30 Nisan 2010 Cuma

AFFETMEK ve ÖZÜR

"İnsanın Hafızası Olmalı" başlıklı yazımı, arkadaşı daha fazla üzmemek adına geri çektim. Ancak yorum bırakan arkadaşlarım "Üryan", "Beenmaya", "Efsa", "Aşk ve Zehir" 'den özür dilemek zorundaydm, beni affedin diyorum.

Özür dilemek zorunda kaldığım için de üzgünüm.

Aslında o yazı da yorumlar da "ÖZÜR" ve "AF" konusundaydı...

Her özürü affetmeli miyiz? Değilse hangi hatalar affedilebilir? Affettiğimiz kişiye iyilik mi kötülük mü yapmış oluruz affederek? Sorular, sorular sorular...
Affetmek kırgınlıkları unutturur mu? Her şey kaldığı yerden hiçbir şey olmamış gibi devam edebilir mi?

Ben affetmeye çok sıcak bakanlardan değilim galiba. Hatta en çok da küçük hataları affetmemekten yanayım. Çünkü küçük hataları affetmek, daha da kötüsü görmezlikten gelmek, büyüklerine zemin hazırlamaz mı? Daha büyükler zaten suçtur ve ceza konusunun kapsamına girer.

Çocuklarımız bizim canlarımız, onların bir kez üzülmesi, bizi bin kez yaralar. Ama hatasını üzülmesin diye söylememek, yanlış olduğunu vurgulamamak ne derece doğru bir davranış olur? Bilmeli, anlamalı, üzülmeli ve yineleyecekken vazgeçebilmeli...

Sevmediğimiz kişiye kırılmayız bile! Kızarız çok çok... Ama sevdiklerimize güceniriz, küseriz, kırılırız. Bu onları daha dikkatli olmaya itmelidir bence. Sevgi bile emek istiyor, özveri istiyor, özen istiyor.

Sırf seviyoruz diye, bu sevdiğimiz kişiye her hakkı tanıdığımız anlamına gelmez, gelmemelidir. Sevdiğimiz bizi "aldatma" gereksinimi duymuşsa o ilişkinin eskisi gibi olmasına olanak var mı?

Belki birbirinize katlanırsınız, o kadar! Ancak affedebilir misiniz? Ben edemem...

Aldanmadan, aldatmadan yaşayacağımız bir dünya istiyorum.


64 yorum:

aysema dedi ki...

Üryan arkadaşımın bir önceki yaıma bıraktığı yorumunu buraya kopyalamak zorunda kaldım. Özür dilerim:

"biri sizden özür dilediğinde, özür dileyenin özürünü haksız dahi olsa kabul edin "diyor Peygamber..

Bilemiyorum..
Özür dilenmişse, kabulü hak etmemişmidir..

Bir noktadan ötesi, kırılmaktan çok ego2ya girmiyor mu sizce de..

Birbirimizin hataları üzerine Toprak olmak nerde kalıyor peki..

o süreçte ben de üzüntüsünü bildirenler arasındaydım..bugünse yine üzgünüm, üzüntüm; samimiyetine inanmak istediğim bir özrün bu denli kabul edilmeyişi..

sevgilerimle..

aysema dedi ki...

Beenmaya'mın yorumu:

"yalan...
belki kabul edilebilir gerçek ve içten bir özürden sonra...
ama biri ölümün ardına bir yalan olarak sığınıyorsa
ölümü bir yalan olarak kullanıyorsa
bu yalan kabul edilebilir mi bu kadar kolay
bir özürle ölüm silinebilir mi...

zor...
çok zor hem de..."

üryan dedi ki...

Sevgili Aysema;

sadece bu yazı bile kocaman bir yüreğin olduğunun delilidir işte..

çok teşekkür ederim..

aysema dedi ki...

Efsa arkadaşıma "Hoşgeldin" diyerek kaldırdığım yazıya bıraktığı yorumunu kopyalıyorum, özürlerimle...

"İnsan bilinçli bir şekilde hatayı yapıpda; sonradan özürlerimi kabul edin demeye girişirse yada derse üzgünüm ama bende affetmem.

Bilmiyordum böyle bir olay olduğunu. Aklımın ucundan dahi geçmezdi böyle bir şey olabileceği. Ama olduysa da, tek kelime ile ayıp edilmiş. Kimsenin bu şekilde insanları kandırmaya hakkı yok. Bazı değerler, inançlardan çok daha önemli benim için. ve bunlarda, nerede dost nerede arkadaş kalınacağının çizgisini belirliyor.

Sevgili Ayşema, böyle bir durum söz konusu olduğu ve bu şekilde bir yorumla bloguna geldiğim için daha çok üzüldüm ben inanır mısın."

aysema dedi ki...

Sevgili Aşk ve Zehir,
Yorumunu bu şekilde kopyalamak zorunda kaldığım için üzgünün:

"sevgili Aysema, ne kadar şaşırdığımı ifade edemiyorum. bende O 135 kişi arasındaydım ve o gün herkes gibi bende çok çok üzüldüm. ama şimdi aldatılmaktan öte, kırgınlığımı ifade edemiyorum.

sorarım siz(ler)e; ölümün şakası olurmu?

uzaklaşmak istemenizi anlarım, çekip gitmeyi de ama başka bir kimlik altında dirilmek ve etrafınızdaki onca insana kimliğinizi belli etmeden bu işi yapmakla bizi değil kendinizi kandırırsınız.
haa yine bunu yapında öldü diyipte tekrar çıkmayın biryerden..!


ÖLÜMÜN ŞAKASI OLMADIĞI GİBİ AFFIDA OLMAZ..!



kendisini birgün siteme gelip yaptığı yorumla tanımıştım ve ne tesadüfki yine geçenlerde en son yazıma gelip yorum bırakmıştı, hoşgeldin demiştim kendisine.."

Efsa dedi ki...

Etraflıca girip sakince okumaya çalıştım yeniden onun yazdıklarını ve ona yazdığım henüz yayımlanmayan yorumumun bir kısmını buraya yazıyorum.

Konuyu bugün öğrendim. Ne birkaç gündür yaptığınız özürlerinizden, nede konudan haberim vardı. Öğrendim ve şaşkınlıklar içerisindeyim. Ne diyeceğimi bilemiyorum açıkcası.

Ben ve dahil bir çok arkadaşımız siz kendisinizi sözde öldü gösterdikten sonra bırakın sitenizde yorumlamayı, bloglarımızda duyduğumuz üzüntüleri yazdık. O günlerin istatistiklerine dönüp bakın varsa. neredeyse her gün geldim ben blogunuza. Bir çeşit anmaydı bu benim için.

Durup düşünüyorum anlamaya empati kuruyorum ama yok. Bunun bir açıklaması, telafisi yok. Bunu bize yaşatmaya hakkınız yoktu. İnsan dostalarını bu şekilde üzmeye nasıl kıyar. Nasıl daha sonrasında hiçbir şey olmamış gibi bizimle yeniden arkadaş olmaya çalışırsınız. Bari itirafınızı teker teker hepimize özel olarak yapsaydınız emin olun şu an bunlar yaşanıyor olmazdı.
Sadece merak ediyorum ve orayı tam kavrayamadığımdan soruyorum. "Acaba Ali bey sizi araştırmaya gelmemiş olsaydı, bu itirafı bize yapacakmıydınız" Benim için en önemli soru bu şu noktada. Siz kendi iteğinizle mi açıkladınız yoksa sizin yaptığınız bu davranış! ayyuka çıktığı için mi? Lütfen cevap verirseniz sevinirim.

Evet herkez hata yapar. Ama hatanın genel tanımı zaten bilinçsizce yapılmakla olur. Siz bile bile bunu yaptınız. Eğer daha önce bizim bu şekilde öğrenmemizi istemiyor olsaydınız hepimize daha yuöuşak bir dille açıklasaydınız emin olun şu an size kızgın olan tüm kişiler affederdi sizi. Ama siz bu cesareti bile gösterememiş, defalarca özür dilemeye girişmişsiniz. Yaptınız bir hata neden gelip bizden özür dilemediniz. Böyle ortaya çıkması çok mu şık oldu size?

Evet ben Allah değilim. İnsanım. İnsanı da en çok sevdikleri acıtırmış. Teşekkür ederim canımızı acıttınız.


Siz ne zaman kendinizi affederseniz ben de o zaman affedeceğim."

Pilli Petro dedi ki...

aynen size katılıyorum birini affetmek zorunda kalmak feci bişi, en güzeli affetmemek benim gözümde. ben de yalan dolansız bir ilişki yumağı istiyorum ...

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Kaldırdığınız yazınızda özelime deyindiğinizi söylemişlerdi fakat ben okuyamadan kaldırmışsınız.
üzülmüştüm ama şimdi kaldırmış olmanıza bir anlamda sevindim. Ben bir hata yaptım herkes hata yaptı ne tuhaf bir ironi değilmi?

Ben asla bilinçli yapmadım o düşüncesiliği, kimsenin anlayamadığı veya anlamak istemediği şey, ben gerçekten tamamıyla yok olacak kadar kötü bir dönem ve ruh halinde olmam. Anlatabiliyormuyum, yani gerçek olması işten değildi aslında.

Herşeye rağmen şok şok şok diye olan ilk posttan sonra tüm pişmanlığımı ifade etmeye çalıştım, özür ve af diledim.

Hata yapan çocuğunuz bunu anlayıp özür dilediğinde genede onu tokatlarmısınız? Ben tüm samimiyetimle bunu diyorum ki evet ben bir düşüncesizlik yaptım, o dönem ve koşullarda ötesini düşünemedim, neyi ne yapacağımı hiç bilemediğim günlerdi.
Bu olay benim hayatımın çok büyük bir istisnası.
Affetmeyin kızın ama ben genede özür ve af diliyorum tüm üzdüğüm insanlardan.

Efsa dedi ki...

Bu değişkendir insanlar arasında. Kan bağı olanlar konusunda ise her hata affedilir bakın. Lütfen

Söylermisiniz Ufuk çizgisi, bu olay nasıl meydana çıktı? Siz kendi isteğinizle mi bu özürleri diliyorsunuz yoksa ortaya çıktığı için mecbur kaldıgınızdan mı? Ben cidden bunu fazlası ile merak ediyorum ve cevabını duymak hakkım diye düşünüyorum.

Biz sizin ardınızdan çok üzüldük. Şu an tüm keşkelerin hiçbir faydası yok. dediğim gibi siz kendinizi affederseniz bende affedeceğim. Hakkım helal olsun. Canımı acıtsanızda. Ama bir daha sizinle asla konuşmayacağım. lütfen sorumu yanıtlarsanız sevinirim. neden daha önce her birimize ulaşıp yazmadınız gerçeği?

* Ayşema konuyu uzatmak değil amacım ama rica ediyorum bu yanıtı öğrenmem gerek. bu bilinçli bir özür mü. içten gelerek mi, yoksa mecburi mi?

Aşk ve Zehir dedi ki...

tanı(ma)dığım Onuncu Köyün Adamı'na..
ismini bile bilmediğim sadece yorumlarınla tanıdığım size..
kişilik tahminleri yapmayıp sadece kelimeler ile paylaşımda bulunduğum blogger ortağına..


yazdığım ve söylediğim herşeyin arkasında dururum ve şimdi size de bizzat iletmem gerekiyor.
ister o isim ister şu isimle olsun beni ilgilendirmiyor. benim üzüldüğüm nokta ''öldü'' diye duyduğum bir kişinin bugün ''yaşıyor'' olmasıydı.

yine yazdığım ama silinen ve daha sonra blog sahibi tarafından tekrar koplayalanıp yapıştırılan yorumumda dedimki herkes uzaklaşmak veya çekip gitmek ister bu normaldir ama ÖLDÜM denmez.. mecazi olarak bile çekip gitmek anlamında ölüm lafı kullanmak zarar vericidir,yıkıcıdır..


ki affetmek bana mahsus değildir Onuncu Köyün Adamı, ben kırgınlığımı ilettim şimdi de Aysema'nın blogunu kullanarak bizzat size söylüyorum.


...

Ateş Böceği dedi ki...

bence bu bir hata değil kimse kusura bakmasın ...Bu insanların iyi niyetini süistimal etmektir ne yani her psikolojisi bozulan ölüm ilanı versin ozaman bu çok saçma ..ağır yazıyor ola bilirim ama bende yeni öğrendim ..ve hatta eski yorumlarımı daha iki gün önce eski yazılarımı kontrol ederken rastladım yorumlarınızdan birine bir sürü dua okudum ..yani sadece ben hata yaptım özür dilerim ..hıı affedilmeyecek bişiy değil ama kabul edilirde değil açıkcası..

Bunu ne için yapar ki insan hoşunuza gittimi o kadar insanın gelip yorum bırakması ..ve ben o günleri çok iyi hatırlıyorum ..Belgin ( cadılar kampı ) ablayı herkes tanır telefonda konuşurken günlerce üzülüp ağladığınıda yani demem o ki affedilir ama mesut bey kendisine eskisi gibi davranmamızı beklemesin kimsede yazdıklarımdan ötürü kusura bakmasın ..

Adsız dedi ki...

Bu kişinin hatası affedilir bir olay değildir.Bazı bloglara ve KEDİ TASMASI mıdır nedir,bloğuna bıraktığı,sırıtan yorumlarına bakın. Alaysı,dengesiz,haddini aşan yorumlar. Bırakın allahaşkınıza her tarafı EGO, her tarafı hastalıklı bir adam.Gidip RUH DOKTORUNDA tedaviye muhtaç bir insan.Bu işin özürle filan düzelmesi mümkün değil.Bu toplum affetmekten, geçmişni unutmaktan bu duruma geldi.Bu adam kendini cezalandıramaz,çünki hasta!!!!!

Nazan

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Olayı çok sonra duymuş ve yorumlardan anlam çıkarmış biri olarak, söz konusu hareket "affetmek" kelimesiyle ortadan kaldırılabilecek bir olay mı, yapılan bir çocukluk mu, blog arkadaşlarınla dalga geçmek mi, samimiyet testi yapmak mı, ileride benzer hareketlere çıkış noktası yaratmak mı, hiç olmamış gibi davranılabilir mi, nitelemek ve değerlendirmek çok zor. Ancak sadece özür dilemek(?)...(?)

Zuzuların Annesi dedi ki...

Hımm...Anladım konuyu,ben de bildirmiştim kırgınlığımı kendisine ama yorumum çıkmadı neden bilmem?
Çok da önemli değil aslında...
Ve Affetmek?
Affetmek tek taraflı bir şey değil ki;özrü dileyen önce kendisini affetmeli bence!Bizim affetmemiz kalp kırıklığımızı,kandırılmışlık hissimizi düzeltecek mi? Hayır!
Misal;'Dal rüzgarı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere'...
Saygı ve sevgilerimle hocam...

içimdeki yolculuk (funda) dedi ki...

BEN ÇOK SIKILDIM BU İŞTEN ÖĞRETMENİM BİRDE SALDIRI BİRDE HAKARET VAR İŞİN İÇERSİNDE BAŞKALARININ KUSURUNU ARAMAK DENİYOR..ÖLÜM NE ZAMANDIR KUSUR OLDU?? DAHA FAZLA KONUŞMAYACAĞIM BEN DAHA FAZLA KIRILDIM DAHA FAZLA ÜZÜLDÜM..KİMSENİN BANA AHKAM KESMEYE ÜZMEYE HAKKI YOK Kİ SANKİ BEN Mİ YAPTIM BENMİ YALAN SÖYLEDİM BU NEDİR YAA..

Profösör dedi ki...

aynen katılıyoruz. Güzel bir yazıydı. İstifade ettik.

Profösör dedi ki...

"Affetmek"
Geçmişte ve şimdiki zamanda beni üzen, kıran ve gelecekte de üzecekler için bir karar alsam mı bugün?Affetmeli miyim affetmemeli mi?
Affetmek ruhumuzu büyük bir külfetten kurtaracaktır orası kesin, ancak herkes ve her şey affedilebilir mi?
Bu konuyla ilgili bilindik ama bir kere daha okunabilecek kısa bir yazı geçti elime;

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen.

"Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"

Öğrenciler bunu da yaparlar.

"Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!" Öğrenciler , bu işten pek bir şey anlamamışlardır.

Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.

" Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız.Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."

"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz.

Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz.

Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.

"""
Yazımı yeniden okuduğumda şunu düşündüm, peki yapılan her şey affedilebilir mi?
Çoğunuzun hayır, daha neler artık dediğini duyar gibiyim.
Aldatılan, kandırılan, kırılan, ağlayan, üzülen hatta çok daha büyük sonuçlarla başa çıkmak zorunda bırakılan bizler, bu yaşadıklarımızın mimarı olanları neden affetmeliyiz ki?

Yanıt çok basit: Tabii ki kendimiz için...Kendi mutluluğumuz ve iç huzurumuz için, sürekli eskiye dönüp kin ve nefretle kötü sözler söyleyip kendimizi daha fazla yıpratmamak için,hırsımızı dinlendirmek için...

Yaşanılanların ardından unutmak kadar affetmek çok zor da olsa,eğer gerçekten istenirse her olay ve her kişi insanın içinde affedilebilir.
Affetmek o insanı alıp bağrınıza basmak demek değildir, onu bir kez daha görmek zorunda kalmak demek de dedildir, sadece içinizde, zihninizde onu affederek o durumla gerçekten hem ruhen hem de bedenen vedalaşmak ve kendinizi özgür kılıp kapanan eski kapıların ardından yeni kapılar açmaktır.

Unutmayın, biz eski kapılarımızı kapatmadığımız, aralık bıraktığımız sürece hayat bize yeni kapıları açmaz.

Şimdi bugün, şu an bir karar verin.
Nicedir sizi üzen,kıran, yoran ne varsa, ardında kim varsa onları affedin, özgür bırakın,
Sonsuzluğa doğru bir yolculuğa çıksınlar,
Sizin içinizde daha fazla yaşayıp sizden beslenmesinler artık,
Onlarla ve bıraktığı duygularla vedalaşın,
Derin bir nefes alın,
İçiniz ferahlasın, hafifleyin.
Zor değil,
Bugün herkesi affedin...

sufi dedi ki...

Ben konulara fransız kaldım sanıyorum.Ufuk çizgisi yoksa yaşıyor mu? eğer öyleyse ve başka bir isimde aramızdaysa o günlerde bizleri yasa boğduğu için yaptığına o da çok pişmandır sanıyorum.Öyleyse affetmemiz gerek bence sevgilerimle.

ŞANSLI dedi ki...

Arkadaşlar konuyu anlamadım ama şunu söylemek istiyorum.Bizi Allah affediyorda biz niye insanları affetmiyelim.Biz kim oluyoruz ki?
Sevgiler dilek'cim:)

ayşegül dedi ki...

Yıllar geçtikçe başkalarının sözüne
daha az kulak veriyorum. Hatta hiç dinlemediğim zamanlar oluyor.Önce
inceliyorum,seversem acı vermekten
hoşlanıyorum.Sonra ne yaptıklarına bakıyorum.Bence bilgelik,sadece öğüt vermekdeğil,anlamaktır,beceri
ise nasıl yapılacağını bilmektir.
Erdem ise bunu yapmaktır.Su insana enerji verir,herkesin aklına bir fikir gelir.Ancak başarılı aksiyonerler sudan çıkar,kurulanır ve bir fikir hakkında adım atarlar.
Adım adım küçük başarılar dizisi yaratabilirsiniz.Ama gideceğiniz yere ulaşmak için ikinci,üçüncü ve gerekli tüm adımları atmak zorundasınız.Bunun için kendinizi öldürmeye veya profösör olmayada
gerek yok.Marazi derecede iyi olmayada gerek yok.Alem ne çok iyi ne çok kötü..Bana ne,ben affetmem,
dedim ya sevdiklerime işkence yaparım.Çok sevdiklerime sarılırım.

Her şeyi affederim,bir şeyi affetmem, sevdiklerimi ölüm numarası ile üzenleri,çünkü tasavvufa göre ben de bir tanrıyım.

Seviosun mu beni örtmenim?????

Sevgilerrr

ayşegül dedi ki...

Aysema öğretmenim yanlış anlaşılmasın.Ben tanrıyım derken,allah herkeze nefesinden üflemiştir.Bunu ve tasavvufu iyi bilerek böle dedim..

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Öğretmenim; ben o kişiye üç yazımda da 'YALANCI' DEMEDİM. Yalancı dediğimi kimse iddia edemez.
Ben, Ali abim, Funda'm ve Belgin'im bu ölüme hiç inanmadık. Az önce sitede köpek gezdirirken Çınar ve eşiyle karşılaştık, Çınar hayret ederek 'Gülen o kişinin öldüğüne siz hiç inanmamıştınız. Nasıl böyle düşündüğünüzü anlamamıştım ama haklı çıktınız' dedi. Ben bu ölüm haberine inanmadığım halde yaşarken kendini öldürmenin ne demek olduğunu irdeleyerek bunu yapan kişiye 'yalancı' bile demedim. Sadece çok üzüldük. Çıkıp gelmesini bekledik. Ben yalancı bile dememişken, bir gün onun çıkıp geleceğini umarken ölüm haberinin üçüncü haftasında bir blog yazıyor olması ağrıma gitti! Bu saatten sonra söylenenler özür değil. Birileri ortaya koyduktan sonra söylenen şeylerden özür olur mu?
Ben affetmemek lüksüne sahip değilim, ben benden özür dilenmesini istemedim çünkü deşifre olmuş bir şey sonrasındaki sözler özür kapsamında değildir.
Öğretmenim; sözlerinizi destekliyorum, güven önemlidir.
Ölümün ismi bile çok soğuk :(
Güven kazanmak çok zordur.
Bazen de mümkün değildir.
Sonucuna katlanamayacağımız bir şey yaparken çok iyi düşünmeliyiz.
Sevgimle..

aysema dedi ki...

Sevgili Üryan,

Yorumunuz için teşekkür ederim.

Yalnız bir önceki yazımı, yani size bu yorumu yapma ihtiyacı hissettiren yazımı, bazı arkadaşların, özellikle de olayın öncesini bilmeyen arkadaşların yorumlarında karşı tarafı acımasızca eleştirmelerinin yanlışlığını belirtmek amacıyla yazmıştım.

Mesut Bey yanlışını kabul ediyor zaten. Onu teselli eden arkadaşları da anlıyorum. Ancak teselli ederken iki tarafı yatıştırmaları gerekirken olayın mağdurlarını üzmelerini anlamıyorum açıkçası.

Ben bu konudaki tüm yazı ve yorumları okudum. Ayrıca arkadaşın eski bloguna da baktım. Bilmeden konuşmamak gerekir değil mi?

O arkadaşlara da öneririm. Karar vermeden önce iki tarafı da dinlemek gerekir...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya,

Ben yalan konusunda da çok hassasım doğrusu. Masum olanlarını kastetmiyorum. Ancak aile içinde ya da sevenler arasında olursa güven zedelenmesine neden olur ki bu da ilişkileri etkiler.

Sevgi, karşılıklı güven ortamında yeşerir. Yalanı gerektiren olay ne kadar korkunç olsa da bilmek isterim. Çünkü kuşku çok daha kötüdür, kemirir içten içe...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Üryan,

Böyle görmene sevindim, teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Efsa,

Tekrar hoşgeldin, yorumun için teşekkür ederim.

Konu üzücü gerçekten. Ancak arkadaşın da üzüldüğüne inanıyorum.
En azından hepimiz bu durumdan bir ders çıkardık diyelim.

Özellikle sanal alemde daha dikkatli olmak gerekiyor değil mi?

Zamanla belki kırgınlıklar da azalır.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Aşk ve Zehir,

Yorumun için teşekkür ederim. Haklısın söylediklerinde, keşke böyle olmasaydı, ama olmuşla ölmüşe çare yok diyelim. Arkadaş da zor durumdaymış, yoksa neden böyle bir yola başvursun ki?

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Efsa,

Mesaj yerine ulaşmıştır, üzülme. Keşke senin de dediğin gibi önceden yapsaydı özür işini. O zaman daha şık olurdu.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Pilli Petro,

Yalansız dolansız olmalı ilişkiler çok haklısın.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Onuncu Köyün Adamı,

Öncelikle geçmiş olsun demek isterim. İsteyerek ya da istemeyerek tatsız bir durum oluştu çünkü.

Ancak size kim haber verdi bilmiyorum, ama yanlış söylemiş ya da konuyu araştırmadığı için, yeterince bilmediği için yanılmış. Özelinize girmedim. Nereden bilebilirim ki? O dönemde içinde bulunduğunuz durumun zorluğunu vurgularken sizin yazdıklarınızdan yararlandım sadece.

Haber taşıyan arkadaşların yapıcı olması gerekirdi diye düşünüyorum,ama nedense sizi affederken, sizin kırılmalarına neden olduğunuz arkadaşlara karşı öfkelerini anlayamıyorum. Siz de kırdıklarınızla ilgili pişmanlığınızı, üzüntünüzü açıklıyorsunuz zaten.( Ama isterseniz yazıyı tekrar yayınlayabilirim.)

Kırgınlık onların hakkı, dost bilip sevdikleri kişi tarafından aldatılmışlar.Ve bu nedenle suçlanmaları üzerine, haksızlık yapıldığı için, yazdım o yazıyı.

"Ben hata yaptım, herkes de hata yaptı, ironiye bak" diyorsunuz. Kusura bakmayın ama ikisinin aynı şey olduğunu düşünmüyorum.

"Çocuğunuz özür dilerse tokatlayacak mısınız?" demeniz de aynı şey değil bence. Tokatlamak ne demek, biz çocuklarımızı hiçbir durumda dövmedik. Dayak asla olmadı. Ancak çocuğun yanlışını söyledik, yinelememesi için.

Yetişkin insanın hatasıyla çocuğun ki bir olur mu?

Kaldı ki yanlışı söylemek gerekir. Dost acı söylermiş bazen. Yazının bir amacı da buydu.

Son yazınızda çok üzüldüğünüzü, hatanızı anladığınızı hissettiğim için kendi yazımı kaldırdım. Keşke açıklamayı tam olarak siz yapsaydınız, daha iyi olurdu.

Neyse olan oldu, yolunuz açık olsun. Her şey gönlünüze uysun...

aysema dedi ki...

Sevgili Efsa,

Sanırım o dönemde utandığı için, yanlışını düzeltme çabasına girememiş.

Ama isterse senin sorunun yanıtını kendisi verebilir. Ben kendi düşüncemi yazdım sadece.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Aşk ve Zehir,

İyi ki gerçek değilmiş, iyi ki ölmemiş...

Kalanı yanıtlamak ona düşer değil mi?

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Ateş Böceği,

Gerçekten garip bir durum. Tam güler misin ağlar mısın denilenden...

Biz de mi aynısını yapsak? Bakalım arkamızdan kimler neler söylüyor, nasıl üzülüyor?

Acaba o 135 yorumu okurken ne hissetti diye merak ediyorum! Eğlenceli bir yanı da var. Düşünsene öldüğünü sanan insanlar gidip gelip bloguna bakıyor, belki şakadır, ölmemiştir, yapabileceğim bir şey var mı diye... Yorumlar yazılıyor, üzüntüler belirtiliyor ve siz bütün bunları okuyorsunuz. Bazıları kendi blogunda da onu anlatıyor, dualar ediyor...

Valla komik geldi bana şu anda...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Nazan,

Sözünü ettiğiniz blogu ve yorumlarını okudum, ne diyeceğimi bilemiyorum.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Merki,

Gerçekten tuhaf bir durum. Sorular, soru işaretleri hep var olacak. Çünkü kaybedilen güven kolay kazanılmıyor.

Teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Zuzuların Annesi,

Dal kırılmış bir kere... Evet malesef öyle olmuş!

Umarım kendisini affeder...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Funda,

Kaldırdığım yazıyı o nedenle yazmıştım zaten. Konuyu tek taraflı dinledikleri için sizlere haksızlık yaptıklarını düşünüyorum.

Neyse bundan sonra daha dikkatli olmalıyız, diye bir ders çıkarmalıyız hepimiz. Sonuçta sanal bir dünya burası. Yanlışlıklar olabiliyor. Lütfen üzülmeyin.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Profösör,

Beğenmenize sevindim, teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Bu öyküyü ben de çok severim.

Yalnız, ancak, ama, fakat...

Bazı durumlarda zor olsa da denemekte yarar var diyeyim en iyisi.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,

İyi ki yaşıyor değil mi? Ya gerçekten ölseydi?

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Şanslı,

Aslında hatayı yapana değil de bunun hata olduğunu söyleyenlere karşı hakaret benzeri sözler söylenmesine üzüldüm de yazdım o yazıyı.

Sapla samanı karıştırmamak adına yani.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Ayşegül,

"Enelhak" diyorsun yani... Ama Hallacı Mansur bu yüzden öldürülmüş. Yine Nesimi'nin derisini yüzmüşler Enelhak(Ben Tanrıyım) dediği için. Oysa bu sözle insanın, Tanrı'nın bir görüntüsü olduğunu ya da tek vücut olduklarını, Tanrı'yla bütünleştiklerini anlatmak istemişler tasavvufa göre değil mi?

Yanlış anlaşılmalar o zaman da, şimdi de var ne yazık ki...

Neyse espiri bir yana seni seviyorum. Zaman zaman ani çıkışların da olsa bu seni sen yapıyor. Yorum için teşekkür ederim canım.

aysema dedi ki...

Sevgili Ayşegül,

Konu anlaşılmıştır, meraklanma sen.

Tanrı, ol demiş, dünya kurulmuştur ve kendisini görecek gözler, sevecek gönüller istemesi sunucunda da insan yaratılmıştır tasavvuf felsefesine göre...

Beni öğretmenlik günlerime götürdün, teşekkür ederim.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Gülen,

Yazdıklarının her sözcüğüne katılıyorum. Çok haklısın dediklerinde...

Ben de buna inandığım için o yazımı yazmıştım. Ancak arkadaş da üzülmüş, buna inandım ben. Herkesin yolu açık olsun, olmasaydı iyiydi, ama olmuş bir kere. Artık sizler de üzülmeyin lütfen.

Hassas, duyarlı bir yüreğin var biliyorum. Ama yaşarken her şey istediğimiz gibi olamıyor bazen, ne yapalım. Dilerim bundan sonra aynı yanlışlar tekrarlanmaz diyelim mi?

Bu arada taşınıyorsunuz herhalde. Kolay gelsin. Keşke yardımcı olabilseydik...

Sevgilerimle...

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Teşekkür ederim öğretmenim..
Sizi seviyorum..

aysema dedi ki...

Ben de seni seviyorum Sevgili Gülen.

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Öğretmenim ben sizi çok seviyorum :)

aysema dedi ki...

Ben de...

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Bu denli özelimi yazmak zorunda kalmak istemezdim ama yapılan yorumları okuduğumda hala üzülüyorum.
Lütfen rica ediyorum bunlar burda yorumda kalsın, postlarda olmasın artık.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Uzun özel yorumumu yayınlayabilirsiniz..genelerden değil ama en azından bazı arkadaşlar burdan gerçeği okuyup ona göre düşünebilirler. Amacım affedilmek değil, anlaşılabilmek sadece. Çünkü gerçekten çok üzgünüm.

aysema dedi ki...

Sevgili Onuncu Köyün Adamı,

Benim için o konu kapandı, rahat olabilirsiniz. Ben arkadaşlara yapılan haksız eleştirilere üzülmüştüm, siz de yanlış olduğunu söylüyorsunuz zaten. Uzatmanın anlamı yok bence.

Yolunuz açık olsun...

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Aysema hanım ilk defa öyle uzun ve özel birşey yazdım..o halde lütfen o yazıyı beni tu kaka yapmaya çalışan ve öyle gören arkaşlarınıza yollayın veya okutun..o kadar özelimi yazmak kolay değildi benim için...yaptığım hatanın nasıl bir ruh ve hayat hali içinde olduğunu bilmesini istiyorum kaybettiğim dostların.

aysema dedi ki...

Hangi yazınızdan söz ettiğinizi anlayamadım. Blogunuza baktım, göremedim.
Açıklar mısınız?

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Aysema hanım Ali bey dışında olaya hem en mantıklı tarafsız bakmaya çalışan sizsiniz hemde beni en kötü durumda bırakan sizin yazınız olmuş.
Buna benim düşüncem veya anladığım şey diyemezsiniz yapamazsınız bunu.
"Arkadaş özür diledi. Özründen eşini de aldattığı gibi bir durum da çıktı ortaya.Sorunlar yaşamış kaçınılmaz olarak. Eşini de dostunu da aldatmış."yazmışsınız.

Ne kadar kötü bir şey bu, ne kadar kötü. Eşimi aldatığımı nasıl yazabilirsiniz? Neyden ne anladınız. Yazık inanın çok üzülüyorum, herşeyi bu kadar net ifadelerle yazıyorum ama herkes adeta beni tukaka yapmak için düşünce üretiyor.
Hale bakın eşimi aldatmak öylemi. Allah aşkına aysema hanım benim yaptığın çok kötü birşeydi tamam, peki bu yapılanlar güzel ve doğrumu. Bir postta özel bir durum ve diyalog yazılıyor, ben sadece özür ve aftan başka birşey dilemiyorken üstelik, sizde eşini aldatmış biri diyorsunuz..bu nasıl bir iftira.

Genel yaklaşımınız güzel çok insani fakat bunu yazmanız hiç ama hiç güzel, doğru, ve hoş değil.
Benim yaptığım hiç ama hiç hoş değil, bende insanım bunun farkındayım. O blogdaki son yazıları ben yazmadım herşeyimi bilen o zaman blogla ilgilenen arkadaşıma rica etmiştim yazmasını o anki ruh halimle bir isyanla..
birkaç gün sonra yazılan yorumları gördüm..nasıl utandım anlatamam, nasıl duygulandığımı ağladığımı bir Allah bilir, ben ne yaptım dedim durdum..utandım dönemedim..sonra olanların hiçbirinden yeminle haberim olmadı.

Hele birkaç gün sonra Gülen hanımın aradığını öğrendiğimde imkanım olsa utancımdan Dünyayı terkederdim inanın. Fakat Ali beyi geldiğinde Mesut bey burdamı dediğinde, tanımıyorum diyen ben olamam bunda bir yanlışık var, tipi beni andıran terzi bir arkadaş yeni gelmişti omuydu neydi hiç bilemiyorum, fakat ben hala o pasajdayım ve hala beni arayanlarla ufak tefek işler yapmaya çalışıyorum anlatabiliyormuyum. Ali beyi tanımıyorum orda iş beklerken her gelene ben o değilim nasıl diyebilirim? Bir şekilde o kadar yanlış ve yanlış anlama üst üste gelmişki.

Ben yaklaşık bir ay sonra dönmüşüm, bu sandığınız gibi farklı bir sorumsuzluk değil, bir ay olduğunu farkında bile değilim, çünkü o dönemde her gün bir hafta gibi geliyordu. Dibe vurmuşluktan çıkış çabamdı benim bir çırpınıştı adeta yeni bir nefes alma çabası gibi, açıklayamıyorum bile.
Postumda yazdıklarım yetmedimi kimseye nasıl bir eşeklik yaptığımı ifade etmem için Allah aşkına.

Peki buyrun o zaman en özelime kadar öğrenin,zira düzene sokmaya çalıştığım 3kuruşluk hayatım son
3-4gündür müthiş üzüntü ve mutsuzluk içinde.

Boşanma davası açalı çok olmuştu fakat karşı tarafın direnmesi ve ailesinin yalanlar katması yüzünden uzadıkça uzuyordu. Üstüne milyarlarca borca girip yaptığım inşaata satılamaz kaydı koydurdular.

Bir alacaklı 100milyarlık senedimi senet mafyasına veriyordu parasını alamıyor diye. Fakat yapacak birşeyim yoktu kredi çekemiyordum inşaat satılmıyordu ve alacaklı bunu anlamıyordu.

Boşanma davası, mal davası, nafaka davası 3ayrı yerde yürüyordu, hemen her ay mahkemelerdeydim, zaten durmuş olan işim dahada sekteye uğradı sürekli müşteri kaybettim, geçimimi sağlamakta bile zorlanır oldum.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

İnşaat yüzünden yapmış olduğum bazı borçlarımı, öyle rezil ve mahcup olacağıma sadece bankaya rezil olayım dedim ve kredi kartımla ödedim hepsini, 12 milyar borç oldu kartta. Elden altın olarak aldığım borçlar altının artması yüzünden iki katından fazla oldu.

Çocuklarımı mahkeme karşı tarafa vermişti, onları ihmal etmemek için hemen hemen allahın her hafta sonu 200km uzağa yanlarına gidiyordum, yanlarında çok kalayım diye cumadan gittiğim oluyordu bu yüzden de müşteri kaybetmiştim fakat tercihimi çocuklarımdan yana yaptım.
Bir de aşk yaşamaya başlamıştım, büyük tutkulu bir aşk, fakat problemlerin çokluğu ve farklı nedenler yüzünden ondada sorunlar yaşıyordum.

Borçlarımın en azında ufak bir kısmını ödeyebilmek için evimi boşaltıp kiraya vermek zorunda kaldım..hayatımın geçtiği eşyaları bir depoya çöp yığını gibi doldurmak zorunda kaldım..o gece eşyalarım depoda ben gece yatağımda hıçkırıklarla ağlıyorduk.....

Büyük oğlum boşanmadan etkilenmişti ve okuldan kaçıyordu, yeni gittiği yere uyum sağlayamıyordu, onu psikoloğa dahi götürmek zorunda kaldım, bir de sık sık okuluna gitmek zorunda kalıyordum kilometlerde uzaktaki.

Mide kanaması geçirdim fakat sosyal güvenliğim olmadığı için parasızlıktan hastaneye bile yatamadım, ilaçlarını kullanıp ayakta iyileşmeye çalıştım.

44yaşımdan sonra baba ve anne evine dönmek zorunda kaldım, ve çocuk gibi herşeyine karışılan 2çocuk babasıydım artık.

Bu arada şu çıkan son kriz yüzünden ilk batan inşaat sektörü oldu, tüm şansımı imkanımı deneyerek yaptığım inşaat satılamıyordu borcum milyarla artıyordu fakat 65-70milyar eden bir daireyi 40milyara satamıyordum, borçlarımı ondan alıp ona vererek ötelemeye çalışıyordum ama daire soran bile yoktu. Hala daha yok.

Şu anda işim de yok, sadece kapattığım eski küçük dükkanımdan kalan tek tük müşteriyle günlük yaşıyorum. Çok ufak şeyleri umut sayıyorum saymaya çalışıyorum ufak tefek şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum. Ama o zaman gerçekten ölmeyi düşündüğüm bu bile bana yakışmayan zayıf neyi ne yapacağını bilemeyen bir dönemimdi.bir anlık düşüncesizlikle öfkeyle arkadaşıma gir öldü yaz dedim, ve hayatımın en büyük eşekliğini, düşüncesizliği yaptım, ölümü kullanmak da değil bu, anlatabiliyormuyum aysema hanım bambaşka bir ruh hali o.

Ve işte bugün..şimdiye kadar yazdıklarımın ve burda yazdıklarımın samimi ve doğru olduğuna dair tüm değerlerim ve herşey üstüne yemin ederim. Ve tüm bu yazdıklarım yetmiyorsa eğer fazlasıda var yazabilirim.

Kime yeter bu açıklama, kim durumumu bunlarla değerlendirir veya yine istediği gibi düşünür bilemiyorum ama ne o zaman, ne,de şimdi herşeyin bu hale gelmesini hiç ama hiç istemezdim.
Bu düşüncesizce yaptığım aptallık sizler gibi dostları kaybetmek bir tarafa gözlerinde berbat bir hale düşürdü beni..sonrasındaki dostlarımında bazıları farklı değerlendirdiler herşeyi, şimdiden sonra beni yine suçlayabilirler, suçluyum boynum eğdim.

Tüm yazdıklarımın şu anda aklıma gelemeyen fazlası var asla eksiği yok..insanım ben ve gerçekten yok olmak isteyecek kadar güçsüz düştüğüm anlık bir dönemde yaptım bu hatayı...ne diyebilirim özür ve af dilemekten başka.....

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Şu şansıma bakarmısınız bir yazı yazıyorum o bile gitmiyor. Buydu Aysema hanım.

aysema dedi ki...

Sevgili Onuncu Köyün Adamı,

Çok özür dilerim, ne sizi ne de başka kimseyi üzmek gibi bir amacım yoktu. Dilerim her şey yoluna girer. Zamanım az, evden çıkmak zorundayım. Sonra gerekeni yapacağım.

Açıklama için teşekkür ederim.

Gülen Tezer Üstün dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Gülen Tezer Üstün dedi ki...

ANCAK BU KADAR AJİTE EDİLEBİLİR! BENİM ARADIĞIMDA DÜNYAYI TERK ETMEYİ İSTEYEN KİŞİ BIRAKIN DÜNYAYI TERK ETMEYİ BLOG CAMİASINA ÖLÜMÜNÜN ÜÇÜNCÜ HAFTASINDA HIZLI BİR GİRİŞ YAPIYOR!
EŞ ALDATMA OLAYLARININ DETAYINA GİRMEYELİM ONUNCU KÖYÜN ADAMI! BEN SİZE HİÇ YALANCI DEMEMİŞKEN LÜTFEN SİZE YALANCI DEMEK ZORUNDA BIRAKMAYIN BENİ! KONUYLA İLGİLİ YAZDIĞIM POSTAYI BİR DAHA OKUYUN! BEN HER ŞEYİ BİLİYORUM AMA ÖZELE SAYGIMDAN SUSUYORUM! SİZ DE BİRAZ KENDİ ÖZELİNİZE SAYGI DUYUN VE ARTIK KESİN SESİNİZİ! BİZ HATASIZ VE MAĞDUR GRUPTAYKEN SİZ HALA KONUŞUYORSUNUZ!

SİZ BENİM DUYGULARIMI DOLANDIRDINIZ VE SİZİN İÇİN ÜZÜLEN BİR ÇOK KİŞİNİN. BİR DE ÜZERİME SUÇ ATIYORSUNUZ ŞOK ŞOK ŞOK BAŞLIĞIYLA YAZDIĞIMDA OLAYI KİMSE ANLAMADI, KİMSENİN ANLAMASINI İSTEMİYORDUM ZATEN. AMACIM SADECE SİZE MESAJ VERMEKTİ. AMA YAZI YAKIN ARKADAŞIMLA YA DA BİR ETKİNLİĞİMLE İLGİLİ SORUN VAR GİBİ ALGILANINCA İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ YAZIMI YAZMAK ZORUNDA KALDIM. NEREDE DİLEMİŞSİNİZ ŞOK ŞOK BAŞLIĞINDAN SONRA ÖZÜR. SİZ ANLADIĞINIZ HALDE ORALI BİLE OLMADINIZ Kİ!İNSANLARI SİZİN ÖZEL HAYATINIZI KURCALAR NİTELİKTE ATIFLARINIZA DA DİKKAT EDİN! ÖZEL HAYAT NASIL KURCALANIRMIŞ İNANIN GÖRMEK İSTEMEZSİNİZ!!! ANLADINIZ SİZ NE DEMEK İSTEDİĞİMİ!
POPÜLER OLMAK İSTEDİĞİNİZDEN ARTIK ÇOK EMİNİM. ONUNCU KÖYÜN ADAMI DEĞİL ARTIK SİZ BİR SHOW ADAMISINIZ. BİZE DOKUNMAYIN DA SHOWUNUZU NEREDE YAPARSANIZ YAPIN VE ARTIK LÜTFEN SUSUN!

BU SON SÖZLERİM, BİR DAHA YAZACAK OLURSANIZ BİLEMEM ARTIK..

affetme dedi ki...

guzel şeyler yazmışsın

oyuncu

aysema dedi ki...

Sevgili Gülen'im,

Açıklama için teşekkür ederim.
Herkes istediği yaşamı seçer, konuyu burada bitirelim, üzülmeye değmez.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Affetme,

Hoşgeldiniz, teşekkür ederim.

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Öğretmenim, çok sevdiğim öğretmenim; ben beni gerçek bilip seven ve aynı şiddette sevdiğim abla, ağabey ve arkadaşlarıma konuyu kapatacağıma söz verdim. E bizim sustuğumuz kadar olay kahramanı da sussun ama artık. Hem suç hem güç bir arada hoş olmuyor.
Kişilik özelliklerimi az çok tanıdığınız için beni anlayışla karşılayacağınızı düşünüp verdiğim rahatsızlıktan dolayı üzgün olduğumu söylemek istiyorum.
Ben öğretmenimi çok seviyorum :)

aysema dedi ki...

Gülen'im, rahatsızlık vermek ne demek, olur mu öyle şey? İstediğin yere istediğin gibi yazabilirsin.

Ben senin üzülmeni istemiyorum sadece.

Sevgilerimle...