17 Nisan 2010 Cumartesi

KÖY ENSTİTÜSÜ YILLARI



"Mustafa Buğday'la birlikte enstitüyü bitirdik. Köyümüze gidecek paramız yoktu. Öğretmen olmuştuk ama şimdiki gibi elbise parası neyi verilmezdi. Boz urbalarımız da yıpranmıştı iyice. Tahta bavullarımız kitap doluydu.
Müdürümüz Rauf İnan odasına çağırttı.

_ Sizi yüksek kısma seçtik, dedi. Üç yıl daha okuyacaksınız.
_ Efendim, babalarımız fakir. Köye gitmeliyiz, evlerimize yardım etmeliyiz.
_ İşte onun için siz yüksek kısma devam edeceksiniz, dedi. Hadi hazırlanın.

Ertesi gün kendimizi Ankara treninde bulduk. Vagon penceresinden Mustafa Buğday'a bizim bozkırları gösterdim. Doğduğum köyü,yayvan tepeleri, su kıyısındaki bey çiftliklerini. Oralarda geçen bizim köylülerin çileli yaşantılarını kimbilir kaç kez anlatmıştım. Polatlı'ya doğru Sakarya Savaşının yapıldığı yeri görünce göz yaşlarını tutamamıştı. Buralarda ne kan akıtmıştık biz? Ulusça özgür kalmak için. Daha insanca bir hayat yaşamak için. Ama yoksullukla, bilgisizlikle geçen hayat özgür bir hayat mıdır? İnsanca bir hayat mıdır? Kurtuluş savaşımız boşa gitmemelidir. Bunun için köylüyü bu yoksulluktan, bu karanlıktan kurtarmak gerek.

Böyle söylüyordu. İnanmış köylü yüzü bambaşka bir ışıkla aydınlanıyordu.

Mustafa Buğday, Hasanoğlan'da daha bir bilinçli okudu. Daha yetkili öğretmenlerimiz vardı. Daha bol kitapların, daha olumlu fikirlerin harmanı ortasındaydık. Çatışmalar da o oranda artıyordu. Anlatması uzun...

Gösterişsiz, fakat yalın kişiliği ile, alışılmamış fikirlerin savunucusu olarak Mustafa Buğday yıldırımları en çok toplayan arkadaşlarımızdan birisiydi. Neydi bu fikirler?
Şimdiki anayasamıza giren, en ileri ve gözde aydınlarımızın savunduğu
sosyal adalet, toplumsal haklar, eşitlik, kardeşlik fikirleri. Fransa ihtilalinin amaçları. Ama o zaman bunları Türkiye'de ağza alabilmek bile solcu olmak için yeter de artardı. Solculuk ise komünistlik demekti, vatan hainliği demekti.
.......

Mustafa Buğday bizimle birlikte Yüksek Köy Enstitüsü'nü de bitirdi.
Fakat sekiz ay öğretmenlik yapabildi. Enstitüler aleyhine demagoji yağmurları başlamıştı. İçten pazarlıklı rüzgarlar esiyordu memlekette. Ankara'da koca devlet yapılarına çöreklenmiş gerici Zeuslar kurban istiyorlardı.

Ne demekti köylüyü uyandırmak, ne demekti sosyal adalet, eşitlik, yeni bir toplum düzeni? Hasanoğlanlı köy çocukları bu kelimeleri nasıl ağızlarına alabilirlerdi? Komünistlikti bu, milli bütünlüğü parçalamaktı. Bakındı şunların yediği hatlara.

Apar topar asker edildik. Bundan sonrasını şimdilik yazmak zor.

Biz kurbancıklar kurban Mustafa Buğday'dan utanıyoruz.

Bir gün ülkemizin sosyal mücadeleler tarihi yazılırsa, Mustafa Buğday'a da bir sayfa ayrılmalıdır. Köy Enstitülerinin verdiği bir kurbandır o, bir yetmişlik boyuyla, tam kurban..."

*****

Talip Apaydın'ın Köy Enstitüsü Yılları isimli eserinden aktardım yukarıdaki satırları. Kitabın başlangıcında yazar şunları yazmış:

"Bu kitabı 'Tonguç Baba'nın saygıdeğer hatırasına sunuyorum. Son görüşmemizde 'Enstitüye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın' demişti. Geç de olsa ben bu görevi yerine getiriyorum."

Bendeki kitap Cem Yayınevi tarafından 1978'de çıkarılmış.


1940'ta kurulup 1954'te kapatılan Köy Enstitülerini merak edenlerin okuması gereken bir kitap bu...

8 yorum:

Evren dedi ki...

babamdan dinliyorum ben o yılları; kitap gibi, her sayfayı çeviriş ayrı bir kapı aralıyor insana.

DecisionS dedi ki...

sevgili öğretmenim ne güzel değinmişsiniz. Köy ensitüleri bu halkın aydınlanmasında öenmli yer onyamıştır, kapatılmasına değinmiyecem. Allah onları bildiği gibi yağsın

aysema dedi ki...

Çok şanslısın o zaman Evren'im. Köy Enstitüleri birbirinden değerli insanlar yetiştirmiş,ama ne yazık ki kapatılmış.

Sevgi ve saygılarımı iletiyorum babana...

aysema dedi ki...

Sevgili DecisionS,

Köy ağaları, aşiretler, halkın bilinçlenmesini tehlike görenler öyle çok saldırmış ki sonunda kapatmak zorunda kalmışlar...

Sevgilerimle...

NzN dedi ki...

Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmen tanıdıklarım var. Onlar da o zamanları anlata anlata bitiremezler. O zamanlara ait anlatıla anlatıla bitirilemeyen o kadar çok şey varki aslında. Değerlerin olduğu, bu değerlere sonuna kadar sahip çıkan insanların da olduğu dönemler...
Bu yürekleri törpüleye törpüleye erittiler. Tekrar güçlenmemesi için de eğitim sisteminin dibine dinamit koydular. Ha sadece eğitim sistemi olsa yine iyi. Memlekette el atılmamış, çomaklanmamış, kalitesizleştirilmemiş o kadar az alan kaldı ki.
Merak ediyorum bu sistemsizlikten nasıl beyinler gelişecek ve bu beyinler ülkeye katma değerler sağlayacak?

aysema dedi ki...

Sevgili NzN,
Pek çok değerli insan yetişmiş o okullardan. Hem okumuş hem de kendi gereksinimlerini üretmişler. Şu yukardaki fotoğraf bile eğitimin boyutlarını göstermiyor mu, 1940'lı yıllarda keman çalıyor köy çocukları...

Şimdilerde her alanda takliti çalışma sayıyoruz, üretmeden tüketiyoruz çoğumuz...

Sevgilerimle...

Çınar dedi ki...

Köy enstitüsü mevzunu öğretmen bir babanın kızıyım. Babamın öğretmenlik yaptığı köy ya da kasabalarda okulu ve öğrencileri için yaptıklarını verdiği emeği anlatsam roman olur. Sadece öğretmen değil, doktor marangoz sanatçı mühendis inşaat işçisi yani bir parça herşey oluyormuş ordan mevzun olanlar. Yeri geldi tayin olduğu köyde, ahırı okul haline getirdi babam. Yeri geldi tek tek köylülerle konuşup onları eğitti. Anadolunun bağrından çıkıp etrafı aydınlatan bu 'ışıklar'sa içte ve dışta bazı güçlerin hiç işine gelmedi ve kapatıldı bu ilim irfan yuvaları.

Sevgiler

aysema dedi ki...

Sevgili Çınar, bence yaz onları, her biri çok değerli. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, bugün çok farklı yerlerde olurduk.
Sevgilerimle...