin bir eli yavrulara uzanmalı! Herkes ayrı yerde olunca insan bölünüyor. Kimseyle yeterince olunamıyor. Biriyle birlikteyken aklı diğerinde kalıyor.

Neyse ben kaçıyorum, içimi döktüm rahatladım. Altı buçukta mesaim başlıyor Yağmur Bebekle. Yarın uzun bir gün olacak. Yağmur'umun annesinin toplantısı da var.

Biraz daha uyumalıyım değil mi?

17 Kasım 2009 Salı

PEH PEH PEHHH!


"İki kişi telefonla konuşurken
Olmayalım hemen üç kişi"

C
emal Süreya


Telefon dinlemeleri ayyuka çıkınca mı aklınız başınıza geldi?
Yasa çıkaracaklarmış!
Peh peh pehhh!

Suç üstü mü oldunuz?

12 Kasım 2009 Perşembe

BİR PARMAK BAL ÇALMAK


Sevgili Kürt Kardeşlerimiz, Sevgili Dindarlarımız, Sevgili Alevi Dostlarımız, Sevgili Arkadaşlarımız!


Farkındasınız değil mi? Hepimizin ağzına bir parmak bal çalarak işi götürmek istiyorlar, ama yere dökülen bal şisesi onların ayaklarını kaydırmaya başladı. Kaydıkça telaşlanıyorlar, telaşlandıkça foyaları ortaya çıkıyor.

Açılım maçılım, demokratikleşme memoklaştırma, türban mürban, birlik mirlik, dayanışma mayanışma bahane, paldır küldür gidilen yol şahane(!)

Hani kavgada yalancı pehlivanlar vardır, hem karşı tarafa saldıracak gibi yaparlar, hem de tutun beni anlamına gelecek şekilde "tutmayın beni" diye bağırırlar. Yaşadıklarımız buna benzemiyor mu?

Sen tek başına yedi yıldır hükümet olacaksın, bütün sorunları çözeceğim diyeceksin, sonra da toplumun her kesimini gerecek tartışma ortamı yaratacaksın, olacak iş mi bu?

Muhalefet sert olabilir, ama hükümet ortamı germez, aksine sakinleştirmeye çalışır. Milli birlik bütünlük diyip toplumu germenin, ayrıştırmanın çözüme ne faydası olur ki?

Hükümet kasıtlı olarak bunu yapıyor. Çünkü kimse onun umurunda bile değil. Her ağıza bir parmak çalıp durumu idare etmek istiyor. Her şeyi, herkesi araç olarak kullanmak istiyorlar, amaçları için...

Şu telefonları dinleme işinin insan haklarıyla, haberleşme özgürlüğüyle, demokratikleşmeyle, birlik bütünlükle, kürt açılımıyla bir ilgisi olabilir mi?

Oyun içinde oyun oynanıyor ülkemizde.

Bu oyuna alet olanlar hepimizi felakete sürükleyeceklerdir.

MUTFAK



Bir haftadır İstanbul'dayım, Yağmur'umla tatlı zamanlar geçiriyorum. Onu öpüyorum, kokluyorum, özlem gideriyorum. Bol bol oynuyoruz birlikte, aramızda yaş sınırı kalmıyor böyle zamanlarda.

Bu arada zaman zaman balkon ziyaretlerim de sürüyor malum nedenle... Özellikle akşam saatlerinde karşı apartmanlarda çok ilginç görüntüler oluşuyor. İstemeden "biri sizi gözetliyor" durumuna düşüyorum.

Sekiz katlı bir apartmanı gözünüzün önünde canlandırın. Üst üste sekiz mutfak penceresi ve sekiz bayan! Birbirinden habersiz yemek, bulaşık gibi işlerle uğraşıyor... Erkekler yok, bazen birinde bir an görünür gibi olsa da kısa sürede gözden ırak oluveriyor.

Sizce de bu işte bir yanlışlık yok mu? Acaba biz kadınlar mutfağı ele geçirdik de, erkekleri yanaştırmıyor muyuz? Yoksa erkekler mi kaçıyor mutfaktan?

Peki biri mutfaktayken diğeri ne yapıyordur dersiniz?

10 Kasım 2009 Salı

AÇILIP SAÇILALIM

1 YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında, “Cumhuriyet mitinglerine katılmak, Cumhurbaşkanı’nın seçimi sürecinde açıklamada bulunmak” suçlamaları bulunuyor...


2 Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz hakkında, “mesleğin şeref ve nüfuzu ile şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği” suçlamaları bulunuyor...
Hakİm Kaçmaz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında, “Kayıp Trilyon” davasında “şüpheli” sıfatını kullanmış ve yargılanması gerektiğine karar vermişti. Başbakan Erdoğan hakkında “Sayın Öcalan” sözünü kullandığı gerekçesiyle Ankara Başsavcılığı’nın verdiği “takipsizlik” kararını kaldıran Kaçmaz son olarak YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun 11 ayrı telefonunun ve Yargıtay’ın dinlendiği iddiasıyla TİB, Emniyet ve MİT görevlileri hakkındaki suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Takipsizlik” kararını kaldırarak “soruşturmanın genişletilmesine” karar vermişti. Kaçmaz’ın bu kararının ardından TİB’de bir ahkim ve üç uzman bilirkişi inceleme yapmıştı. Bakanlığın ihracını istediği iki yargı mensubunun ismi en son TİB’de yapılan arama nedeniyle bir arada geçmişti. Osman Kaçmaz, Eminağaoğlu’nun yaptığı suç duyurusu üzerine Ankara Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararını kaldırmış ve TİB’de bir hakim tarafından inceleme yapılması gerektiğine karar vermişti. Bu inceleme geçen hafta yapılmıştı.

Vatan Gazetesi'nden


Ben Cumhuriyetimizin savcılarına bakıyorum uzun... İçlerinden ikisinin - Eminağaoğlu ve Kaçmaz - fotoğraflarını gözümün önüne getiriyorum.

Sonra da Adalet Bakanımızın... Siz de bakın lütfen.

İki ayrı dünya, birbirinden ne kadar uzak! Sadece fotoğrafları bile her şeyi anlatmıyor mu?

Bugün 10 Kasım... Şu anda devlet erkanı Aslanlı yoldan Anıtkabir'e doğru ilerliyor...

Hep birlikte:

"Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim... Ne Mutlu Türk'üm Diyene" diyorlar saygı duruşunda.

Aynı gün öğleden sonra açılıp saçılacaklar, özde mi sözde mi, göreceğiz...


EK 1: BU AKŞAM TAM 20' DE "SÜREKLİ AYDINLIK İÇİN" IŞIKLARIMI YAKIP SÖNDÜRECEĞİM, YAKIP YAKIP SÖNDÜRECEĞİM...



9 Kasım 2009 Pazartesi

ATATÜRK'LE SONSUZA



1981

193∞



YAŞIYOR

YAŞAYACAK

6 Kasım 2009 Cuma

DERSİMİZ ATATÜRK



Şu Çılgın Türkler kitabının yazarı Turgut Özakman'ın senaryosunu yazdığı, Hamdi Alkan'ın yönettiği "Dersimiz Atatürk" filminin çekimleri başlamış.

Filmde Atamızı Halit Ergenç canlandıracakmış. Yakışır... Aynı zamanda Anıtkabri ziyaret edenler de filmde görev almış olacakmış. Yanlış anlamadımsa 10 Kasım'da Anıkabre gidenleri de çekeceklermiş film için. Keşke gidebilseydim, ama sanırım gidemeyeceğim. Atatürk filminde yer almak düşüncesi bile heyecanlandırıyor beni...

Film 19 Mayıs'ta gösterime girecekmiş. Merakla bekliyorum.

"Ey
beni
ağzı açık
dinleyen adam!
Belki arkamdan bana
bu kalbini
haykırana
"kaçık"
diyen adam!

Sen de eğer
ötekiler
gibi kazsan,
bir mana
koyamazsın
sözlerime."
Nazım Hikmet işte böyle seslenmiş birilerine...

En güzel dersimiz Atatürk'tür, iyi anlamak gerekiyor onu. Başlayın çalışmaya...

BİZE BAĞLI

"Bu akşam da gönlünce bitmediyse gün
Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün
Gelin buna bir çare bulalım.
Bunca olduğumuz gayrı yetmiyor
Yarın daha iyi adam olalım
Yarın daha sağlam daha akıllı
Yarın daha sevdalı daha haklı
Günün bize bağlı olduğunu bilelim.
(M.C.Anday'dan)

5 Kasım 2009 Perşembe

DİL SÖYLER SAKLANIR BAŞ BELAYA KATLANIR



YAKARIŞ

Gün batıyor. Sevgili korkun gönlümde doğuyor. Kumral akşam bana sessizlikler içinde büyüklüğünü fısıldıyor... Bu alaca karanlıklar arasında bir kulun, dilmaç(tercüman) kullanmadan, öz bilgisiyle sana diller dökmek istiyor. Ödünç giyim almadan, kendi çaputlarıyla karşına çıkmak diliyor.

Onun yalvarışlarını dinlemez misin?

Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüşcüğünü anlarsın! Boynu bükük, benzi uçuk bir çiçeğin isteciğini duyarsın. Bugün bir Türk'ün, yıpranmamış sesini birinci olarak sana işittirmek isteyen suçunu bağışlasan gerektir.

Ey, yüce gökleri ışıklı yıldızlarla, azgın denizleri köpüklü dalgalarla süsleyen Tanrı! Kullarına kendilerini tanımak, kendilerinde özünü tanıtmak üzre onlara beyin, gönül verdin. Onlardan yüzbinlerce Türkler sevgili son yalvacının(peygamber) doğru izinden bu us(akıl), bu duygu kanatlarıyla yüksele yüksele uçmağa(cennete) ermek istediler...

Ahmet Hikmet Müftüoğlu'ndan alıntıladığım parçayı okudunuz. Yazar Tanrı'ya yakarırken:

" Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüşcüğünü anlarsın!" "..... bir çiçekciğin isteciğini duyarsın"

Ve:

"Bu alaca karanlıklar arasında bir kulun, dilmaç(yani tercüman) kullanmadan, öz bilgisiyle sana diller dökmek istiyor..." diye sesleniyor.

Şimdi herkese soruyorum: Türkçe ibadet denince neden bazılarının uykusu kaçıyor? Arapça kutsal bir dil midir? Yoksa "din alimi" edasıyla salya sümük ağlayarak kurdukları saltanatlarını yitirme endişesi midir onları korkutan?


Sözlerimi kızımın çocukken bana sorduğu bir soruyla bitirmek istiyorum:

"Allah Türkçe bilmiyor mu?"

4 Kasım 2009 Çarşamba

ALDATILDIM ALDATILDIM


Geçenlerde eşimle "aldatma", "aldatılma" konuları üzerinde konuşmuştuk. Konunun nereden açıldığını anımsamıyorum.
Benim bu konudaki düşüncem şu:

İnsan eğer aldatma gereksinimi duymuşsa, en azından aldatan tarafında sevgi bitmiştir. Sevgisiz bir evliliği sürdürmenin de anlamı yoktur. Derhal bitirilmelidir.

En çok kızdığım da şudur:

Birliktelik sürerken iki tarafı da idare etmenin alçakça oluşudur. İnsan dürüst olmalı değil mi? Bitirelim, dersin, bitirirsin. Sonra da istediğin haltı yersin, bana ne?

Neyse efendim, ertesi akşam eşim işten geldi; Mutfakta yemeğimizi yedik. Ayıptır söylemesi balık vardı menüde, salata bir de... O iki kadeh rakı, ben bir kadeh bira içtim. Güzeldi yani. Sonra salona geçtik.

Çaylarımızı içerken eşim "Ayşe Arman'ı okudun mu?" diye sordu. Okumamıştım, zaten arasıra okuduğum bir yazardı. Tiryakiliğim yoktu doğrusu. "İstersen oku, dün akşam konuştuğumuz konuya denk gelince ben okudum." dedi.

Hürriyetin sayfasını açtım okudum Ayşe Armanı, bir şey bulamadım bu konuyla ilgili. Meğer Ayşe Aral ile Ayşe Arman isimleri karıştırılmış. Bir iki kez aynı yanılgıyı ben de yaşamıştım.

Offff ki offff sevgili okuyucular, içim yandı, çok etkilendim, çok üzüldüm, çok düşündüm... ne derseniz deyin ama o yazıyı bulun okuyun. Ben şimdi yazıyla ilgili Ayşe Aral'a gelen yorumları yayınladığı bugünkü yazısının linkini vereceğim, her biri ayrı bir aldatılma öyküsü... TIK

Kafam çok karıştı vallahi hem de billahi! Bugüne kadar hiç düşünmemiştim, aklıma bile getirmemiştim. Şimdi bugün ben oturup tıkır tıkır eski mektuplarımızı yayınlarken "Acaba o beni hiç aldattı mı ki "sorusu geldi oturdu yüreğime? Aldatıldım mı dersiniz? Eşime -utandım- soramadım, size soruyorum... Eşim beni aldatmış olabilir mi? Bu nasıl anlaşılır ki?

Yazımı bir bilmece sorarak tamamlamak istiyorum. Aşağıya alıntılayacağım sözlerin kime ait olduğunu bileni ödüllendireceğim. İşte buyrun...


"Devletle çatışarak bir yere gidemezsiniz. Demek devletin de, bu çok yüksek gayeleri gerçekleştirmek için belli bir kıvama gelmesi lazım. Devletin belli ölçüde, o kıvama geldiğini söyleyebiliriz..."

"Evet, tırmanma şeridindeyiz. Yükümüz çok ağır ve zirvelerde bizi görmeye tahammülü olmayan bir sürü hasmımız var."

"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti İslami geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan ADLİYE, MÜLKİYE veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şekinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır."

"Hala bu sistem devam ediyor ve bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyecektir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım, keşfetmeleri lazım, aşmaları lazım, hava boşluğu gibi bu da meselenin diğer yanıdır."


"Ama her doğruyu her zaman söylemek doğru değildir... Dünya sizi yakın takibe almışsa..."

"Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar, her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine YALAN söylemek de, insanları ALDATMAK da girer...

"Siz bir sivilsiniz, silahınız yok, kuvvet ve kudretiniz de sermayeniz kadar... Oysa askerde tek başına bile olsanız, iktidarsınız, silahınız, ferdi kabiliyet ve cesaretinizin yanı sıra, içinde bulunduğunuz birliğin kuvvet ve iktidarını da yanınızda bulur ve yerinde bir PAŞA'yı, hatta bir ORDUYU bile esir edebilirsiniz."

Bilmece bildirmece:

KÖSTEBEK (Dr Necip Hablemitoğlu) İsimli kitaptan aldığım yukarıdaki sözleri hangi ünlü Türk Büyüğü söylemiştir? Bugün yaşadıklarımızla bir ilgisi var mıdır? Açılım görüşmelerinin tam da 10 Kasım tarihine denk getirilmesi ne anlama geliyor?

Geldik yazının sonuna...

Sadece kişisel aldatılmalara mı tepki göstereceğiz, güle güle diyeceğiz? Yoksa koca ulusu, vatananamızı aldatanlara da aynı şekilde güle güle diyecek miyiz?

Not:
Ek 1: TIK

3 Kasım 2009 Salı

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA DEĞİN YAŞAYACAKTIR"BUNUN ALTINA İMZA ATILMAZ MI? SEN DE İMZALA

Erzurum Kongresi Açış Konuşmasında:

" Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arzedeyim ki, memleketimizde külliyetli ecnebi parası ve birçok propagandalar cereyan ediyor.

Bundan gaye, pek aşikardır ki, milli hareketi akim(etkisiz) bırakmak, milli emelleri felce uğratmak ve bazı mühim vatan parçalarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktır.

Bununla beraber, her devirde, her memlekette ve her zaman zuhur ettiği gibi bizde de vatansız ve aynı zamanda şahsi refah ve menfaatini vatan ve milletin zararına arayan sefiller de vardır.

Fakat mukaddesatının kurtuluşu gayesiyle çırpınan bütün millet bu mücadelede yolunda her türlü manileri muhakkak ve mutlaka kırıp süpürecektir."

Evet, Sevgili Okurum, işte Atatürk Erzurum Kongresinde bunları söylüyor. Ta o zamanlardan bugünlere de ışık tutuyor. Özetle:

Kendi çıkarlarını düşünen insanların, ulusal çıkarlardan yana olanlara tuzak kuracağını, onları baltalamaya çalışacağını , ancak bütün bir ulusun mücadele azmini yenemeyeceğini söylüyor...

Dün de mücadele azmimizi kıramadılar, bugün de kıramayacaklar.

Ufukta ışık görünüyor. Umutlanıyor muyuz? Yarına daha güvenli mi bakmak istiyoruz?

Bunun çaresini, hiçbir yerde ve hiçkimsede aramamalıyız.
Umut da, güven de, çözüm de Atatürk ilke ve devrimlerinde apaçık belirtilmiştir.

Bundan güç alan bir grup arkadaş "Türkiye Cumhuriyeti Sonsuza Kadar Yaşayacaktır." başlığı altında imza kampanyası düzenlemişler. Onları kutluyorum. Ben imzamı seve seve attım. Siz de davetlisiniz, isterseniz bir uğrayın. İşte burada-(BMK)
Toplanan imzalar "10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü"müzde Anıtkabir'e götürülecekmiş. Sevgili Dostlar sizler, bizler var oldukça, birlik oldukça, sesimizi daha güçlü duyurdukça TÜRKİYE CUMHURİYETİ de var olacaktır.


2 Kasım 2009 Pazartesi

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) İŞTE BUDUR

Balıktaki yapraklara dikkat ediyor musunuz? Olmayacak işler için söylenen bir söz vardı hani: "Balık kavağa çıkarsa ancak bu iş olur!" Artık bu söz kullanılmayacak ve balıkların tadı kaçacak gibi görünüyor.
Muz istedi çocuğunuz, verdiniz? O da ne?
Muz mu mısır mı? Aman dikkat muz yerken dişleriniz kırılmasın!..





Bir paket karpuz göndermek istemez misiniz sevdiklerinize? Ya da balık tadında mısır? Washington'da tattığım(yiyememiştim) tatlı mısır ve tatlı turşu geldi aklıma! Tek kelimeyle berbattı...

Şaka bir yana sayın hükümet üyelerimiz bizi açılımla birbirimize düşürürken kimseye çaktırmadan, sessiz sedasız ve de aleyhimize olduğu kuşkuları taşıyan her olayda olduğu gibi GDO'yla ilgili izini jet hızıyla geçirivermiş meclisten iyi mi?

Genetiği değiştirilmiş gıdalarla ilgili Ziraat Mühendisi Odaları, Gıda Mühendisleri, çeşitli bilim insanları tehlikeli diyor.

Yalnız hemen endişe etmeyin canım, zararları hemen çıkmıyormuş. Radyasyonlu gıdalarda olduğu gibi 15-20 ya da 30 yıl sonra çıkıyormuş.

Radyasyon kanser vakalarını tetiklemişti. Bugünkü kanser hastalarımızın tohumları 1986 yılındaki Çernobil kazasıyla atılmıştı. O zaman ekilen tohumlar ne yazık ki bugün çok canlar yaktı, sırada GDO var...

Peki yeni armağanımız GDO ne gibi zararlar veriyormuş?

İnsana, hayvana, çevreye olan zararları saymakla bitmez. İşte birkaç tanesi:

*Kısırlık yapıyormuş ( Bunu başbakanımızdan saklamışlardır mutlaka, en az üç çocuk yapın diyip de milleti kısırlaştırmaya önayak olmak başka nasıl açıklanır ki...).
*Antibiyotiklere direnç azalıyormuş.
*Allerjileri tetikliyormuş.
*Bebeklere zarar veriyormuş...

Daha fazla bilgi isteyenler buraya baksın lütfen.

Biz organik gıda peşinde koşarken başımıza örülen çoraba ne demeli?

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDALARA HAYIR DİYORUM.



Ek 1 :Yalçın Bayer de yazmış bu konuda.
TIK
Ek 2: Yılmaz Özdil
TIK TIK

1 Kasım 2009 Pazar

HAYVANLAR ALEMİ








Masal bu ya, bir zamanlar ülkenin birinde veba salgını başlamış. Salgın ki ne salgın! İnsanlar, hayvanlar art arda ölüyormuş... İnsanlar için aşı bulunmuş da hayvanlarla ilgilenen pek olmamış.

Yaşam mücadelesi veren hayvanlar çaresiz. Yiyecek bir lokma hayvan bulamaz duruma gelmişler. Aslan bunun üzerine toplamış bütün hayvanları:

"Dostlarım bu 'veba', Tanrı'nın bize verdiği bir cezadır. İçimizde kim günahkarsa bulup çıkaralım. Onu Tanrı'ya kurban edelim." demiş.

Tilki:

"Sayın kralım bunu anlamak için ne yapmalıyız? diye sormuş.

Aslan gülmüş:

"Kolay" demiş. " Herkes ne günah işlediyse söylesin. Önce ben anlatacağım günahlarımı." diye de eklemiş. Başlamış anlatmaya:

"Pis boğazım yüzünden çoook koyun yedim? Hadi koyun yenir diyelim, hiç çoban yenir mi? Ne yazık ki ben yedim. Alın benim canımı, feda olsun size! Ama ondan önce siz de benim gibi suçlarınızı söyleyin." demiş.

Tilki:

"Aman sultanım, sizinki kötülük değil, iyilik... Ne olmuş yani o suskun koyunları yemişseniz? Çobana gelince iyi bir ders vermişsiniz! Koyun gütmede ne oluyor? Başka iş mi bulamadı? Satsaydı koyunları zengin olurdu..." demiş.

Tilki bunları söyleyince ormandaki tüm hayvanlar onu alkışlamışlar.

Sonra sırayla gelip kendi suçlarını anlatmışlar. Hepsi de haklı bulunmuş. En azılı olanın bile bir evliya olmadığı kalmış.

Sıra gelmiş eşeğe. Eşek söz almış:

"Bir gün hiç unutmam, papazların çayırından geçiyordum, çok da acıkmıştım. Şeytan dedi ki şu yeşil çayırlardan bir tutam ye! Ben de dayanamadım, koparıp yedim..."

Bunu söyler söylemez bütün hayvanlar bağırmaya başlamış, her kafadan aynı ses çıkıyormuş. Neredeyse o anda parçalayıvereceklermiş eşeği! Neyse ki kurt yargıç olup kürsüye çıkmış:

"İşte, içimizdeki günahkar olan bu mendebur yüzünden Tanrı bizi cezalandırıyor. Onu Tanrı'ya kurban etmeliyiz!" diye kararını açıklamış.

Kurdun bu önerisini haklı bulmuş tüm hayvanlar. Zavallı eşeği oracıkta öldürüp parçalamışlar...

Bir masal anlatmak istedim sadece...