30 Aralık 2009 Çarşamba

BU GİDİŞLE YENİ YIL YAZISI YAZAMAYACAĞIM

"ÇOK GÜZEL ŞEYLER OLACAK " demişti.

OLANLARI GÖRDÜK...

Şimdi de:

"GELECEĞİMİZ ÇOK PARLAK OLACAK" dedi.


İNANDINIZ MI?


*Okuyun, kararınızı verin. YALÇIN KÜÇÜK anlatıyor. TIKLAYIN LÜTFEN...

* *Bir de şunu okuyun.

***KAMER GENÇ'e de bir TIK...


NOT: Gözaltına alınan askerler serbest bırakıldı. Ancak suç unsuru kağıttan hala bir haber alamadık. Askere yutturamadıkları kağıdı kim yuttu? KAĞIDIN AKİBETİNDEN ENDİŞE EDİYORUM. BİLENLERİN İNSANİYET NAMINA...

29 Aralık 2009 Salı

SAVAŞMA SEVİŞ



Sizi bilmem ama ben çok film izledim. Hatta çocuklarım bile şaştı bu işe... Beni eğlendirmek için film izletmek istediklerinde önerdikleri pek çok filmi gördüğüm çıktı ortaya...

Neyse efendim, diyeceğim şu:

Filmin en heyecanlı sahnesini gözünüzün önüne getirin.

Filmin kahramanları içerde, çeşitli planlar yapıyorlar! Kimlerin başına, ne çorap örelimin ya da birilerin başına çuval geçirelim de köşeyi dönelimin hesapları yapılıyor. Anlayacağınız kendi çıkarlarına engel gördükleri kişilere tuzak hazırlamanın peşindeler!

Dışarda, evden biraz uzak köşede bir araba park etmiş durumda. Arabanın içinde
iki kişi (biri erkek, biri dişi) suçluları yakalamak için görevlendirildikleri için pusuya yatmış bekliyor. Gözleri, kulakları o evde...

Evdekiler gizli dümenler peşinde oldukları için kapıda izbandot gibi korumalar kuş uçurtmuyor!

Tam da o sırada içlerinden biri park halindeki arabayı farkediyor, elindeki fenerin kirli ışığıyla arabaya yöneliyor...

Tehlike büyük, arabadakiler ne yapsın? Hemen klasik yönteme başvuruyorlar. Ne sihirdir ne keramet diyip el çabukluğuyla soyunup sevişmeye başlıyorlar!

Koruma bakıyor ki arabanın içinde çırılçıplak iki kişi sarmaş dolaş sevişiyor. Zavallı koruma, savaşmaktan unuttuğu bu sahne karşısında bunalıma giriyor.
Başına kendi silahını dayayıp " Kafama sıkar giderim!", şarkısını söyleye söyleye terk-i diyar ediyor!

Herkes korumanın başına üşüşüyor. Bizim gizli görevliler suç üstü yapamasalar bile, suçluların günyüzüne çıkmasını sağlayarak oradan ayrılıyorlar. Kuşku tohumları herkesin yüreğine düşüyor... Suçlular panik halinde oraya buraya saldırıyor. Kendi suçlarını gözden kaçırma telaşı içinde suçsuz insanları karalamak için delil yaratma peşine düşüyor.

Oysa ok yaydan çıkmış, korku da kuşku da dağları aşmıştır. Filmin sonunda gerçek suçlular kendi kazdıkları kuyuya düşüyor, adaletin pençesine düşüyor...

Doğru söyleyin. İzlediğiniz filmlerde buna benzer sahneye denk gelmediniz mi?

***

Yeni yılda savaşlar son bulsun. Herkes sevdikleriyle buluşsun. Sevgi tohumları düşsün yüreklere...

Hırsın gözü kör olsun. Toplumun huzurunu bozan aç gözlülerin gözünü toprak doyursun. Tüm "köstebekler" kendi kazdıkları çukurlarda boğulsun.

27 Aralık 2009 Pazar

ÇIĞLIĞIMA SES VERİN

Son günlerde her yerde pis kokulu olaylar yaşanıyor. Haberciler hangisine yetişeceğini şaşırıyor. Herkes birbirine kızgın, öfkeli, şaşkın, tedirgin...

Ancak bir tanesi var ki tüm toplumu ayağa kaldıracak kadar önemli. Kimseden ses çıkmıyor.

Sevgili dostlar, aydınlar, yurtseverler, CHP, MHP ve hatta AKP'de olan ulusunun geleceğini düşünenler; doktorlar, mühendisler, öğretmenler, öğrenciler, memurlar, işçiler, işsizler , savcılar, avukatlar, polisler , gazeteciler; Türkler, Kürtler, Aleviler tehlike kapıya dayandı, görmüyor musunuz? Bizi birbirimize kırdıracaklar...

Ne dedi, Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran, trafik polisleriyle tartışırken:

POLİSİN İÇİNDE ÇETELER VAR!

Ben korkmaya başladım dostlarım, ciddi ciddi korkmaya başladım. Aklıma İran'da yaşananlar geliyor. İran'dan kaçan Felsefe öğretmeninin anlattıkları geliyor. Korkuyorum, endişe içindeyim. İsterseniz paranoyak diyin, isterseniz saçmalık diyin, son aşamaya geldik diye düşünüyorum. Tehlike çok büyük. Tehdit altında hissediyorum. İçerden kuşatılıyoruz gibi geliyor bana.

Aslında herkes bunu biliyordu, ama kimse açık açık dile getirmiyordu. Fethullahçı polislerin olduğunu da itiraf etti iktidar milletvekili. Dürüstçe, mertçe söyledi, gerçi anladığım kadarıyla o Fethullahçı polislerden yana, suçladığı Fethullahçı olmayanlar... Televizyonda (NTV 19.00 Haberlerinde? 25Aralık2009 ) Emniyetin içinde çeteler var, bütün bu olayları onlar yapıyor, dedi. Ve şunu da ekledi: Soruşturma açılsın, açık açık söyleyemediğim tüm bilgileri orada söylerim.

Ve durum bu merkezdeyken AKP HÜKÜMETİ ne için uğraşıyor?

İÇİNDE ÇETELERİN ÇARPIŞTI, KENDİ MİLLETVEKİLLERİ TARAFINDAN SÖYLENEN, POLİSLERE AĞIR SAVAŞ SİLAHLARI ALMA YETKİSİ VERMEK İSTİYOR, BUNUN İÇİN DE ORDUYLA TERS DÜŞÜYOR.

NEDEN?

Polislerimiz bu ağır savaş silahlarını kime karşı kullanacak sorusunun yanıtı boşlukta kalıyor. Polisler iç güvenlikten sorumlu değil mi? Neden onlara savaşta askerlerin kullandığı ağır silahlardan verilmek isteniyor ki...

SAVAŞINIZ KİMİNLE?

Her gün sahte belgelerle TÜRK ORDUSU etkisizleştirilmeye çalışılırken, İçinde çetelerin olduğu söylenen POLİSE AĞIR SAVAŞ SİLAHLLARI alacağız , demenin anlamını birinin çok acele açıklaması lazım! Aklı başında polisleri etkisizleştirmek hiç de zor değil onlar için. Orduya yapılanları da film gibi izliyoruz ekranlardan.

Ordu güçsüzleştirilirken polis güçlendiriliyor... Neden?

Korkun, siz de korkun; kendiniz için korkun, çocuklarınız için korkun ve sesinizi çıkarın. Tepki gösterin. İstemediğinizi belirtin. Sesimizi, çığlığımızı duysunlar.

Polise ve MİT'e SAVAŞ SİLAHLARI ALMA YETKİSİ verecek yasanın çıkmasına şiddetle karşıyım. Siz de karşıysanız lütfen ses verin. Sadece "ben de" diyin, yeter.

Aydınlık bir ülkede, insanca yaşamak isteyen, yurtsever, emekli bir öğretmen olarak bunu bir görev olarak, ulusuma duyduğum bir borç olarak yapıyorum.
Dilerim korkularım yersizdir, yanılıyor olmayı gerçekten çok istiyorum.



not: Lütfen aşağıdaki yazıyı da okuyun:

İran'a Şeriat Nasıl Gelmişti(Soner Yalçın)

DEVRAN AMCA


Devran Amca da kim, dediğinizi duyar gibiyim. Devran Amca bir düş satıcısı... Zonguldak'ın giderek büyüyen oyuncak mağazasının adı bu...

Devran Amca'ya yıllar oldu uğramayalı. Oysa eskiden sık sık giderdim, yanımda çocuklarımla. Onlar kadar, belki onlardan da fazla severdim burayı. Sonra çocuklar büyüdü, sırayla üniversite yolcusu oldu. Ben de unuttum gitti Devran Amcamızı!

Şimdi yeniden geldi, gündemimize oturdu. Yarın gideceğim Devran Amca'ya! Bu beni inanılmaz heyecanlandırıyor...

Hani hepimizin bildiği Affan Dede'si vardır ya Cahit Sıtkının, onun gibi bir şey...

"Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden,
Haberim yok olup bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıp zıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horozşekerim.

Şiirin adı "ÇOCUKLUK" .

Çocuk muyuz? Ahh keşke çocuk olsak! Onlar kadar saf, onlar kadar doğal, onlar kadar masum olabilsek! Görmesek, duymasak, bilmesek, yaşamasak çirkinlikleri... Korkmadan, ürkmeden açıklayabilsek duygu ve düşüncelerimizi!

(Cuma günü bir yazı yazdım, korktum, gerçek anlamıyla korktum; yayınlayamadım. Cumartesi günümü aynı endişelerle geçirdim, pazarı da sanırım öyle geçireceğim. Bakalım belki yayınlarım diğer blogumda. Ama şimdi bu konuya girmeyeceğim, sadece haberleri dikkatle izliyorum. Ülkem adına endişelerim var.)

Ben yarın çocukluğuma döneceğim. Torunuma oyuncak seçmek için Devran Amca'nın yoluna düşeceğim. Tek tek elleyeceğim tüm oyuncakları, düşler kuracağım:

Ülkemin tüm çocuklarının mutlu, sağlıklı, gönlünce yaşayacağı bir gelecek süsleyecek düşlerimi. İnsana yaraşır bir dünya dileceğim tüm insanlığa. Savaşlardan, kinden, kavgadan uzak mutlu insanların yaşdığı bir dünya yaratmak için güç birliği içinde çalışan insanları hayal edeceğim. Ben bir günlük de olsa çocuk olacağım...

31 Aralık'ta hem yeni bir yıla gireceğiz, hem de biricik torunumun "Birinci Doğum Günü" nü kutlayacağız. O artık bir yaşında bir çocuk! Tüm çocuklarla birlikte Yağmur'umun da çok mutlu, çok sağlıklı, çok başarılı olmasını diliyorum. O'nu çok seviyorum. Güzel bir dünyada gönüllerince yaşamalarını istiyorum.

Sevgili dostlarım, biliyorum sizlere yeterince zaman ayıramadım, ama gönlüm hep sizlerleydi inanın. Sizleri seviyorum. Hepinizin yeni yılını kutluyorum. Daha nice güzel yıllarda, sevinçlerimizi, mutluluklarımızı paylaşmak dileğiyle...



Not: FaceBlog için yazdım bu yazıyı, sonra buraya da almaya karar verdim. Sevgilerimle.

25 Aralık 2009 Cuma

KURTULDUK (MU) EŞEKLİKTEN?



GENE Mİ ÜZDÜN ANNENİ


Nasrettin Hoca pazardan
Bir eşek satın aldı
Evine götürürken
Yedeğinde çekti onu
Binmeye kıyamadı

Hoca yola çıkarken
Hırsızlar gördü onu
Peşine takıldılar
Eşeğini çalmak için
Güzel bir plan yaptılar

Issız bir yere gelince
Hırsızlardan birisi
Anadan doğma soyundu
Çıkardı eşeğin yularını
Taktı kendi boynuna
Ellerini yere koyup
Eşek gibi yürüdü
Hocanın ardı sıra

Hoca sevine sevine
Akşam ulaşınca evine
Dönüp arkasına baktı
Gördü ki ne görsün
Eşek diye getirdiği
Çıplak bir adamdı

Çıkıştı adama Hoca
Sordu sen kimsin diye
Ben mi dedi çıplak adam
Başından geçenleri
Anlattı ezile büzüle:

Ben küçükken
Yaramaz bir çocuktum
Benzemezdim kimseye
Tanrı beni eşek yaptı
Annemi üzdüm diye

Öptü Hoca'nın elini
Çok sağol efendim dedi
Tanrı razı olsun senden
Sen beni satın alınca
Yeniden insan oldum
Kurtuldum eşeklikten

Yuları boynundan çıkarıp
Hırsızı bırakırken
Sıkı tembih etti Hoca
Haydi git güle güle
Bu sana bir ders olsun
Bir daha anneni üzme

Hocamız ertesi hafta
Yeni bir eşek için
Bir daha gitti pazara
Çaldırdığı eşeğe rastladı
Kimseye duyurmadan
Kulağına fısıldadı:

Seni yaramaz seni
Gene mi üzdün anneni
Sen bu yolda gidersen
Kurtulamazsın eşeklikten

(Ali Yüce)



24 Aralık 2009 Perşembe

ÖNCE KURBANIN DERİSİNİ ŞİMDİ ARTIK HEPİSİNİ



Kurban Bayramını oldum olası pek sevemedim. Rahetli annemin sık sık yinelediği bir sözü vardı bu bayramla ilgili: "Hatalı Bayram!"

Bir günde binlerce hayvanın kesilmesi, dağıtılması, saklanması, korunması kolay iş mi?

En zoru da üleştirilmesi! Kime, ne kadar pay düşecek?

Hocaya sormuşlar bunu, söylemiş:

"Başı hocanın,
Döşü hocanın,
Yedi payın beşi hocanın,
Geriye kalanı gelin paylaşalım..."

Şaka bir yana, eskiden deri savaşlarına tanık oluyorduk. Kapanın elinde kalıyordu kurban derileri. Yoksul vatandaşın kestiği kurbanların derisinden kimler kimler köşeyi döndü araştırıldı mı?

Yoksul kişiler kesiyor dedim, çünkü yıllardır kayınvalidem- kayınpederim hiç aksatmadan kesiyorlar kurbanlarını. Daha doğrusu birininkini kesiyorlar, diğerininkinin parasını da Mehmetçik Vakfına bağışlıyorlardı. Gelen teşekkür yazısıyla da mutlu oluyorlardı. Hatta bu yıl kayınvalidem rahmetli olan kayın peder için de "kestirecem" diye tutturdu da zorla vazgeçirdik.Aldıkları bir emekli parasıyla yapıyorlar bunu!

Şimdi görüyoruz ki kurbanın sadece derisini değil, hepsini birden götürüyorlarmış. Aferin onlara! Boşuna dinci olunmuyor değil mi?

Ahh şu işi geriye doğru bir araştırsalar, neler neler çıkar; ama yapmazlar, yapamazlar. Yapmak isteyene de bırakmazlar!

Kurban olam sen söyle, bu işte bizim hiç suçumuz yok mu?






Ek: Kesim işini Mayet denen kesicilere vermişler. Daha önceden de yolsuzluk yapmış olduğu yazılan bu şirket, yargıdan kaçırılmış malum kişilerce ... Kurban vurgununu denetlemeye gelenlere ikram ettikleri kolanın içine koydukları müsül ilacıyla denetçileri tuvalete mahkum etmiş bu uyanıklar. İddialar böyle, yargı sonucunda gerçekleri öğreneceğiz. Dur bakalım ne çıkacak? Nereye giderse gitse de görsek...

22 Aralık 2009 Salı

BİR GARİP TEDAVİ



Uzun süredir - ya da bana öyle geldi- ne gazete, ne kitap okudum; ne de TV izledim. Böyle olunca haberlere yeniden bakmak beni dehşete düşürdü...

Sabah altı buçukta uyandım alışkanlıkla, Yağmur'umun sesini bekledim. Duyar duymaz yanına koşacaktım, ama dün gece geç saatte döndüğümüzü anımsayınca kalktım yataktan. Biraz dolaştım evin içinde, eşimi işine gönderdim, biriken çamaşırları makinaya attım, hafif bir kahvaltı yaptım. Ve tekrar yattım. Uyandığımda saat on ikiydi!

Dikkat ettinizse Yağmur'um dedim. O artık Yağmur Bebek değil, Yağmur'cuğum benim. Büyüdü, kocaman bir kız oldu. Yeni yılla birlikte birinci doğum gününü kutlayacağız. Anlayacağınız on gün sonra tekrar İstanbul yolcusuyuz. Eşim beni kaçırdı, döndük kendi yuvamıza...

Haberler şaşkına çevirdi diyordum değil mi? Sadece başlıklara bakalım mı?

"Yaratık Tartışması!" ( Kötü söz sahibinindir.)

"Türkiye'de Çarmıha Gerilmiş Gibi Hissediyorum!" ( Valla yalnız değilsiniz, azımsanmayacak kadar çokuz aynı duyguları paylaşan.)

"Komutanlarımızın İntihar(mı) Etmesi!" ( Onlar da aynı duygunun esiri olmuş gibi, yazık bu ülkeye! Sıkılan teşvik kurşunu mu?)

"İşsizlik!" ( Bu gidişle daha çok artacak.)

"Tekel İşçilerinin Eylemi!" ( Biber gazına harcanan parayı verseler durumları düzelecek, ama vermezler, bu kez polisler işsiz kalacak!)

"Ergenekon" ( Açma, yaram sızlıyor! Sanki kaçacaklar, tıkmışlar içeri, oynuyorlar! Çözdükçe dolaşıyor...)

"Akdeniz'de Deprem!" ( Alanya'da babamı aradım hemen, avizeler sallanmış! Aman uzak olsun, son olsun! Bir de depremle uğraşmayalım karda kışta!)

"Zam" (Gözümüz aydın, gizli açık yağıyor vatandaşın üstüne!)

"Suikast İddiası!" ( Bu beni nedense çok güldürdü! Ayna ayna benden büyük var mı, diyen kötü kalpli kraliçeyi çağrıştırdı bana! Pamuk Prenses masalı mıydı, neydi? Oradaki kötü kraliçeyi! )

"Açılım!" ( Kaçılım olmuş galiba, baksanıza eski dostlar birbirine düşmüş, yaratık maratık tartışmaları başlamış. Yoksa bu açılım da Ergenekonun işi mi? )

"Parti Kapatılmış!" ( Tabelacılar sevinmiş! Sevinsin garipler, onlara da iş çıkmış...)

Ancak çıldırdığım haberi Vatan gazetesinde gördüm. Fotoğrafı paylaştım oradan alarak. Hitli bir cahilin tedavi yöntemiymiş bu! Olay korkunç! Sadece olay değil korkunç olan! Çocuğun halini gören aç gözler nasıl kör olmuyor! Ve garip doktorculuk oynayan adamın ayaklarını gören dünya neden dönüyor hala!


EVİM EVİM GÜZEL EVİM


Ben döndüm. Evimi de blogumu da sizleri de çok özlemişim...

"Bülbülü altın kafese koymuşlar, ahhh vatanım!" demiş ya benimki de öyle.

Yorumlar için teşekkürler, şimdi çok yorgunum, daha sonra yazacağım. Herkese sevgiler...

15 Aralık 2009 Salı

ASABİYİZ


Yolun sonu görünüyor mu ne?

Çok asabiyiz çok! Artık kim ağzını açarsa ona yöneliyor çaresizliğin getirdiği öfke!

Herkes nasibini aldı. Vatandaş azarlandı, askerler karalandı, muhalefet dışlandı, sıra kendine bakanlara geldi!

Dışarda kuzu kuzu meee meee! Süklüm püklüm!

Acısını içerde çıkarıyordu eskiden, şimdi içerdekilerden de çatlak sesler gelmeye başladı. O da bas bas bağırıyor önüne çıkana!

Sağlık mı? Sus, ben en iyisini bilirim. Sen kim oluyorsun?
Başkan mı? Dövsene şu konuşanları, yoksa ben mi döveyim hııı?
Vekiller mi? Sakın ha! Zaten sesleri solukları çıkmıyor, ama ağızlarını kıpırtdatmalarına da izin yok! Hatta nefes bile almasınlar!

En büyük kim? Hadi bakalım, bir acayip yönetim. Açtıkça kapanıyor!

Gitmeyeceğim işte, gitmeeeyeeeceeeğiiiiiim! Yolun sonu görünmüyorrrr! Beraber yürüdük bu yollarda! Döverim hepinizi, yıkarım, yakarım da yine bırakıp gitmem!

Şişşttt okuyucu gülme! Bak çok asabiyim ben, sana da bir kafa!..

Haa ha haaaa! Sadece ben gülerim ona göre! Ha ha haaay!

14 Aralık 2009 Pazartesi

NEDEN?


Günlerdir yazamadım, yazmak istediğim halde yazamadım.

Fırsat buldukça kitap karıştırdım sadece. Son olarak Virgina Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda" sına baktım. Elimden bırakamadım. Özellikle kadınların ve de kadınları anlamaya çalışanların okuması gereken bir kitap.

Kadın ve Edebiyat... Kitabın konusu bu.

"Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları bir soru vardır: " Bizler kadar düşünme yeteneğinizin olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespare gibi bir deha çıkaramadınız?"

Virginia Woolf kadınlara seslenerek bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

"Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!"

Kitapta bana ilginç gelen bir şey daha var. Onu da paylaşayım. Yazar, Shakespare'nin kız kardeşinin neden tek satır bile yazmadığını sorguluyor. İlginç değil mi?

Eşim, telefonda, "Neden artık yazmıyorsun?" diye sorduğu için belki de bu kitaptan etkilendim. Bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var.

Biz kadınları ne kendimize ait bir oda, ne çok para kurtarabilir! Bunlar önemsizdir, demiyorum. Ama yeterli değil ! Anneysek eğer, boş zamanı kim kaybetmiş ki biz bulalım. Bulduğumuz zaman da yorgunluktan dermanımız tükeniyor mu ne? Ehh bunun anneanneliği de var değil mi?

Sakın ha, yanlış anlaşılmasın! Yakındığım falan yok, Yağmur Bebek'le aşkların en güzelini yaşıyoruz.

"Hadi bir daha!" diyorum. Sarılıyor bana, kafasını yaslıyor, sokuluyor kucağıma... Bu birkaç kez yineleniyor. Ve o anlarda dünya duruyor, her şey her şey önemini yitiriyor.
İstediğini engelleyen kim olursa olsun, hemen bana bakıyor, "Yardımıma koş!" bakışı fırlatıyor.

Yazmak mı, yaşamak mı , diye sormuştum başlarken blog macerama, bu sıralar yaşamak yanı ağır basıyor. Yaşarken de biriktirdiklerim var, zamanı gelince onları da yazarım değil mi?


9 Aralık 2009 Çarşamba

GÜLEN KİM?


Tüm ulusun anası ağlıyor...

Peki GÜLEN kim?

8 Aralık 2009 Salı

ÇOK GÜZEL ŞEYLER OLUYOR MU?



"Çok güzel şeyler olacak..." demişlerdi.

OLDU MU?

Yoksa onların güzel anlayışı bu mu?


"Açılalım" demişlerdi.

AÇILDIK MI?

Açılım diye diye hortlattılar kötülük tohumlarını!


"Analar ağlamasın, barış ollacak!" dedilerdi.

Onların barıştan anladığı bu mu?

Barıştıksa:

Neden kanıyor ana yüreğim!

5 Aralık 2009 Cumartesi

AŞI OLSAM MI OLMASAM MI DERKEN



Günlerdir domuz gribiyle yatıp domuz gribiyle uyanıyorduk. Kabus gibi!
Ne kadar makale varsa okuduk. Tüm interneti taradık. Karşı olanları da aşıyı destekleyenleri de okuduk. Ben karşı olanlardan yanaydım, kesinlikle hayır derken içim içimi yiyordu. Çünkü söz konusu olan bir bebekti! Ya yanılıyorsak...

Kızım dün işe giderken birden:

-Anne bugün aşıya sen götürür müsün? dedi.

Ben, hiç düşünmeden:

-Hayırrr! diyiverdim.

O da "Peki!" diyip gitti.

Gitti, ama ben çıldıracak gibiyim, yeniden internete saldırdım, okudum okudum okudum... Değişen bir şey yok, hala kararsızım.

Ve bugün sağlık ocağına gittik. Elimize bir kağıt tutuşturdular, imzalayın dediler...

Domuz gribi nedir, başlığı altında kısa bir bilgiden sonra, aşı uygulaması sonrasında ortaya çıkabilecek yaygın (%1-10) durumlar sıralanmış:

*Aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet ya da şişlik
*Baş ağrısı
*Kas ve eklem ağrısı
*Ateş
*Mide bulantısı
*Terleme artışı
*Üşüme,titreme
*Kasık, koltuk altı ve boyun lenf bezlerinde şişlik.

Aşı sonrası nadir olarak ortaya çıkabilecek durumlar da şöyle:

*Ciddi allerjik reaksiyon, anafilaksi
*Bir ya da birkaç sinirde ağrı, nörit
*Trombositopeni
*Nefrit, vaskülit
*Konvülsiyon, ensefalomiyelit, ensefalit gibi nörolojik bozukluklar, guillain barre sendromu, bell paralizisi, demiyelinizasyon bozuklukları
*Okulorespiratuvar sendrom.

Bunların yanı sıra, sağlık personeli ya da toplum tarafından aşılamayla ilgisi olduğu düşünülen ciddi olguların ( ölüm, sakatlık, konjenital anomali ile sonuçlanan veya hastanede yatış gerektiren ) ile kümelenme gösteren durumların bildirilmesi gerekir, deniyor verilen kağıtta.

Evet tüm bunları okudum, kaçsak mı diye düşündüm. Hemşire çabuk olun diye uyardı. Ve ben Yağmur'umun aşısının birinci dozunu yaptırdım. Hemen arkasından bir kağıt da kendim için doldurdum. Hiç mi hiç düşünmediğim halde aşımı oldum. Yavruya yaptırdıktan sonra, kendime yaptırmasaydım olur muydu? Hem yan etkilerini yaşayarak daha iyi anlayacaktım. Şimdilik ikimizde de bir sorun yok...

Kimseye olun ya da olmayın diyemem, karar sizin...

Bizi bu durumlara düşürenler utanır mı ki?

Herkese sağlık diliyorum. İyi tatiller.