24 Mart 2010 Çarşamba

BLOG LARDA TARTIŞMA


Sevgili Blog Dostları,

Çeşitli bloglarda tartışmalara neden olan bir konuya değinmek istiyorum bugün.

Türkçemizi güzel, etkili ve kurallara uygun kullanmak mı önemli, içerik mi? Tartışmalara neden olan konu bu... Okuduğunuz yazıların dil ve anlatımı sizi ne kadar etkiliyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu beni etkiliyor. Çok basit kuralların bile yanlış yazımı bende hemen düzeltme isteği uyandırıyor. İlk zamanlar daha güçlüydü bu dürtüm, zamanla azaldı mı ne?

Yine de ayrı yazılması gereken "ki", "de", "mi" bitişik yazılmışsa bu beni üzüyor.
Ayrıca ünsüz yumuşaması (p-ç-t-k ile biten sözcükler ünlü harfle başlayan ek alınca yumuşar, b-c-d-g olur.) ve ünsüz sertleşmesi,( hani şu fıstıkçışahap sözcüğünün ünsüzleriyle biten sözcükler "c-d-g" ile başlayan ek aldığında "ç-t-k" olur ya) kurallarına uyulmamışsa rahatsız olurum.

Ancak lütfen kimse yanlış anlamasın. Bu içerik önemsizdir, anlamına asla gelmemelidir. İçerik boşsa istediğiniz kadar kurallara uyun pek bir şey ifade etmez. İstenen ikisinin bir arada olmasıdır.

Öyle dolu dolu yazan arkadaşlarımız var ki onların anlattıklarını okurken hayranlık duyuyorum. Varsın yazım, noktalama yanlışları olsun, onlar düzeltilir. Hatta "Yazımı denetle." diye bir kolaylık da sağlanmış, oradan yararlanarak bu sorun çözülebilir. Sonra hepimiz zamansızlıktan ya da dikkatsizlikten yanlışlıklar yapabiliyoruz. Yeter ki kasıt olmasın, bunları hoşgörüyoruz değil mi?

Benimki biraz da mesleki hastalık galiba.

Paylaşmak, anlaşılmak, içimizi dökmek, yazmak yazmak yazmak ortak paydamız bu...

Ha bir de çoğumuz güzel haberler okumak istiyoruz sanırım. Zaten günlük yaşamımızda bir yığın sorunla boğuşuyoruz, bir de burada sıkıcı konularla bunalmayalım, diyenlere hak versem de ben bunu yapamıyorum.

Neyse sonuçta bu bir tercih sorunu, herkes gönlünce yazsın, yeter ki yazsın! İsteyen istediğini okuyor zaten...

O zaman yazanlara, okuyanlara selam diyip ben susayım.

Ben susayım, son sözü Yunus söylesin:

"Ben gelmedim dava için; benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim."



37 yorum:

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Sevgili Aysema,
Değindiğin konu bence çok önemli. Her zaman savunduğum, Türkçe'nin güzel kullanılması. Bloglarda dilimizi bozarak kullanları nedense çok hoşgöremiyorum. Dilimize sahip çıkmamız, elden geldiğince yabancı kelimelerden arıtarak kullanmamız çok önemli ve gerekli. İzlediğim bloglarda düzgün Türkçe kullananları izlemeyi tercih ediyorum. Büyük olasılıkla benim yazılarımda da zaman zaman hatalar oluyor, sonradan okuduğumda hataları farkediyorum. Ama dediğin gibi sonuçta bu öncelikle beni rahatsız ediyor. Çağrına gönülden destek veriyorum.

ramazan dedi ki...

Sevgili Aysema,
Bu konu o kadar önemli ki, dilimizin yaşaması, yaşatılması buna bağlı desek yeri. Bir yerinden bozulmaya başlamış bir dili, dönüp yeniden düzeltmek mümkün olmayacaktır. Doğrusu, bozuk bir yazı düzeni ile yazılmış bir yazıyı okumak istemiyorum. Bizim de zaman zaman, kural hataları yaptığımız oluyor. Ama farkettiğimizde dönüp düzeltiyoruz.
Güzel bir konuyu işlediniz.
Sevgiler.

Zuzuların Annesi dedi ki...

Ben de desteklerim,zevkle...
Zira çok takılıyorum ben o tarz hatalara?İçerik elbette önemli ama o içeriği güzel yazıyı okurken hızımı ve tonlamamı noktalama işaretlerine göre yapmayı seviyorum ben... Misal; Virgül'de durup,ünlem'deki duyguyu anlamak veya 3 nokta'nın sonrasını düşünüp de okumak daha bir keyif veriyor bana...
Elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum yazılarım da,tek takıntım -neredeyse her cümlenin sonun da- ...3 nokta kullanmam?
Hata biliyorum ama demek ki düşünecek çok şeyim var?:))
Gününüz aydın olsun hocam...

GünCeraN dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
GünCeraN dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Bekriya dedi ki...

öğretmenim, blogu ilk yazmaya başladığımda konuşma değil yazma türkçesi yazıyordum "yapacağım" "geliyorum" yazımlarıydı sonradan hem bir an önce yazma isteği hem de yapaylıktan kurtulup karşımdakine konuşuyormuşum gibi yazıda geçenleri anlatma düşüncesiydi "yapıcam" "gelicem" "görücem" gibi hallere geçti kelimelerim.

bazı kuralları ise kesinlikle atlayamadım soru eklerinin ayrılması, nokta virgül vs.

benim de kabullenemediğim bu tip durumlara şimdi ayak uydurduğumu gördüm.

yalnız ben de sesli harfleri yok edenleri sevmiyorum hem okunması güç hem de sinir oluyorum gördükçe.

güzel bi konuya değinmişsiniz, biz çok ve boş konuşuruz malum icraatimiz pek yoktur :)

Mavi Balon dedi ki...

Çok güzel ve yararlı bir konuya değinmişsiniz. Benim de rahatsızlıklarım olmuyor değil. İtiraf etmeliyim ki, ilk yazılarıma bakıyorum bazen yazımla ilgili hatalarım olmuş. Düzeltmeye çalışıyorum netten dilimizi yazım kurallarıyla ilgili sitelere bakıp aydınlanmaya çalışıyorum. bir de benim kendimden gelen bir yapım olarak diyeyeim hep devrik cümle kullanırım ben. konuşurken de böyledir bu. Bunu düzeltemiyorum uğraşsamda. Sanırım yapı meselesi. Teşekkürler.

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

İçerik elbette önemli ama ben de yazım yanlışlarından rahatsız oluyorum. Zevkle okumaya başladığım bir yazıda "özensizlik" görünce o keyif azalıyor. Bu rahatsızlık sadece bloglar için geçerli değil, kötü çevrilmiş, özentisiz kitaplar da beni rahatsız ediyor. Ben yazarken dikkat etmeye çalışıyorum çünkü yazmak benim için önemli ve özen gösterilmesi gereken bir iş. Belki de o nedenle okur olarak aynı özeni arıyorum.

Sokak Kedisi dedi ki...

Sevgili Aysema,
Ben bu konuda belki de yaptığım iş nedeniyle "takıntılı" sınıfına aday olan okuyuculardanım sanırım. Elime aldığım bir kitabın beni sarması ancak hatasız olması ile mümkündür örneğin. Genelde bana yazılmış bir metin bile ancak özenilerek üretildiyse keyifle okurum.

Blog yazmaya ilk başladığımda yazdıklarımı ve okuduklarımı sınırlı tutup daha kuralcı davranıyordum. En büyük bağımlılığım yazım kurallarına uymaya çalışmaktı bir dönem. Sonra bir arkadaşım, bu takıntımın blog ortamında "samimiyetsiz" göründüğünü düşündüğünü söyledi. Geri çekilip baktığımda ben de pek haksız olmadığının farkına vardım. Biraz daha kuraldan yana yumuşatılmış bir düzenle yazmaya başladım. Yazım sırasında karşımızdaki okuyucuya vermekte zorlandığımız mimikleri - ki ancak profesyonel okuyucu imla işaretlerine uygun okuyunca mimiklere kimlik kazandırabiliyor malum - yazının içine katmaya çalıştım: Kelimedeki vurguyu çok harfle belirleme, yerli yersiz ünlemler ekleme, duygu sembolleri :) veya :( gibi.

Biraz daha konuşur gibi yazmaya yönelttim kendimi. O sırada farkettim ki kuralsız yazan pek çok arkadaşı da severek izlemeye başlamışım. Yazdıkları dil kesinlikle Türkçe değil, kuralsız, anlamsız bir sürü uzatma harfiyle veya eksik bırakılarak yazılmış kelime içeriyor ama ben okuyor ve etkisinde kalıyorum yazanların. İşte o zaman da anladım ki içerik, ifade ve yaklaşım açısından zengin olması da özel kılıyor yazılanları.

Tuhaf bir ikilem içindeyim yani ben de pek çoğumuz gibi. Israrla "Düzgün Türkçe" diye diretmeli miyiz yoksa daha az kuralcı davranıp önemli olan paylaşmak diye avunmalı mıyız bilemedim.

Handan dedi ki...

Ben de yazım hatalarını görünce düzeltme ihtiyacı duyarım hep :)

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Canım öğretmenim; Oktay Sinanoğlu diyor ki 'Türkçe giderse ülke gider!' Değerli arkadaşlarımdan bazıları yazım kurallarına uymama nedenlerini güzelce ifade etmişler ve ben de bu düşüncelerine saygı duyuyorum. Yazım kurallarını bilmediği halde çok kitap okuduğunu söyleyenler ne olacak? Sizin de özellikle belirttiğiniz gibi bilmiyor ve uygulamıyorsa bu saatten sonra yapacak bir şey yok ama 'ben çok okurum' dediği halde yazım kural ihlali, sözcük hataları yapanları kesinlikle inandırıcı bulmuyorum. Bir kişi söylediği gibi çok okuyorsa mutlaka yazım kurallarıyla ilgili kendini düzgün ifade edecek 'doğru' sözcük yazma birikimine sahip olmalıdır diye düşünüyorum. Ben asla bildiğimi iddia etmiyorum ama bazen öyle bir çelişkiye düşüyorum ki parmağımın ucuyla TDK sözlüğüne dokunuyorum. -de, mi, -ki eklerinden geçtim bari doğru sözcük için bunu yapsa insanlar?
Dilimiz yavaş yavaş özelliğini ve güzelliğini kaybedecekse bunu tercih nedeni olarak görme konusunda ben sizin kadar hoşgörülü davranmak istemiyorum.
Öğretmenim; -ki ekleri ve virgül eksiklikleriyle dolu cümlelerim için sizden özür diliyorum :/ çünkü konuyla ilgili sorunum halen sürmekte..
Sizi çok seven Gülen :)

sufi dedi ki...

Aysema'm;
O kadar önemli bir konuya değinmişsin ki; seni desteklemeden edemedim doğrusu. Gençler yazsın da, nasıl yazarsa yazsın diyemeyenlerdenim ben de. Sadece konu yazı yazmak değil her yapılan işin aşkla ve özenle yapılması.Bilmem bu düzen ve kusursuzluk isteği bizlerin bir hatası mı? Sevgilerimle.

MAVİANNE dedi ki...

Sana katılıyorum,
biraz daha dikkatli olmalı yazarken
en azında yazım kurallarını çok da hiçe saymamalı
değil mi?
sevgiler

JİVAGO dedi ki...

Sevgili Aysema,öncelikle ödül için
tekrar çok teşekkür ederim.

Ayrıca Türk Dili konusunu işlemekle
çok iyi yapmışsınız.Şevket Süreyya
Aydemir'in ""Birinci Adam"" kitap
serisinde,Atatürk'ün "Güneş Dil
Teorisi" ile bu konuya verdiği önem anlatılmıştır.Keşke vakit olsada
örnekler verebilseydim.

Sevgilerimle

aysema dedi ki...

Sevgili Mehmet Bilgehan Merki,

Katkı için çok teşekkür ederim. Söyledikleriniz çok doğru. Okuyan, yazmayı seven insanların kendi diline özen göstermesi gerekir.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Ramazan,

Dil bozulursa düşünce de bozulur haklısınız. Dil önemli... Öz ve biçim birbirini tamamlamalı, en güzeli bu. Ancak anlatılanlar güzelse ufak tefek hataları da hoşgörüyorum ben..

Sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Zuzuların Annesi,

O, üç nokta takıntısı bende de var. Her cümle bende eksiklik duygusu uyandırıyor. Tamamlanmasını okuyucuya bırakmak istiyorum sanki.

Katkın için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Bekriya,

Seninki söyleşi üslubu, konuşur gibi yazıyorsun bu doğal. Seni okumayı seviyorum. İçten, samimi...

Ancak bu dile önem vermediğin anlamına gelmiyor değil mi? Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Mavi Balon,

Devrik cümleyi de yerinde ve dozunda kullanabilirsek bence sakıncası yok. Özellikle konuşur gibi yazdığımızda kullanıyoruz.

Hepimizin eksikleri var, senin de dediğin gibi düzeltmeye çalışıyoruz. Önemli olan bu. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Aydan Atlayan Kedi,

Kitaplardaki hatalar beni de çok fazla rahatsız ediyor. Böyle bir durum kabul edilemez. Ancak bloglar için daha hoşgörülü bakmaya çalışıyorum. Çünkü çok farklı bir dünya burası. Amatörce paylaşıp rahatlamak isteyenler de var, usta yazarlardan daha güzel yazanlar da...

Yazan, okuyan, düşünen insanlarımızın olması beni sevindiriyor.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Sokak Kedisi,

Ne güzel özetlemişsin. Bu blog dünyasının farklı bir çekiciliği var bir de... Bir süre sonra okuduğum bloggerleri sevdiğimi hissediyorum, yazmadıkları zaman merak ediyorum. Üzgünse onunla gerçekten üzülüyor, mutluysa mutlanıyorum. Hem çok uzak hem de çok yakınlar bana...

Sevdiklerimizin kusurlarını bazen görmüyoruz bile...

Ama yine de hepimizin özen göstermesi gerekir düşüncesinden de vazgeçemiyorum. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Handan,

Yıllarca doğrusunu öğretmek, notla değerlendirmek durumunda olduğum için bende de yerleşmiş bu özellik. Katkın için çok teşekkür ederim. Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Gülen'im,

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Yazım kılavuzuna takıldıkça bakmalıyız haklısın.

Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. (Yazdıkların hatırlattı.) 12 Eylül 1980'den sonra Türk Dil, Türk Tarih Kurumları kapatıldı biliyorsun. Yerine konulan asla eskisi gibi olmadı. Yerleşmiş kuralları kendilerince değiştirdiler, dilde karmaşaya neden oldular. Başka da bir şey yapmadan oturuyorlar.Bu konuda onların da büyük sorumluluğu var.

Çok teşekkür ederim paylaştıkların için. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi'm,

Ben her koşulda yazmalarından yanayım. Yaza yaza yazma yeteneğimiz gelişiyor. Gençlerimiz anlatmazsa onları nasıl tanıyacağız, nasıl anlayacağız?

Aslında işin en kolay yönü yazım- noktalama sorunu. Biraz dikkat, biraz çaba, biraz özenle bu sorun çözülür. Yeter ki yazacak bilgi birikimi olsun kişide. Bir de yazma isteği...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Mavi Anne,

Evet, özen göstermeliyiz. Hiç olmazsa en basit kurallarda yanlış yapmayalım. Ya da bazı arkadaşların "Aman ben yazarım, kural mural tanımam!" dememesi gerekir.

Katkın için teşekkürlerimle sevgilerimi gönderiyorum sana...

aysema dedi ki...

Sevgili Jivago,

Atatürk'ün dil konusundaki çalışmalarını Falih Rıfkı Atay da, "Çankaya" isimli eserinde çok güzel anlatıyor.

En uç noktadaki karşıt görüşlüleri bir araya toplayıp dil çalışmaları yaptırıyor.

Bir de şimdikilere bakar mısın? Toplumsal uzlaşmayı gerektiren Anayasa Değişikliği konusunda bile, çalakalem hazırladıkları metni topluma dayatmaya çalışıyorlar. Yangından mal kaçırır gibi hem de...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Yorumları ben silmedim. Bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Hepinize katlıkarınızdan ötürü tekrar teşekkür ederim.

GünCeraN dedi ki...

- Kusura bakmayın, ben bir şey denerken yanlışlıkla silmişim. Silinen yorumumu tekrar ekliyorum. Başta Aysema hanım olmak üzere tüm yazarlara, ilgileri için teşekkür ediyorum. -

***

Söz konusu olan, günceler, daha doğrusu internet ise Türkçe'yi kullanmak konusunda epey bir esneklik görülüyor. Genelde karşılaşılan sebep ise, gündelik hayattan uzaklaşmak amacıyla kullanıldığından kurallara bağlı kalmamak...

Yanlış örnekler o kadar çok ki, en dikkatlilerimiz bile bir süre sonra alışıyor. Çünkü mantar gibi bitiyor, durduramıyoruz. Artık yazım yanlışları yapanlardan çok, bile bile yanlış yazanlar ve yabancı harfler ve kelimeler kullananlara dikkat etmek gerek. Diğerleri hoşgörü sınırlarında...

İçeriğe gelince, bu biraz da reklam işi. Kişiye yakın gelen "abur cubur" yazılar, kaliteli içerikten daha çok rağbet görüyor. Sebebini, yine, günlük hayattan uzaklaşmak ve boş zamanı kuralsız, rahat biçimde geçirmek olarak görüyorum.

Her ne kadar alttan alınması gerek gibi görünse de, dilin gündelik kullanımlara ve bozunmalara kurban gitmesi acı. Abartmadan söylüyorum, kültürün, medeniyetin temel öğesi olan ve birbirimizle rahat anlaşmamızı sağlayan Türkçe'nin bozunması, konferanslarda tartışılıp, milli toplum mühendisleri tarafından çözüm aranması gereken ve herkese görev düşen bir mesele. Çünkü, "dilini kaybeden bir millet, eninde sonunda milli benliğini de kaybeder." Bu, sadece hamaset değil, aynı zamanda bilimsel bir gerçektir.

Madem ki internet (günceler, sohbetler, iletiler, paylaşımlar..vs.) sosyal hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş, bunda en büyük sorumluluk yine internet kullanıcılarına, günce yazarlarına düşüyor.

Geçen gün, değerli büyüğüm Haykırış'ın günce ödüllerinden memnun kalmamın en büyük nedeni, göz önüne aldığı ölçütlerdi. (Yazım, anlatım ve ifade, konuya hakimiyet, Türkçe'yi kullanma, konuya başlangıç, gelişme ve sonuçlandırma, konuların eğitici ve öğretici olması) Bu ölçütlerin sanal alemde gitgide yayılmasını umuyorum.

En hassas olduğum konu hakkında yine uzun bir yorum yazdığım için kusura bakmayın. Okumayı sevmememiz, maalesef, uzun yazıları okunmamamızı da getiriyor. (Çok sıradan olacak ama Japonlar yılda 2 kitap okurken, Türkler 6 yılda 1 kitap okuyor. Bu da 150 tane Türk'ün ancak 1 Japon edebildiğini gösteriyor. Japonya'nın neden 150 kat ileride olduğuna şaşmamalı.)

Kitap/gazete okumadıktan sonra aklımızdakini yazıya geçirirken zorlanıyoruz; ortaya, anlatım bozukluğu boyumuzu aşan, gerek içerik, gerekse yazım hataları ile dolu abur-cubur yazılar çıkıyor...

Yelish dedi ki...

Tartisma konusu olmasinin sebebi dile gelmedi degil , dile getirenlerin cirkin uslubudur.
Hele kibu kisiler son derece argo konusan , yazilarinda cirkin kufurlere yer veren kisiler olunca insan senin noktan virgulun yerinde olsa ne olur diyor.O kadar basit bir uslup var ki kimilerinde (en cok onlarin sesi cikiyor zaten ) :)))

Ama dile getiren kisiler sizin gibi saygideger , gercekten bir seyler ogretmek ve dogruyu gostermek icin bunu yaparsa o eller ancak opulur ! :)

Sevgiler

Yelish dedi ki...

dile gelmesi demek istemistim cumlemin basina , dile gelmedi yazmisim :)

zihni dedi ki...

Bu blog "okuluna" (okul diyorum çünkü, etkisi gerçek okulların üzerinde olduğunu kesin)

birkaç Aysema gerek diyorum. Bunu yürekten düşünüyorum.
Eksiklerimizdek mazeretleri de içinde yorumladığı için bize söz bırakmamış.

Aysema Öğretmenimizi bu dikkatinden dolayı da kutluyorum :)

aysema dedi ki...

Sevgili Günceren,

Bu güzel ve emekle yazdığın yorumu okumuştum, sonra yanıtlamak için döndüğümde silindiğini görünce üzülmüştüm.

Tekrar paylaştığın için çok teşekkür ederim. Senin gibi duyarlı gençlerimizin olması geleceye dair umutlarımızı güçlendiriyor.

Bazen ölçüyü kaçırıp eleştirirken umutsuz duygular sergilesek bile, bu tüm umudumuzu yitirdiğimiz anlamına gelmemeli. Yazmamız, söylememiz, eleştirmemiz umutlarımızın var olduğunun da işaretidir değil mi?

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Yelishciğim,

Çok haklısın, düşüncelerimiz, bakışımız, yorumlamalarımız farklı farlı da olsa bunları paylaştığımız üslubun da bir seviyesi olması gerekir. Eleştirmek hakaret anlamını taşımaz ki... Aksine önemsendiği anlamını da taşır.

Küfür, argo konusunda ne diyebilirim ki? Toplumda en çok bunlar ve cinsellik konusu pirim yapıyor. İlişkilerimizi sağlıklı kuramayınca, çeşitli baskılar altında büyüyünce biraz açlık duyuyoruz bu konulara galiba. En çok gişe başarısı yapan filmler bu türde olanlar değil mi?

Ne yapalım, biz bildiğimiz yoldan gitmeye devam edeceğiz, azıcık katkımız olsa kendimizi mutlu sayacağız.

Ben de güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,

Güzel sözlerinizle bir yanımla onurlanırken bir yanımla da mahçup oluyorum. Çok teşekkür ederim.

Ben eski bir öğretmenim, ama burada sözcüğün tam anlamıyla öğrenciyim. Neler neler öğreniyorum blog arkadaşlarımdan! Sizin yazdıklarınızdan da... Bazen bir iki kez yeniden okuyorum, iyice sindirebilmek için yazılanları.

Hepimize kocaman bir AFERİN diyorum, paylaştığımız için.

Sevgilerimle...

Ozgur dedi ki...

Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp!

Alınmak yerine öğrenmeye çalışmalıyız!

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür'üm,

Hepimizin öğreneceği ne çok şey var değil mi?

Ozaman öğrenmeye devam... Öpüldünüz, sevgilerimle...