11 Mayıs 2010 Salı

ADSIZ-YORUMSUZ


Son yazıma gelen Adsız yorumları sizlerle de paylaşmak istedim. İşte o yorumlar:

ADSIZ 1)

"Deniz Baykal, siyasi hayatının kuşkusuz en zor günlerini yaşıyor.
Kendisi ve CHP’li kadın milletvekiliyle ilgili servis edilen görüntüler, Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi durumunda.
CHP kulislerinde, gizli kamerayla gerçekleştirilen bu komplonun 8 yıl öncesine dayandığı konuşuluyor.
Buna göre; komplonun yapılış tarihi, 2002 yılını işaret ediyor.
Peki, 2002 yılında Türkiye neyi tartışıyordu?
Gelin, filmi Baykal’a yapılan komplonun tarihine, yani 2002 yılına saralım.
Bakalım, karşımıza neler çıkacak…

KARGOYLA YOLLANAN SEKS KASETİ

Tarih: 2002 Mayıs’ının ayının son günleri…
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’in evine bir paket gönderildi.
Paketin içinde bir adet VHS video kaseti vardı.
Nuh Mete Yüksel, paketi aldığı anda telefonu çaldı. Arayan kişi; kaseti gönderenlerden biriydi. Kasetin içeriğini belirtti ve Savcı Yüksel’den izlemesini istedi. Daha sonra tekrar arayacağını, söyleyip kapatmak isterken; Nuh Mete Yüksel bağırmaya başladı:
‘Beni yolumdan kimse çeviremez.’
Telefon kapandı.

O kasette bulunan 4 dakika 52 saniye uzunluğundaki görüntüler, gizli kamerayla çekilmişti.
Savcı Nuh Mete Yüksel birkaç gün sonra şu açıklamayı yaptı:

“İçinde gizli kamera görüntülerim olduğu söylenen bir kaset gönderildi bana. Bir odada gizli kamerayla çekilmiş. Bir hanımla görülüyorum. Hanımın görüntüsü de montaj. O kadar ustalıkla yapmışlar ki, bilgisayar ortamında, ben bile şaşırdım. Hemen inceleme yaptırdım. Laboratuar çalışmasıyla montaj olduğu ortaya çıktı. Bu şantajcıların yapmak istedikleri beni durdurabilmek. Bu kaseti izlediğimde ben dahi şaşırdım. Çünkü kasetteki kişi bana benziyordu. Bir kadınla ilişkisi var kasetteki kişinin.”

İzleyen günlerde…
Nuh Mete Yüksel’in telefonu bir daha çaldı.
Arayanlar, yine kaseti gönderenlerdi.
Savcı Yüksel’i şu sözlerle tehdit ettiler:
‘Senin sesin çok çıkıyor. Bizim istediklerimizi yapacaksın. Yoksa bu kaseti televizyonlarda yayımlatacağız. Senden para istemiyoruz. Günün yaklaşıyor, o gün geldiğinde sana, gerekeni söyleyeceğiz, sen de yapacaksın. Yoksa seni rezil edeceğiz. Savcılıktan edeceğiz’

Nuh Mete Yüksel, hukuk savaşını başlattı.
Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı, hazırladığı raporda kasetin montaj olduğunu açıkladı.
Kasetteki görüntülerin medyada yer almasına mahkemece yasak getirildi.
Bu arada Nuh Mete Yüksel hakkında da Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma açıldı.
Soruşturma sonucunda; Yüksel hakkında ‘kınama’ ve ‘yer değiştirme’ cezası verildi. Sonuçta Savcı Yüksel, Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı görevinden alınarak, Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevine getirildi.

Buraya bir virgül koyalım ve biraz daha geriye gidelim…

(devamı var)"

****


ADSIZ 2)

"ÇEV’E GİREN AJAN VE GİZLİ ÇEKİM

Tarih: 4 Mayıs 2002
Saat: 23.00
Işık TV’de, “Özel Haber” başlığı altında bir program yayınlandı.
Yayınlanan görüntülerde; Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer’in bir kişiyle yaptığı görüşme vardı.
Görüntüler gizli kamerayla çekilmişti.
ÇEV Başkanı’nın görüştüğü kişi ise, vakfa “yardım amaçlı” giren ve “ajan” olduğu sonradan anlaşılan bir polisti.
Gizli çekimleri kendisi yapmış ve o görüntüler montajlanıp televizyon kanallarına servis edilmişti.
STV, Kanal 7 ve Zaman o günlerde bu olaya genişçe yer verdiler.
Yayınlanan görüntülerde, ÇEV’in PKK’lı öğrencilere burs verdiği algısı oluşturulmaya çalışılıyordu.
Bunun yalan olduğu sonradan kanıtlandı.
Ancak…

3 Haziran 2002 günü ÇEV binasında polis tarafından arama yapıldı.
Ve aramada bir kaset “ortaya çıktı.”
O kaset, Savcı Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu ileri sürülen seks şantajı kasetiydi.
Bakın o günlerde; Savcı Yüksel, dönemin Milliyet gazetesi yazarı Tuncay Özkan’a bu olayla ilgili neler demişti:

“Bu vakıftaki aramadan çok önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş Eğitim Vakfı’nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım. Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel’i, Çağdaş Eğitim Vakfı’nı yok etmekle ne yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet’e ve Türkiye’ye sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse merak etmesin”

Evet, bundan tam 8 yıl önce Türkiye bu olaylarla çalkalanıyordu.
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’e seks şantajı kaseti, komiser rütbeli bir polisin gizli kamera komplosu ve Savcı Yüksel kasetinin Çağdaş Eğitim Vakfı’nda “bulunması”…

FETHULLAH GÜLEN DAVASI

Peki, neden Savcı Nuh Mete Yüksel ve ÇEV?
Savcı Yüksel “Beni yolumdan kimse çeviremez” açıklamasında ne demek istiyordu?

O yıllarda Nuh Mete Yüksel, açtığı Fethullah Gülen davasıyla çok konuşulan bir isimdi. Cemaatin hedefinde olan Savcı Yüksel, tüm yıpratma kampanyalarına rağmen bu davayı ısrarla takip ediyordu. Ve içine ajan sokulan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile vakıf başkanı Gülseven Yaşer de bu davanın müdahillerindendi.

Savcı Yüksel’in o süreçte, hakkında soruşturma yürüttüğü ve iddianame hazırlama safhasında olduğu isimlerden biri de Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Yazıyı sonlandırmadan, 8 Haziran 2002 tarihli Milliyet gazetesine bir göz atalım. Tuncay Özkan, seks şantajı olayının patlak verdiği günlerde Savcı Yüksel’le görüşmesinde şöyle bir istihbaratı paylaşıyor:

“Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre etmek için kullanıyorlar.”

Evet, bu bilgi bundan tam 8 yıl öncesine ait.
Tıpkı tüm bu olaylar gibi…
Yani, CHP Lideri Deniz Baykal’a gerçekleştirilen komplonun yapıldığı iddia edilen zamana…

Başlıkta da belirttiğimiz gibi; bu yaşananlar Baykal’a yapılan komplonun gayri resmi tarihidir.

Barış Pehlivan"

****

ADSIZ 3)

"Yazımız henüz bitmedi.

AKP’nin büyük ölçüde oylarının düşmesi gerçeği karşısında, doğal olarak yükselen CHP’nin önünü kesmek gerekiyordu.Başbakan Erdoğan'ı BOP eşgüdüm başkanlığına getiren güçlere göre CHP hiç bir şekilde iktidar hükümeti olmamalıdır.Okyanus ötesi böyle düşünüyor. Şayet CHP iktidar olursa CHP tabanı, genel başkan kim olursa olsun, AKP’nin başlatarak
aracılık ettiği, ABD'nin ve AB'nin “açılım”,Ortadoğu'daki dönüştürme politikalarına ve BOP projesinin devamına AKP'de olduğu gibi gözü kapalı izin vermeyecektir.

ABD ve AB,AKP'nin "şiir gibi" uyumlu politikalarıyla Türk toplumuna dayatılan Ilımlı İslam yapılanmasını,kurmakta oldukları Kürt Devletini ve de Ortadoğu ve Türkiye'deki,çıkarlarını kendi istediklerine uygun olarak şekillendirmektedirler.Küresel baronlar AKP iktidarı ile yakaladıkları bu avantajı kaybetmek istememektedirler.
İşte bu gerekçelerle CHP ve Baykal'ın önünün kesilmesi gerekli idi.
Yaklaşmakta olan genel seçimlere,CHP güç kazanarak girecektir. AKP'nin oyları ise erimektedir.Deniz Baykal gözden çıkartılmıştır.

Muammer Karabulut ,Deniz Baykal'a karşı yürütülmekte olan yıpratma,karalama ,
etkisizleştirme ve kişilik haklarının ihlalil tertibine karşı bizleri uyararak bakın ne diyor ;


"ABD’de iflas eden egemeninin dünyadaki en güçlü örgütlendiği ülke olan Türkiye’de ki işbirlikçiler ülkede kansız savaş yapıyorlar. Plan “Kontra-Ergenekoncuların” etkin olarak kullandığı basın-yayın organları aracılığı ile gerçekleşiyor… Gazetelerin çoğu “bunların” kontrolünde. “Bunlar” susturma konusunda bilimsel öğretiye sahip olduklarından dolayı kendilerine muhalefet eden herkesi susturacaktır.

Ve istihbarat alanında bilinen tüm klasik taktikleri uyguluyorlar. Ergenekon davasının avukatı olan Deniz BAYKAL'ın görüntüleri de bu bağlamda yayınlanıyor… O görüntüler, “onlara” muhalefet eden CHP’yi dolayısıyla T.C. Devleti’nin sindirmeye yöneliktir…

Zaman bu oyuna gelme zamanı değildir. Sorun BAYKAL’ın o görüntüleri değil, o görüntüleri servis eden, yazan, o görüntülerden kendisine siyasi rant elde edenlerdir. Türkiye’deki diğer bir sorun da, kendisini nimetten sayıp, “istifa etmeli” diyerek yazmaya ve konuşmaya başlayan aptallar vardır. Bunların hepsi, en ağır ahlaksızlığın yapıldığı bir ortamda biran da en namuslu olurlar. Egemenin, istihbarat örgütlerine veya istihbarat örgütü gibi çalışan cemaatlere çok kullandırttığı taktiklerden olan bu vakalarda, eğer ortada şikayet ve kanunen yasak edilmiş bir durum yoksa kesinlikle itibar etmeyin.

Hatta tükürün…

Unutmayın ki ortada bir ahlaksızlık varsa onu da “onlar” yapar. Hatta sanayisini bile kurarlar.

Onun için, “onlara” inat ilk defa telaffuz ediyorum BAYKALCIYIM…
“Onlara” karşı hepiniz BAYKALCI olun…" *2*

****

ADSIZ 4)

"Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Gazeteci, yazar Banu Avar,şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.


Gazeteci Yazar Banu Avar, gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. AKP’nin “yasaklı” gazetecilerinden biri olan Avar, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’de sergilenen senaryolara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.

Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Avar, Gazete5'e yaptığı açıklamada şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.

Türkiye’de uygulanan senaryonun, 1994 yılında ilk işaretlerini verdiğini hatırlatan Avar, o tarihlerde Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Morton Abromovitz’in “Bu Erbakan bu işi beceremiyor, daha kravatlı, daha şehirli görünümlü bir başkan lazım” sözlerine atıfta bulunarak,“Dünya düzeni, Türkiye’nin yönetimine kimlerin geleceğine daha o tarihte karar vermişti” diye konuştu.

BBC’nin Türkiye’deki temsilciliğini yaptığı 1994 yılında yaşadığı bazı ilginç olayları anlatan Avar, o tarihlerde ABD’nin devlet televizyonu PBS de dahil olmak üzere merkezi bu ülkede olan bazı televizyon kanallarının bir takım isimler üzerine yoğunlaştığını anlattı. Avar, 1994 yılına ait kayıt ve belgelerin kendisinde olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

“O tarihlerde, yurt dışından Türkiye’ye gelen basın mensuplarına kılavuzluk yapıyordum. Nisan 1994’te, önce BBC, daha sonra ABC ve PBS aradı. Talepleri, Refah Partisi konusunda bir program yapmaktı. Kendilerine Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bir görüşme ayarlayabileceğimi söylediğimde bana ;

‘Hayır onu istemiyoruz. Yardımcısı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ya da Fehmi Koru ile görüşmek istiyoruz’ dediler. Birebir aynı şeyleri talep ediyorlardı. Tüm konuşmalar tarafımdan kaydedildi. Geldiler ve röportajlarını yapıp gittiler. Yeni dünya düzeninde, bir takım isimlerin yönetim için hazırlandığı o zamandan belliydi. Aynı hazırlık şimdi de yapılıyor. CIA istasyon şefi Nelson Letski’nin, ‘TBMM’nin her yerindeyim’ sözleri tesadüf eseri sarf edilmedi.”

ABD merkezli bu operasyonun, 68 ülkede aynı anda başlatıldığını söyleyen Gazeteci Yazar Banu Avar, süreci şu sözlerle anlattı:

“Önce belirlenen isimler yönetime gelir. Gelir gelmez, ülkenin kaynakları özelleştirilmeye başlanır. Tüm fabrikalar kapatılır. İnsanlar, aç, işsiz kalır ve sokaklara dökülür. Evinden çıkamaz hale gelir. Daha sonra ise televizyonlar aracılığıyla zehir enjekte edilmeye başlanır.”

Son dönemde, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve evlilik programlarının bu amaçla yaygınlaştığını söyleyen Avar, bu programlarla toplumun kutsal değerlerine ve nimetlerine hakaret edildiğini, kadınların aile değerlerinden uzaklaştırıldığını, eğitimli kadınların ise yalnız ve özgür kadın imajı ile dönüştürüldüğünü belirtti.

Kültürel anlamda büyük bir düşüş yaşandığını belirten Banu Avar, bu süreçte etnik kaşıma, etnik sendikacılık operasyonlarının başladığını ve iç savaş için düğmeye basıldığını kaydetti. Bu aşamada Yugoslavya örneğini veren Avar, “Bu süreç, Yugoslavya’da olduğu gibi ordu ve polisin karşı karşıya getirilmesiyle sonuçlanır. Bu ülkede askere karşı polis silahlandırılmıştı. Daha sonra barış gücü askerleri ‘biz sizi ayırmaya geldik’ diye devreye girer. Ülkenin petrol bölgeleri ve havzaları ile tüm stratejik alanlara el koyulur. Bu şablon herkesin aklının bir köşesinde durmalıdır” diye konuştu.

Gazete5"


SAYGILARIMLA...

13 yorum:

Adsız dedi ki...

yorumları okuyunca insan bunlar olabilir de olmayabilir de diyor sonunda.
Kimin ne yaptığı bizi ilgilendirmediğini biliyorum,erkek ve kadın aklı başında insanlar.Bir çocuğu taciz etme ya da bir özürlüyü kullanma değil bu.Ama benim de kabul edemediğim madem böyle bir durum varsa eğer niye dikkat edip de kendileri için değil tüm onların ardında olanlar için biraz daha temkinli davranmadılar?İtin önüne bile bile savunmasız olarak kendini atmak gibi birşey bu.Tüm olanlar gerçek değilse de niye yok böyle bir şey değip ortaya çıkmıyorlar.Hadi Deniz Baykal bir erkek ,sürü gibi kendi cinsleri ne olursa olsun onu bırakmaz,taraf tutar,niye kadın ortaya çıkıp da yok böyle bir şey ya da bu kimseyi ilgilendirmez,size hesap vermek zorunda değilim,herkes kendi ayıplarına baksın demiyor?Diğerleri gibi İmam nikahlıyız deseler mi yoksa?

Adsız dedi ki...

Adsız hanım/bey her kimseniz,yazınız baştan aşağı çelişkiler yumağı.Önce
bilgilenin,ondan sonra ahkam kesin.
Sn.Baykal söyleyeceklerini söyledi,
parti disiplini gereği bu hanım çıkıp
hiçbir açıklama yapamaz.

Yoksa sizde mi Atlantik ötesi tezgahın parçasısınız.Sn.Baykal,hiç
bir zaman partisinden ayrılmayacak,
fahri olarak (hatta birinci adam
olarak) görevine devam edecek.

Tam da referandum öncesi beceriksizce tezgahlanan bu olaydan sadece CHP kazançlı çıkmıştır.Korkmayınız efendiler,
ilk genel seçimde iktidar CHP'dir. Faşist polis devleti olmayacak,herkesin özel
yaşamına (Altı ok gereği)özgürlük
gelecektir.

Sahte CD Videoların 8 ayrı mekanda
ve sahte mankenlerle,karartılarak
sahte çekildiği eldeki ilk bulgulardır.

Bir miilet uyanıyor efendiler,niye
bu telaşınız,korkunuz!

Sevgi ve saygılar , Nazan

Adsız dedi ki...

ADD’nin Her Birimindeki Değerli Yönetici ve Üyelerine Çağrı

Saygıdeğer Blog dostları,çağdaşlar,

ADD Genel Başkanı E.Orgeneral Sayın Şener Eruygur ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sayın Mustafa Yurtkuran’ın, aslında ADD’ye ve genellikle Atatürkçü aydınlara bir gözdağı olmak üzere ve hukuk devletinin yargı düzeni ilkelerine aykırı biçimde iki yıldanberi koğuşturmaya uğratıldığı, iç ve dış sömürgen güçlerin Atatürk Cumhuriyeti’nin temel kurum ve değerlerine ve bu arada ADD’nin örgütsel çalışmalarına saldırılarının yoğunlaştığı, Atatürkçü aydınlar üzerindeki faşist baskıların arttığı bir dönemde Kurultayımız toplanacak ve yönetim birimlerini yeniden belirleyecektir.

Bu güç koşullarda Atatürkçü Düşünce bayrağını dimdik ayakta tutan her düzeydeki yönetici üyelerimize teşekkür ediyor, Genel Başkanımız Sayın Şener Eruygur ve Sayın Mustafa Yurtkuran başta olmak üzere, Atatürkçü Düşünceye yapılan saldırılara paratoner olan, üyemiz olsun ya da olmasın, tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyor, onlarla dayanışma içinde olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.

Derneğimiz, her biriminde yer alan Atatürkçülerin, bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da, sömürgen ve gerici saldırılar karşısında, uygar insanlığa örnek Atatürk Cumhuriyeti’ni sonsuzluğa değin koruma ve savunmanın bir yurttaşlık ve insanlık ödevi olduğuna olan sarsılmaz inancıyla, ulusumuzu ve yurdumuzu esenliğe çıkarma mücadelesini sürdürecektir.

Ancak, bugünkü iç ve dış sömürgen-saldırıları ortamında, derneğimizin ‘bağımsız-ulusal-varoluş’ mücadelesine dimdik katkıda bulunabilecek konumda kalabilmesi için, kurultayımıza ilişkin olarak gerekli gördüğüm önerilerimi siz değerli üyelerimizin görüşlerine sunmama izninizi diliyorum:

I. Öncelikle, yakında yapılacak ADD Kurultayında Genel Merkez yönetimine seçilecek üyelerin, şimdiye değin olduğu gibi, söylem ve eylemleriyle hep tutarlı bir Atatürkçü geçmişe sahip olan, sağ ve soldaki ‘tek-doğrucu’, bağnaz ideolojilerin savunuculuğunu yapmamış, Atatürk devrimlerini ve Atatürkçü düşünceyi küçük görmemiş, Atatürkçüleri horlamamış, derneğimizi herhangi bir siyasal partinin yan kuruluşu durumuna getirmeye kalkışmayacak niteliklerde olmasına yine en büyük özeni göstermek gereğini dikkatlere sunmama izninizi diliyorum.

Bilindiği gibi demokrasi, yalnız devlet ve siyasal parti yönetimleri için değil, her derneğin yönetimi için kesin önkoşuldur.

Demokrasinin meşruluk ölçüleri, bir dönem ‘tek doğrucu’, yani demokrasi dışı söylem ve eylemlerde bulunan insanların, yanılgılarını kabul edip o düşünce ve tutumlarından vazgeçmeleri durumunda bile, artık yönetim konumlarına gelmeye kalkışmamalarını zorunlu kılar.

(devamı var)
************

Adsız dedi ki...

Yıllarca demokrasiyi reddettikten sonra, “Biz artık değiştik, demokrasiyi yalnız kendi ideolojimiz için bir araç olarak görmekten vazgeçtik” diyenlere yönetime gelmek üzere siyaset yapma yolunu açmanın, ülkemizi ne duruma getirdiğini görüyoruz.

Oysa demokrasi, toplum yaşamının “deneme ve yanılma” yeri, “yap-boz tahtası” olmadığını temel alır; çünkü demokrasiyi bir süre reddettikten sonra “Değiştim” diyenlerin, yönetim konumuna geldiklerinde o eski demokrasi karşıtı düşünüş ve tutumlarına geri dönmeyeceklerinin güvencesi yoktur.

Bunun gibi, yıllarca Atatürkçülüğe karşıt ‘tek-doğrucu’ ideoloji ve örgütlerin söylem ve eylemleri içinde bulunduktan sonra, “Biz artık Atatürkçü olduk.” diyenlerin bu değişimlerini ulusumuz ve yurdumuz için sevinçle karşılarız; ama onların ADD yönetimine gelmeleri durumunda eski ideolojik tutumlarının, eski ideolojik toplumsal ve örgütsel çevre bağlarının ... etkisinde kalmayacaklarının, ADD’yi o örgüt ve ideolojilerin etkisinde bırakmayacaklarının güvencesi yoktur. Onlar, ADD’nin yönetimine gelmek yerine, sade üyeler olarak çalışmalarını sürdürmekle yetinmelidirler. Örgüt-içi demokrasi bunu gerektirir.

Ayrıca, Atatürkçülüge yoğun iç ve dış saldırıların yapıldığı bugünkü ortamda, yakın geçmişte Atatürkçülüğe karşıt ideolojik eylem ve söylemlerde bulunmuş olanların yönetimde bulunmaları, ADD’yi çok güç durumda bırakır ve etki gücünü azaltır kanısındayım.

Bunun gibi, ADD’de yönetici konumlara gelenlerin herhangi bir siyasal partide yönetim konumlarnda da olmamaları gerektiğine inanıyorum.

Çünkü ADD hiçbir siyasal partinin yan kuruluşu değildir ve olmamalıdır; kişisel emellerin de basamağı değildir ve olmamalıdır.

Ama ADD, Atatürk Cumuriyetini yıkmaya çalışan her kişi, grup ve örgütün karşısındadır ve onlarla mücadele etmek, ADD’nin kuruluşunun, yani varoluşunun gerekçesidir. Bu gerekçe, aynı zamanda ADD’nin herhangi bir siyasal partiyle organik bağ kurmamasını, Atatürkçü düşünceyi reddetmeyen her eğilimden yurttaşa açık olmasını da zorunlu kılar.

II. Değerli ADD yünetici ve üyelerine ikinci olarak, Kurultayımızın, ülkemizin bugünkü bunalımlı durumunun başta gelen etkenlerinden olan aşağıdaki üç konuda ADD olarak izlenecek yolu şu ilkelere dayandırmasını öneriyorum:

A) Siyasal partilerin iç yapısının demokratikleşmesinin, Atatürk Türkiyesi’nin varlığı için vazgeçilmezliğini, çünkü bunun ulusal egemenlik düzeninin zorunlu gereği olduğunu, özellikle milletvekili adaylarının tam bir demokratik yöntemle belirlenmesini savunmak ve mücadelesini vermek; milletvekili dokunulmazlığını “adaletten kaçma yolu”, milletvekili maaş ve ödeneklerini de bu görevi “dünyalık yapma yeri” gibi görmeği özendirici olmaktan çıkarmanın mücadelesini vermek;

B) Basın ve yayın araçlarının, Atatürk’ün uyardığı gibi, “Aşağılık insanların parayla yayın yaptırmalarına, bir yabancı devletin örtülü ödeneğinin ve uluslararası para dünyasının etkisi altına girmelerine” olasılık bırakmayacak bir düzen altına alınmasının da bağımsız ve özgür bir ülke olarak yaşayabimemizin zorunlu gereği olduğunu temel almak ve mücadelesini vermek.

C) Avrupa Birliğine üyelik konusunda yalnız “eşit koşullarla ve tıpkı AB’nin İngiltere’ye kendi özel durumuna ilişkin kalıcı istisnalar tanıdığı gibi, Türkiye’ye de laiklik ve ekonomik düzen konularında, demokrasinin tam özü olan Atatürkçü yapılanma yolunda kalıcı ayrıcalıklar tanıması” koşulunu savunmak; ‘ne pahasına ve nasıl olursa olsun AB’ye bağlanma” diye özetlenebilecek bugünkü politikaya karşı çıkmak.
Bu düşünce ve duygularla değerli ADD üyesi arkadaşlarımı saygıyla selamlıyor, önerilerime gösterecekleri ilgiye en içten teşekkürlerimi sunuyor, Kurultayımıza ve yenilenecek yönetim kuruluna ulus ve ülkemize yararlı olma yolunda başarılar diliyorum.

Prof. Dr. Özer Ozankaya, ADD Kurucu Üyesi ve 4. Genel Başkan

***

Iyi calismalar, saygi ve sevgiler

M. Binzet

Adsız dedi ki...

-1-

Anayasa değişikliği-havalarda uçuşan sahte belgeler,montaj kasetler-
Ergenekon-Erzurum davalarında karalanan ülke aydınları -
unutturulmaya çalışılan Deniz Feneri Derneğinin asrın yolsuzluğu,
Karalamalarla ayağı kaydırılmaya çalışılan ana muhalefet lideri
ve önü kesilmek istenen CHP.
İktidar partisinin kemikleşen ehliyetsiz kadrolaşmaları.

Hergün daha da güçlenen tarikatlar,cemaatlar,yeşil sermaye,akıl almaz yolsuzluklar.
Türkiye'ye dayatılmakta olan BOP planları nedeniyle kurulan Kürdistan,
Uluslararası areneda Ermenistan'ın elinin gittikçe güçlenmesi ...
ABD ve AB ile el ele yürüyen AKP ilişkileri...

Ortalık toz duman.

Tüm bu önemli olayların gölgesinde yeni Vakıf üniversitelerinin kuruluşları sessizce onaylandı.

Aralarında çağdaş ve Laik demokratik Türkiye Cumhuriyetinle özdeşleşen üniversite adı yok.
Türkiye ılımlı islam'ın dayatılmasıyla süratle dönüştürülüyor.
Laik demokratik Cumhuriyet rejiminin ve Milli eğitim sisteminin kökleri bir bir sökülüyor.

Bu üniversitelere "tarikat/cemaat okullarının" yüksek eğitim verecek olanlarıdır.
Şakirtler artık üniversitelerde daha da yoğrularak yetişecekler.
Bu Üniversitelerde türban sorunu da olmayacaktır.
Hatta türbansız olanlar dışlanacaklardır.
İrtica ve gerici düşünce , eğitime büyük yatırım yaparak toplumun yapısını değiştirmektedir.
Ülkemiz hergün biraz daha aydınlanmadan ve çağdaşlaşmadan uzaklaşıyor.

Geçmiş olsun Türkiyem ...

Anayasa değişikliği sürecinde kuruluşu onaylanmış olan üniversiteler.

24 Nisan 2010 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 27561 KANUN

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

Kanun No. 5981
Kabul Tarihi: 15/4/2010

MADDE 1 – 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.

"Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi

EK MADDE 119 – İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz Ağa Mazbut Vakıfları adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Mühendislik-Mimarlık Fakültesinden,
b) Edebiyat Fakültesinden,
c) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
ç) Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulundan,
d) Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsünden,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
f) Güzel Sanatlar Enstitüsünden,
g) Medeniyetler İttifakı Enstitüsünden,
oluşur.


İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi

EK MADDE 120 – İstanbul'da Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,
c) Eğitim Fakültesinden,
ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,
d) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.


Süleyman Şah Üniversitesi

EK MADDE 121 – İstanbul'da Sistem Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Süleyman Şah Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,
b) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,
c) İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinden,
ç) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
d) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.

Adsız dedi ki...

-2-

Canik Başarı Üniversitesi

EK MADDE 122 – Samsun'da Başarı Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı ile Tanrıverdi Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı tarafından müştereken 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Canik Başarı Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,
b) Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinden,
c) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
ç) Eğitim Fakültesinden,
d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.


İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

EK MADDE 123 – İstanbul'da İlim Yayma Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,
b) Eğitim Fakültesinden,
c) İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinden,
ç) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,
d) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden
f) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.


Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi

EK MADDE 124 – İstanbul'da Bezm-i Alem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve Abdülhamit Sani mazbut vakıfları adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Tıp Fakültesinden,
b) Diş Hekimliği Fakültesinden,
c) Eczacılık Fakültesinden,
ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,
d) Eğitim Fakültesinden,
e) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan,
f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,
g) Adli Bilimler Enstitüsünden,
ğ) Eğitim Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur."


GEÇİCİ MADDE 1 – Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi faaliyetlerini, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç altıncı ayın sonuna kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki statüsü ile devam ettirir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce Vakıflar Genel Müdürlüğünün kadrosunda olup söz konusu Hastanede çalışan personelin statüsü, en geç birinci fıkradaki sürenin sonuna kadar korunur. Bunlardan;

a) Akademik unvana sahip olanlar ile tıpta uzmanlık öğrenimi görenlerin, talepleri halinde birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre söz konusu Üniversiteye ataması yapılabilir.

b) Tıpta uzmanlık öğrencisi olmayan ve akademik unvana sahip bulunmayan diğer personel, talepleri halinde birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar, söz konusu Üniversite ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre sözleşme imzalayarak istihdam edilebilir.

c) Sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel, söz konusu Üniversitede istihdam edilmek istemedikleri ya da ataması yapılarak veya sözleşme imzalanarak anılan Üniversitede istihdam edilmedikleri takdirde, kazanılmış hak aylık derecelerine uygun olarak Sağlık Bakanlığına, diğer personel ise Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkez ve taşra teşkilatında ihtiyaç bulunan birimlere naklen atanırlar.

Adsız dedi ki...

-3-

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bölümünde yer alan ve söz konusu Hastaneye tahsis edilmiş kadrolarda bulunan personelden, söz konusu Üniversitede çalışmak isteyenlere ait kadrolar ile boş bulunan kadrolar ve Baştabip, Baştabip Yardımcısı, Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı, Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı, Sivil Savunma Uzmanı ve Saymanlık Müdürü kadroları, birinci fıkrada belirtilen sürenin sonunda iptal edilerek kadro cetvellerinden çıkarılmış sayılır. Bu tarihten itibaren, ikinci fıkranın (a) ve (b) bentleri saklı kalmak kaydıyla, bu fıkrada unvanları sayılan personel, en geç bir ay içinde kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadrolara atanmak üzere; dolu kadrolarda bulunan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel ise bulundukları kadroları ile birlikte Sağlık Bakanlığına devredilir. Devredilen kadrolar 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sağlık Bakanlığına ait bölümüne eklenmiş sayılır.

Üçüncü fıkrada unvanları sayılan personel, kadrolarının iptal edildiği tarih ile atama işlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede durumlarına uygun işlerde görevlendirilirler. Bu süre içerisinde ilgililer, 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 67 nci maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlarıyla diğer mali haklarından ve görevlendirildikleri yerlerdeki fiilen görev yaptıkları emsali kadroya ilişkin döner sermaye ödemesinden yararlanır. Bu personelin Vakıflar Genel Müdürlüğündeki önceki kadrolarına bağlı olarak, 5737 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali hakları toplam net tutarının, atandıkları yeni kadroların, nöbet ücreti ve döner sermayeden yapılan ek ödeme hariç olmak üzere, aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer her türlü mali hakları toplam net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı, atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece, farklılık giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ayrıca tazminat olarak ödenir.

Bu maddenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulama esaslarını belirlemeye Başbakanlık yetkilidir.

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Saygılarımızla,
Naci

Adsız dedi ki...

Banu Avar,İzleyin

http://www.dailymotion.com/video/xcq6zo_banu-avar-1_lifestyle
http://www.dailymotion.com/video/xcq7j3_banu-avar-2_lifestyle
http://www.dailymotion.com/video/xcq7w7_banu-avar-3_lifestyle
http://www.dailymotion.com/video/xcq7zz_banu-avar-4_lifestyle
http://www.dailymotion.com/video/xcq86k_banu-avar-5_lifestyle
http://www.dailymotion.com/video/xcq8an_banu-avar-6_lifestyle
*******************************
Bağdat duvarla örülüyor

Türkmeneli televizyonunun haberine göre, Irak Savunma Bakanlığı Müsteşarı Muhammed Askeri, Bağdat'a yönelik silahlı ve bombalı saldırıların önüne geçilmesi için böyle bir plan üzerinde çalıştıklarını belirtti.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10520.0
http://www.dailymotion.com/video/xd9d4c_baydat-duvarla-oruluyor_news
************************
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, ABD, İran ve Türkiye'nin Bağdat büyükelçilerini kabul etti.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10522.0

http://www.dailymotion.com/video/xd9d7w_talabani-elcilerle-goruytu_news


"Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetişerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgeçmesin!"

Mustafa Kemal Atatürk

DecisionS dedi ki...

eğer insanlarımız interneti azıcık ta öğrenmek için kullansaydı, adsızların yazdığı gerçekleri kendi gözleriyle görürlerdi, kaldı ki internet kullanıcıları 4-5 milyonu geçmez, bunların da kültürel dağılımları bellidir.

Adsız dedi ki...

I


İşte CIA Ajanı Gülen'in ABD'deki Çiftliği

Fetullah Gülen’in çiftliğini hakkında ağır bir yazı yazan gazeteci görüntüledi.

Amerika’nın Pennsylvania eyaletinde yaşayan bir aşırı sağcı eski gazetecinin, “Dünyanın en tehlikeli İslamcısı aramızda yaşıyor” başlıklı bir haberi sitesinde yayınlaması olay yarattı. Fethullah Gülen’in yaşadığı bölgede yayın yapan Pocono Record gazetesi Gülen’in kaldığı çiftliğe gitti

Resmi kayıtlarda ’Altın Jenerasyon İbadet ve Dinlenme Merkezi’ olarak görünen evi görüntüleyen gazete komşularıyla konuşup iddiaların asılsız olduğunu manşet yaptı. Gülen’in akciğerlerinin su topladığı ve odasından sadece cemaate imamlık yapmak için çıktığı da haberde yer aldı

1999 yılında Amerika’ya giden ve 11 yıla yakın süredir hayatını bu ülkede sürdüren Fethullah Gülen’in Pennsylvania eyaletindeki Pocono Dağı eteklerinde yer alan Saylorsburg kentinde kaldığı çiftlik ilk kez görüntülendi.

Vatan Gazetesi'nden Uğur Koçbaş'ın haberine göre; Gülen’in yaşadığı villayı gün yüzüne çıkaran gelişmeler ABD’li öğretim üyesi olan eski FBI danışmanı Paul L. Williams adlı aşırı sağcı gazetecinin “Son Haçlı Seferi” adlı internet blog’unda yazdığı yazı ile patlak verdi.

Williams, Gülen’in yaşadığı “Altın Jenerasyon İbadet ve Dinlenme Merkezi” ne (Golden Generation Worship and Retreat Center) gidip burada çektiği fotoğraflarla Gülen’i ağır ifadelerle eleştiren bir yazı yazdı.

“Dünyanın en tehlikeli İslamcısı’nı Afganistan’da, Pakistan’da, Sudan’da ya da Somali’de aramayın. Yanıbaşımızda 30 milyar dolarlık servetiyle dünya genelinde bir halifelik kurmak için çalışıyor. Çiftlikte Kalaşnikof’larla silahlı eğitim yapılıyor. Çevredekiler yükselen silah sesleri nedeniyle FBI’a defalarca şikayet iletti. FBI da buraya baskınlar düzenledi. Ancak valiliğin Gülen’i bölgeden gönderme girişimleri kendisine Green Card (Yeşil Kart) verilmesi sonrasında sonuçsuz kaldı. 100 dönümlük çiftlikteki helikopterler alçak uçuş yaparak çevredekileri rahatsız ediyor. Silahlı 100 İslamcı tarafından kale gibi korunan çiftlikte yaşayan Gülen’in bu aktivitelerine FBI, CIA ve federal hükümet nasıl sessiz kalıyor?” diye sordu.

Adsız dedi ki...

II


Komşularla konuştular

Williams’ın bu yazısı çiftliğin çevresinde yaşayan Amerikalılar arasında huzursuzluk yaratınca bölgede yayın yapan yerel gazete Pocono Record, “ABD’de şok etkisi yarattığını” söylediği yazıda yer alan iddiaların doğru olup olmadığını incelemek için çiftliğe giderek çekim yapmak istedi. Merkezde yaşayan Gülenciler de yazılanların iftira olduğunu kanıtlamak adına Fethullah Gülen’in yaşadığı evi ve çiftliğin birçok noktasını fotoğraflama izni verdi.

Gülen’in yaşadığı villa da 11 yıl sonra ilk kez bu şekilde görüntülenmiş oldu. Gazete ayrıca çiftliğin çevresindeki Gülen’in komşularıyla da röportaj yaptı ve, Amerikalılar’ın “Hiç silah sesi duymadık. Beraber piknik yapıyoruz. 11 Eylül’den sonra defalarca kapımızı çalıp yaşananlardan dolayı özür dilediklerini ve bu saldırıyı yapanların İslam’la alakası olamayacağını anlattılar” şeklindeki sözlerine yer verdi.

Howard Beers adlı Amerikalı haftada 6-7 gün çiftliğe gidip oradaki tadilat işlerini yaptığını belirterek, “Hepsi çok iyi insanlar. Eğer burada bahsedilen şeylerden biri yaşanmış olsaydı bunu ilk görecek insan ben olurdum. Çiftlikte olduğum süre içerisinde hiç bir zaman ne bir silah gördüm ne de silah sesi duydum. Söylenenlerin hepsi asılsız” ifadesini kullandı.

GÖLET VE REZİDANSLAR VAR

Pocono Record gazetesi muhabiri Dan Berrett, 5 milyon müridi olduğunu söylediği Gülen’in yaşadığı çiftliğin bir dinlenme merkezini andırdığını, içinde basketbol ve futbol sahaları, eski ağaçlar, gölet ve çiftlikte yaşayan 100 kişi ve ziyarete gelen konuklar için rezidanslar bulunduğunu yazdı.

O ADAMIN SÖYLEDİĞİNİN TERSİYİZ

Amerikalı gazeteciye faaliyetleri ve Gülen hareketi konusunda bilgi veren merkezin başkanı Bekir Aksoy, “O adamın söylediklerinin tam tersiyiz” açıklamasını yaptı. Berrett de çiftlikte bulunduğu süre içerisinde hiç silah görmediğini, orta yaşlı, modern kıyafetler giyen ılımlı ve bıyıklı insanların burada yaşadığını, ayrıca başörtülü kadınların ve kız çocuklarının da göze çarptığını aktardı.

‘GELİŞİ BİR KAZAYDI’

Çiftlikteki merkezin yöneticileri, Gülen’in kendilerinin misafiri olduğunu belirterek girişte güvenlik önlemlerinin alınma sebebinin de Gülen’i yağmur gibi gelen Türk ziyaretçilerden korumak olduğunu söyledi. Bekir Aksoy, “Burayı çok sevdi ve bir daha da ayrılmadı. Aslında buraya gelişi bir kazaydı” dedi.

Akciğerleri su topladı

Merkezde Gülen’le birlikte yaşayan Türkler, gazeteye verdikleri bilgide 68 yaşındaki Gülen’in sağlık problemlerinin arttığını ve akciğerlerinin su toplamaya başladığını aktardı. Ayrıca diyabet, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlığı bulunduğunu belirtti. Bu nedenle odasından günde 5 vakit kılınan namaza imamlık etmek için çıkması dışında çok nadir dışarıya adım attığını anlattı.

Çiftliğin eski bir yaz kampı olduğu, Kemal Özgür adlı mikrobiyolog bir Gülenci’nin Minnesota’da tanıştığı Gülen’i buraya devat etmesinin ardından Fethullah Gülen’in o zamandan bu yana hayatını burada sürdürdüğü belirtildi. FBI’ın çiftliğe geldiğini doğrulayan merkez, bunun Gülen’in göçmenlik tartışması sırasında gerçekleştiğini ve uzun yıllar önce olduğunu kaydetti. Gazetenin bilgisine başvurduğu FBI ajanı J.J. Klaver da, “Yıllardır o çiftliğe hiç gitmedik” bilgisini iletti.

aysema dedi ki...

Sevgili Dostlar,

Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.

Sanırım sizler de farkındasınızdır. Yorumların "ADSIZ" kaydedilmesi, içinde bulunduğumuz koşulların ne kadar ağır olduğunu kanıtlamıyor mu?
Korku dağları sarmış!

Sevgilerimle...

Adsız dedi ki...

pauk apron slip on shoes knock-off ferragamo shoes sales