12 Ocak 2010 Salı

ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAK




Türkiye'nin içinde bulunduğu genel duruma baktığımızda her konuda bir ölçüsüzlüğe tanık oluyoruz. Oysa ölçmek, tartmak önemli. Manavdan aldığımız meyvede aradığımız ölçüyü neden toplumsal yaşamımızda aramayalım ki? Tartım, doğruluğu, eşitliği, adaleti sağlamıyor mu?

Bu gerçeği unutan, önemsemeyen toplumlarda bütün değerler arapsaçına dönmez mi? Toplumumuza baktığımızda pusulasız kalmış gemi gibi dalgalarla boğuştuğumuzu görüyoruz. Şaşkınlığımız, endişelerimiz, öfkemiz, sabırsızlığımız, korkularımız hep bu yüzden...

Ölçü adaleti sağlar. İnsanlar yaşadığı haksızlıklarda çözümü adalette arar değil mi?

Ama bugün baktığımızda ne görüyoruz? Adalet terazisini elinde tutan yargıçlarımız haksızlığa uğruyor, bas bas bağırıyorlar. Bu sese kulak vermek zorundayız. Hukuk herkese gerekli. Yargı bozulursa her şey bozulur...

"Ateş bacayı sardı!"

Kim söyledi bunu ? Yargıtay Başkanı...

Otuz dört üyesi eksik olduğu için çalıştırılmııyor. Oysa bugüne kadar atamaların yapılması gerekiyordu, yasa gereği... Adalet dağıtımı aksıyor bu yüzden.

Neden atanamıyor? Adalet Bakanımız kendilerinden yana taraflı olacak yargı mensubu arıyor!

Yasaya rağmen gecikmesinin sevindirici bir yanı da var. Demek ki otuz dört taraflı yargıç bulmakta güçlük yaşıyorlar. Dileğim tüm yargıçlarımızın tarafsız olması...

Yargı mensuplarını gizli gizli dinlemenin bir hikmeti de bu olsa gerek. Yargıtay Başkanı "Yangın var, ateş bacayı sardı!" diye feryat ediyor.






Yangını söndürmekle görevci itfaiyecilerimiz "Yangına körükle gitmek zorunda kaldık!" diyerek sorunlarına çözüm bulmak için destek arıyor... Yangın çıktığı zaman aklımıza gelen itfayeciler haklı eylemlerinde yalnız, çaresiz bırakılıyor.





Ülkede yangın feryatları olurken garip bir şekilde Tekel İşçileri havuza atılıyor! Eee itfayiceler yangına körükle giderse hükümet ne yapsın? Polisine tazyikli su sıktırıyor, yetmezse havuza atıyor. Hava soğukmuş, varsın olsun! Yan gelip yatmaktan uyuşmuşlardı, biraz canlansınlar!

Gerçekten de haklarını almak, emek mücadelesi vermek için daha gür sesle bağırıyorlar. İnsan yürekler duyuyor da ölçüsüz hesapsız davrananlar duymuyor...



Askerlik için de aynı şeyi söylemişti ya... "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!" Gerçi pek çok askerimiz albayraklar içinde yangelip yatmıştır, ama yetmemiştir... Daha çok olmalı, gerekirse kendini vurmalı, olmazsa sahte belgelerle onları canlandırmalı...




Kürt açılımı, yok yok barış açılımı , yok yok demokratik açılım, yok yok her ne derseniz diyin adına ölçünün fena halde kaçırılmasının getirdiği sancılarla kıvranıyoruz...




Dağa çıkmış, terör örgütü üyesi olduğunu bangır bangır söyleyenler davul zurnayla karşılanıyor, mahkeme ayaklarına götürülüp birkaç saat içinde , tüm deliller tolanıyor, inceleniyor, ak pak olarak toplumun bağrına bırakılıyor önce...

Ya sonra? Toplumun seçtiği kişiler ellerine kelepçe de vurularak içeri tıkılıyor!

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, demezler mi insana...

Niyet belli aslında... Açılım dedikleri bir parmak balı Kürt yurttaşlarımızın ağzına sürüp oylarını alacaklardı. Baktılar pabuç pahalı, kerhen kendilerine verilen oylar da uçacak, açılmadan kapatım durumuna geçiverdiler...

Ya ergenekon davasında yaşananlar? Terör örgütü üyesi olduğunu söyleyenlere kurulan jet mahkemenin aksine kaplumbağa yürüyüşünden de ağır işliyor. Hem de tüm insan hakları yok sayılarak ... Suçumuz ne, onu söyleyin feryatları duyuluyor. Suçları AKP ve Fethullah Gülen örgütüne darbe yapmayı düşündükleri şeklinde yansıyor gazetelere... Deliller toplanıyor hala, aylar geçti, yıllar da geçecek gibi görünüyor. Cumhuriyet mitinglerinde "Ne şeriat ne darbe, tam bağımsız Türkiye" diye bağırmıştı bu kişiler... Laik, demokratik,çağdaş hukuk düzeni istemişlerdi. Yoksa bunlar da mı suçtu?


Oysa 12 Eylül'de gerçekten darbe yapanlar köşkte ağırlanıyor. "Asmayalım da besleyelim mi?" diyerek 17 yaşındaki bir çocuğu bunlar asmamış mıydı? Binlerce kişiye işkenceler yapılmamış mıydı? "Copa gerek yok, taş gibi gençlerimiz var!" edepsiz söylemlerle her türlü eziyet yapılmamış mıydı? Yoksa sizin de mi "Bizim çocukları" 12 Eylülcüler?


Ordumuza "Asimetrik Savaş" uzun süredir devam ediyor. Atabeyler, Danıştay saldırıları, Şemdinli tezgahları tutmadı. Biri çıktı "Bayramdan sonra ne danıştay ne de ben kalırım!" dedi. Biraz "Rabbime sordum!" diyen meşhur yengemizin sözünü hatırlattı bu durum. Bayramdan sonra dediği oluverdi. Suikast yapılacakmışmış, ardından kozmik odaya girildi. Ne var o odada? İç savaş çıkarsa ya da ülke işgal edilirse yapılacak işlerin planlaması... Gizli mi gizli, var olma mücadelemizin seferberlik belgeleri! Bu bilgiler sızar mı? Daha öncekiler sızmıştı, bunların garantisi var mı ?

Ölçüsüz yapılan zamları saymaya gerek yok... Zamlar halkı daha da yoksullaştırırken kimilerini zenginleştiriyormuş, işsizler ordusuna her gün yeni elemanlar katılıyormuş, kimin umurunda...

Edirne'de, Manisa Selendi'de, yurdun başka başka köşelerinde yaşananlar hangi ölçüye sığıyor?

Ya dış ilişkilerimizdeki rezaletler? İsrail Büyükelçimizin düşürüldüğü durumu nasıl hazmedeceğiz?

Orada Türkiye Cumhuriyeti aşağılanmıştır, çok üzgünüm. Ancak Almanya'da, tüm dünyanın gözü önünde, Deniz Feneri ya da türban nedeniyle, başbakanın Büyükelçimiz İrtemçelik'i azarladığı o olaydan sonra mı bu cesareti gösterebildiler diye de düşünmeden edemiyorum. Son ABD Büyükelçimizin istifa ettiği olayı da unutmadık değil mi? Şu "delikten süpürmeyin" sözünün yenilir yutulur tarafı var mıydı?

Askerlerimizin başına çuval geçirilmesini ... Yazarken bile tüylerim diken diken oluyor inanın.

Ölçünün topuzu kaçtı. Ancak o topuzu millet kimin poposuna vuracağını artık biliyor. Sandıkta bunun hesabını görecek. Tüm kışkırtmalara karşın darbe marbe olmayacak. Bu halk yumuşak durur normal zamanda. Ancak unutulmasın ki "Yumuşak atın tekmesi sert olur."

Seçim yasalarını düzeltin. Barajı indirin, getirin sandığı önüne, seçimi halk yapsın...

Kendine güvenen yapar. Güvenmeyen seçim sözcüğünü kullananları "vatan haini" diye niteler, gerçek hainleri görmezliğe gelerek... Ama korkunun ecele faydası yok... Şapka düştü kel göründü! Bavulları toplasınlar...


En baştaki fotoğrafı sevgili Roman yurttaşlarımıza uygulanan ölçüsüzlüğü vurgulamak için seçtim.



Ek: "Ata'ya Mektup" lütfen okuyunuz.








14 yorum:

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Sevgili Aysema,

Sitelerimizden bangır bangır bağırarak geliyoruz.
Merak etme keser döner sap döner bir gün hesap döner...

aysema dedi ki...

Sevgili Bilgehan Merki,

Dilerim dediğiniz gibi olur. Ancak medyayı bitme noktasına getirerek halkın doğru haber alma hakkını elinden alıyorlar. Her yolu deniyorlar. Yakında internete sansür uygulamazlar umalım... Söylentiler dolaşıyor ortalıkta...

Adsız dedi ki...

http://mustafasnmz.blogspot.com/2010/01/asker-devletten-akpnin-polis-devletine.html

yazıya hak vermemek elde değil. Sabah okuduğum bir yazıyı paylaşmak istedim. selamlar

sufi dedi ki...

Aysemam; ya Çağın sağlık skandalında piyon olan, kobay olan yurttaşlarımızın hakları ne olacak?
İsraildeki olay bir danışıklı dövüş gibi geliyor bana "one münüt" hikayesi gibi. Kim bilir başımızdaki "hööt" diyecek bizim saf insanımız bak başımız haklarımızı korumaya başladı deyip partilerinin puanlarını yükseltecekler belki de!
Artık her ineğin altında buzağı arar olduk sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Adsız,

Birazdan o yazıyı okumaya gideceğim. Teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi'm,

O kadar çok ki yanlış ya da kasıtlı yapılanlar...

Nereyi 'düzelteceğiz!" diye işe giriştilerse eskisinden de kötü duruma düşürdüler. Sağlık sektöründe yaşananlar evlere şenlik.

Bak şu markette ilaç satma işine. Meslek örgütünü yıpratmak için tek tek eczacılarla sözleşme yapmak istemelerini mi söylesek( Neyse ki danıştay iptal etti.)!İlaçları satacakları marketlerin sahiplerinin kendi yandaşları mı olacağını! Sağlık hizmetlerinin parası olana mı verileciğini!

'Kobay^' olma konusunu hiç sorma! Ben ve Yağmur Bebek de o kabaylardan olduk. Sağlık Bakanı hala yerinde oturuyor arsız arsız... Bu konudaki bir söylenti de Başbakanla Sağlık Bakanının ayrı tarikat mensubu olduğu. Sağlık Bakanı Menzil grubundanmış. Aralarındaki tartışma o yüzdenmiş.

Sevgiler...

sufi dedi ki...

Sevgili Aysemam;
Dün domuz gribiyle ilgili televizyondan öğrendiğim son haber;

"Avrupa Konseyi Sağlık Komitesi Başkanı Wolfgang Wodarg domuz gribi kampanyasının yüzyılın en büyük sağlık skandallarından olduğunu ileri sürerek "Bu sahte salgın ilaç firmalarının işi" dedi.

Avrupa Konseyi Sağlık Şefi’nin domuz gribi ile ilgili açıklaması tüm dünyayı adeta şoke etti. İngiliz gazetesi Daily Mail’in haberine göre, Wodarg, domuz gribinin aslında fazla ölümcül olmadığını ve yaşananları ilaç firmalarının tetiklediğini ifade etti. Wodarg, bir anda dünyaya korku salan domuz gribi vakalarının, küresel korku sayesinde milyarlarca lirayı cebe indirecek olan ilaç ve aşı üreten firmalar tarafından idare edilen ‘sahte bir salgın’ olduğunu savundu. Wodarg, söz konusu şirketleri, Dünya Sağlık Örgütü’nü (WHO) bu konuda ‘pandemi’ (yaygın hastalık) ilan etmeye telkin etmekle suçladı."
Ben de yukarıdaki ayrıntıyı internetten buldum, haberin olsun istedim sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,

Duyarlılığın için çok teşekkür ederim. Ben de dün dinledim o haberi... Kendim için değil de Yağmur Bebek ve diğer bebekler için çok üzüldüm.

Bu kaçıncı fiyasko? Gözleri dönmüş bunların, sağlık gibi bir konuda bile çoluk çocuk dinlemiyorlar. Ettiklerini çekecekler...

Sevgilerimle...

Çınar dedi ki...

Yazdıklarının üstüne söyleyecek söz yok.
İsrail kriziyle ilgili sevgili Sufi ile aynı görüşteyim banada danışıklı dövüş gibi geliyor. Tıpkı 'one minute' gibi.

Sevgiler canım

aysema dedi ki...

Sevgili Çınar,

Haklısın, danışıklı dövüş var gibi... Başbakan da sürekli İsrail'e çatıp duruyordu. Ülke adına kimbilir ne dolaplar çeviriyorlar.

Sevgilerimle.

mr_lonely dedi ki...

Biz halk olarak ölçümüzü bilsek bi, siyasetçiler de mecburen ölçülerini ayarlamak zorunda kalırlardı. Biz oyumuzun bedelini üç kilo bulgur olarak fiyatlandrmasaydık, bazı şeyler başımıza gelmezdi. Dikkat edin her seçimde halka erzak dağıtan siyasi parti seçimi kazanıyor. Sadece şimdi ki dönem için söylemiyorum.

Ayrıca domuz gribi olayı var bir de. Ben demiştim demeyi sevmiyorum ama, ben demiştim. :)))
İyi ki aşı olmamışım. :))

Saygılar...

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür,

Domuz gribi konusunda sen de demiştin ben de... Tamamen karşıydım. Ancak torunumun olması konusunda gel gitler yaşadıktan sonra, annesi yaptıralım dedi. Çok zor bir karardı. Ben götürdüm ve yaptırdım, o anda verdiğim kararla kendimde oldum. En azından yan etkilerinin ne olduğunu bilmek için...

Sağlıkla da böyle oynanmaz ki...

Teşekkür ederim.

Ozgur dedi ki...

Çok haklısınız...

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür,

Teşekkürler. Öpüldünüz...