27 Mart 2010 Cumartesi

ÖPESİM GELDİ


Dün 23 yıl görev yaptığım eski okuluma gittim.

Her gün neredeyse koşarak çıktığım; bahçenin büyük bölümünü kaplayan, birli, bir buçuklu merdivenler düzeltilmiş, normal merdiven olarak yeniden yapılmış. Demek ki gitmeyeli çok zaman geçmiş.

Eskiden çok kızdığım bu merdivenleri bile özlediğimi fark ettim birden. Oysa derse yetişme telaşındaki bir insan için ne kadar da yorucu olurdu o merdivenler!

Acelem yoktu, ağır ağır, dura dinlene, sağa sola baka baka, her köşesini inceleye inceleye çıktım merdivenleri... Elektronik Bölümünün yakınına geldiğimde:

"Aaaa, öğretmenim hoşgeldiniz!" diyen sevimli bir sesle kendime geldim.

Şaşırmıştım. Kaç yıl geçmişti buradan ayrılalı? Sonra Anadolu Lisesinde çalışmıştım altı, altı buçuk yıl kadar. Bu ses öğrencim olamazdı, derken dersanede çalıştığım yıllar geldi aklıma. Evet dershaneden öğrencimdi beni sevgiyle karşılayan. Yanında da arkadaşları...

Hepsini öpesim geldi inanın, sarılıp sarılıp öpesim geldi. Nasıl da özlemişim! Okulu, öğrencileri...

Sonra ana binanın kapısından içeri girdim. Eskiden öğretmenler odası olan, daha sonraları muhasebeye çevrilen odanın kapısını açtım. Dört kişiden bayan olan ikisi yerlerinden fırlayıp sarılıverdiler boynuma. Diğer ikisini tanımıyordum. Tekrar tekrar kucaklaştık, aralıksız sorular, yanıtlarla süren soluksuz söyleştik. Sonra geliş nedenimi açıkladım:

"Şu KEY alacaklarımız ne alemde? Son listede de adım çıkmadı? Acaba yapılmadı mı?"

Bizleri gülümseyerek dinleyen genç arkadaş önündeki bilgisayardan başını kaldırarak:

"Adınız soy adınız şu değil mi öğretmenim? Ben hazırladım, çok iyi anımsıyorum, ama yine de bir kez daha bakalım." dedi.

Adımı duymuş, soyadımı da bulmuştu hemen...

Evet, tüm işlemler yapılıp gönderilmiş. Ancak yüz küsür eğitim emekçisinden birkaçı dışında kimsenin listelerde adı yokmuş! Yani yıllarca devletin : "Sizi konut sahibi yapacağım!" diyerek isteğimiz dışında bizden kestiği paralarımızı alamayacaktık, bu durumda...

Meğer genç arkadaş ne dertliymiş! Herkes, ona kuşkuyla bakar olmuş, hazırlamadın mı yoksa, diyen diyene... En çok da kulakları çınlasın, Sevgili Necdet Beyin telefonuna güldüm. Arkadaş uzak bir kente okul müdürü olarak gitmişti. Telefon ediyormuş: "Aman haaa, bir kez daha bakın! Necdet'in 'c' sini 'j' diye yazmış olmayasınız!"

Devletin kusuru yüzünden insanlar birbirine kuşku duyar olmuş. Bankacı arkadaşlar söylesin, bu nasıl iştir? Banka kayıtları doğru tutulmaz mı? Banka kayıtları yok edildiğinden kişilerle kurumlarını birbirine düşürmenin anlamı ne? Yoksa vatandaşı oyalamanın bir yolu olarak mı uyduruluyor bütün bunlar? Milli Eğitim Bakanlığı kayıtlarına baksalar, kimin nerede nezaman ne kadar çalıştığını görecekler ama...

Bu sırada odaya öğretmen arkadaşlarım geldi gitti. Hem çok kızgınlar hem de gülüyorlar ağlanacak bu duruma. Tuhaf değil mi?

Ondan daha tuhafı da bazı kişilerin iki yıl önceki dağıtımda paralarını aldıkları halde, bu seferki listeden de para almışlar.

Şanslılar diyeceğim, ama bu yanlışlığı çok çabuk düzelteceğine inanıyorum. Fazla ödediklerini geri alırlar tez zamanda, hem de yüklü bir faizle! Devletimiz kendi alacağına gelince şahin kesiliyor bilirsiniz. Vatandaşa olan borcunu ise sürüm sürüm süründürdüğü halde çıkmaz ayın hangi günü vereceğini bile bilemiyorsunuz!

Neyse bu konuya bir sonraki yazımda yine değineceğim. Bugün gittiğim banka maceramı da yazarım o zaman...

Muhasebe odasından sonra Müdür Yardımcıları odasına gittim. Orada da çok büyük sevgiyle karşılandım.

Kantinde yine bir öğrencimle kucaklaştım. Yanındaki arkadaşlarına dönüp: "Bakın benim dershaneden öğretmenim!" Adımı soyadımı doğru bir şekilde söyledikten sonra: "Soyadı, şöyle değil, böööyyleee söylenecek!" diye de uyardı. Soyadım, hiç istemediğim bir başka sözcükle sık sık karıştırıldığı için yaptığım uyarıyı anımsadığını anlatmak istiyordu böylece...

Okulun çeşitli yerlerinde pek çok arkadaşla karşılaştık, inanın abartmıyorum, öyle büyük bir sevgiyle sarmalandım ki anlatamam. Biri: "Gel başla, ücretli olarak..." dedi, çok hoşuma gitti. Neredeyse, hadi sınıfa gideyim, diyeceğim.Okulda iki kadrolu Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni varmış, gerisi ücretli öğretmenmiş. Biz yedi kadrolu öğretmendik eskiden!

ODTÜ'de düzenlenen "robot yarışmasında" birincilik dahil çeşitli derecelere giren öğrenciler varmış, Tubitak tarafından ödüllendirilmişler, çok sevindim, kutladım öğretmen arkadaşlarımı...

Özlediğimi anlatırken : "Merdivenleri çıkarken gördüğüm her öğrenciyi, yakalayıp öpesim geldi." dedim.

Biraz önce toplantıdan çıkan, yogun bir arkadaş: "Yaaa demek öpesin geldi! Gel başla bakalım, o zaman da öpesin gelecek mi?" serzenişinde bulunuverdi...

Okuldan ayrıldıktan sonra, yol boyu, yeni fotoğraf makinamla bol bol fotoğraf çektim.

Aslında okulla ev çok yakın. Yürüme mesafesiyle en fazla on dakikalık yol.

Bazen en yakınımızdakilere ne kadar uzak duruyoruz da sanal alemdeki uzaklarla nasıl da yakınlaşıyoruz değil mi? Şu insanoğlu/kızı çok garip, anlayana aşk olsun...

İyi tatiller.

4 yorum:

sufi dedi ki...

Sevgili Öğretmenim;
Eski çalıştığımız mekanlara gitmek duygusal ve buruk anlar yaşamamıza neden oluyor."Bu ben O muyum, O yoksa ben mi?" gibi kendi kendinle söyleşmelere neden olabiliyor.Ben de geçenlerde çalıştığım bankanın bir şubesine gittim. Gişe görevlisine "emeklinizim!" dediğimde kızcağız kulaklarına kadar kızardı."Ah! bizde o günleri görebilecekmiyiz?" dedi.56 yaşında emekli olacakmış.Bizler Özal'ın süper emeklilik oyunuyla 38 yaşında emekli olduk.Kıdem tazminatlarımız ve ikramiyelerimizi devlete geri verip hak kazandık sanki.Bir yıl Sonra maaşlarımız her yeni emeklinin maaşı kadar oluverdiii.Her dönemde gözümüze yeşil gözlük takıp samanı yeşil ot diye yedirenler oldu ne yazık ki.Key ödemeleri uygulaması da bu düzenin bir aldatmacası olsa gerek.
Sevgilerimle.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Yazı çok hoş çok içten hele şu son sözleriniz..
"Bazen en yakınımızdakilere ne kadar uzak duruyoruz da sanal alemdeki uzaklarla nasıl da yakınlaşıyoruz değil mi? Şu insanoğlu/kızı çok garip, anlayana aşk olsun..."

Ne güzel özeti olmuş birçok şeyin..

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi'm,

Zaten tüm güçleri emekleriyle geçinenlere yetiyor. Çok iyi anımsıyorum: Süper emeklilik, sözleşmeli personel...

Önce cazip kılıp sonra pişman etmek; "Benim memurum işini bilir! Ben zenginleri severim! söylemleri hep Özalla başladı. Devletin çivisi oynadı o zamanlar, şimdilerde çivi mivi kalmadı zaten...

Eski okuluma gitmek çok iyi geldi bana da.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Onuncu Köyün Adamı,

Çok teşekkür ederim, beğenmene sevindim.

Sevdiklerimizi yitirmeden onlarla zaman geçirmek gerekiyor.

Sevgilerimle...