7 Mayıs 2010 Cuma

ANALIK DEMEK BENCİLLİK DEMEK Mİ? (KANAYAN)



ANA

Gideceğini söylediği gecenin ertesi günü dairedeki arkadaşlardan borç para aldım. Aybaşına daha çok vardı. Böylece parasını da hazırlamış oldum; "Gidiyorum" dediği zaman çıkarıp vermeliydim. Ama İstanbul'a çağrıldığını öğrenince, istemesini beklemedim, aylık harçlığının tümünü çıkarıp verdim. Şaşırdı.

_ "Niye erken veriyorsun?" diyemedi.
_ "Yeter mi bu para?" dedim.
_ "Çok bile anacığım." dedi.

O iki gün içinde İstanbul'un sözünü bile etmedi nedense. Oysa hep bekliyordum. Hele ikinci günün sabahı, daireye gidiyordum, onu öyle sabah gazetelerine kapanmış görünce bayağı şaşırdım. Düzenlenen "gece" ye yetişibilmesi için hemen yola çıkması gerekiyordu. Dayanamadım dairede, öğleyin atladım bir arabaya, eve geldim. Ayakkabıları da, postalları da kapının içindeydi. Evdeydi. Gitmemişti. Odasının kapısı aralıktı. Geldiğimi duyunca:

"Sen misin?" dedi.

Dedi ama, güpegündüz eve gelişime de şaşmadı. Oysa öğlenleri eve gelmezdim.
Dalgındı.
Dayanamayıp az daha, neden İstanbul'a gitmediğini soracaktım. "Kızcağız orada seni bekliyor..." diyecektim.
İyi ki demedim.
"İstanbul'a gideceğimi nereden biliyorsun?" dese, ne derdim ona.
"Minik işi de böylece kapandı, İstanbul'a gitmedi.
Demek gideceği yer başkaydı.



BABA

O gece ablasıyla eniştesi bizdeydiler, geç vakit kalktılar.
O da o gece gitti.


ANA

Benden bir bardak çay daha istemişti. Boşalan bardağını aldım, dışarı çıktım, ardımdan mutfağa geldi.

"Bu gece gidiyorum." dedi.

Çayı koyamadım. Çaydanlığı elimden aldı, bardağını kendi doldurdu, onun da elleri titriyordu, çayını koyarken gördüm.

"Hiçbir şey sormayacaksın." dedi.

Hiçbir şey sormadım.

Çayını aldı, salona döndü. Oracıkta, yanan ocağın başında, bir şeyler düğümlendi şurama, tıkandım, salona yanlarına dönemedim.


ANA

Günleri haftalar, haftaları aylar kovaladı. Bir adres bile bırakmadan gitmişti, nerelerde olduğunu bilmiyorduk. Aylarca dolaşmışlar. Hiç de bilmezdi çocuğum oraları, nereden bilsin, büyük kent çocuğu, bütün bilgisi kitaplardan, hiç çıkmadı ki dışarılara; çocukluk işte.

Bir gün de baktık, gazetelerde boy boy resimleri, adı herkesin ağzında. Vallahi, ne yalan söyleyeyim, sağ olarak yakalanışına sevinmiştim. Ne de olsa analık. Analık demek bencillik demek mi? Kendi kendime sorduğum oluyor: " Oğlum ölmedi diye, ölenlerden biri de benim oğlum değil diye böyle açık açık sevinmekle suç mu işliyorum yoksa? A-ahh, olmaz, diyorum, bu benimkisi analığı aşan bir şey, düpedüz bencillik, diyorum. Böyle diyorum ya, başka türlüsü de gelmiyor elimden. Canımın içinden çekip çıkarmışım, dokuz ay şuramda taşımışım, yıllar boyu gözüm gibi üstlerine titremişim, bunca emek vermişim, dal gibi yetiştirmişim, saçlarım ağarmış onları insan içine çıkarmak için, kolay mı? Bencillikse bencillik, başka türlüsünü yapamıyorum.


BABA

Aylarca taşındık durduk mahkeme salonlarına. İşimden ayrıldım. Mide kanaması geçirdim. Hanımın saçları süt gibi oldu. Karar verildiği gün çıldıracaktık. Yargıçlar kararı okuduktan sonra kalemlerini kırdılar. Yandık. Kavrulduk. Öldük öldük dirildik. Görüşme gününe daha üç gün vardı. O üç gün bizim evden yüzlerce ölü çıktı sanki. İçimiz yangın yerine döndü.
Bir on yılım da orada gitti işte.

ANA

Görüşme günü gelip çattığında; oraya ölülerimiz gitti sanki. O cam bölmeli daracık aralığa nasıl girdim ben bilirim. Oysa, tozlu camın ötesinde, birden yine o vardı, oğlum vardı, canım yavrum. Sanki sokak kapımızdan evimize girer gibi girmişti oraya. Ağlıyordum. Ağlamaktan çocuğumun güzel yüzünü doğru dürüst göremedim bile...


Erdal Öz
'ün "KANAYAN" isimli yapıtından alıntıdır. Onun "Darağacında Üç Fidan" ını da okumanızı öneririm...

Çocuklarımıza kıymayın Efendiler!
HİÇBİR ŞEKİLDE KIYMAYIN!
İnsanlığınızı hatırlayın...

Analara Babalara kıymayın!
Bu ulusa da...


BAKINIZ:

YİBO SİİRT

Bir Milyon Kalem: Çocuk İstismarına Karşı El ele

Özgür Anne'den: "Kutsal OLmak İstemiyorum"


ANNELERİMİZİN GÜNÜ KUTLU OLSUN.

KAYBETTİKLERİMİZİ YÜREĞİMİZLE ÖPÜYORUZ DEĞİL Mİ?

Ve Annemiz için harcamayı düşündüğümüz para varsa onu NEHİR İÇİN KULLANIYORUZ...

22 yorum:

özlem dedi ki...

Çocuklarımız başımızn tacı onlar geleceğimiz nasıl kıylır o güzelliklere?
Sevgilerimle...



www.hayatizlerim.com

aysema dedi ki...

Sevgili Özlem,

Kıydılar, kıyıyorlar... İnsanlıktan nasibini almamışlar var ve onlar ne yazık ki korunup kollanıyorlar.

Sevgilerimle...

nazpek dedi ki...

tüm kalbimle her satırınıza evet bende diyorum

aysema dedi ki...

Sevgili NazPek,
Çok teşekkür ederim. Sevgilerimi gönderiyorum sana...

zihni dedi ki...

Korkuttunuz beni önce, heyecandan sürüklendim oraya. Sonra, buruk da olsa bir oohh çektim. Ama etkisi biraz daha sürecek.
Analar:)) (babasız ana olunmaycağına göre?)
bir parçacık da "babalar":)

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,
Bazen korkmak da gerekiyor, korkup önlem almak, hataları yinelememek... Toplum olarak en çok buna ihtiyacımız var gibi geliyor.

Nice fidanlara kıyıldı bu ülkede... Nice canlar yandı, analar babalar ağladı...

Son olsun diyelim.

Bu arada özür dilerim, korkutmak gibi bir amacım yoktu. Kitap beni de çok etkiliyor. Sevgilerimle...

kamikaze dedi ki...

çok acı ve üzücü.Allahtan rahmet diliyorum hepsine.mekanları cennet olsun.Unutmamamız gereken bir durum.

1mk'nın Çocuk istismarı konusundaki yazımı paylaştığınız için sağolun.

sevgi ve saygılarımla.

aysema dedi ki...

Sevgili Kamikaze,

Ben teşekkür ederim canım.

Sevgilerimle...

neşe dedi ki...

O üç fidan asıldığında ben 11 yaşlarında bir çocuktum.Biliyor musunuz ki,siyasi görüşü ne olursa olsun o fidanlra çevremdeki herkes ağladı.Çünkü bir tek insanın bile canını yakmamışlardı.30000 evlaımızı katleden insanın beş yıldızlı otel konforunda ağırlandığını düşünecek olursak,Türkiye nereden nerelere gelmiş..............

aysema dedi ki...

Hiç iyi bir yere gelmedik Sevgili Neşe, ve korkarım daha da kötüye gidecek...

Her türlü pisliği, iftirayı, arsızlığı, hırsızlığı yapanların başrollerde olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Sevgilerimle...

beenmaya dedi ki...

bu günler geçecek mi diye düşündüğümüzde belki de içimize en büyük umudu aşılayan çocuklarımız değil mi? ve bizler çocuklarımızı bu hale sokarak kendi umudumuzu yok etmiyor muyuz aslında...

anneler gününüz kutlu olsun bu arada...

elifin terazisi dedi ki...

Bu yazıyı sayfanıza koyduğunuzdan beri, defalarca geldim, birşey yazamadan çıktım. O fidanlara nasıl kıyıldığını hatırladıkça boğazıma yumruklar düğümleniyor:(

Kitabı bir kez daha okuyacağım.

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya'm,

Çocuklar, gençler hem umudumuzu yeşertiyor, hem de onlar adına endişelerimizi...

Keşke daha temiz bir dünya bırakabilsek.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Elif'in Terazisi,

Keşke hiç yaşanmasaydı da bu yazılar olmasaydı. Tarih utanıyor bu yapılanlardan...

Teşekkür ederim canım. Sevgilerimle...

oyumben dedi ki...

Kaç üç?

aysema dedi ki...

Yazı ki pek çok!

Mavi Balon dedi ki...

Anneler gününde yine zehir oldu bazı evlere. Yavrusunun başını koklayıp sevecek elleri, al bayrağı okşayacak, tabutu koklayacak yarın.
Anneler gününüz kutlu olsun Sevgili Aysema Ablacım..

haykırış dedi ki...

Sevgili Aysema Öğretmenim,
3 Fidanın yarası kurumadı ki halâ yürekler sızlıyor. Rahmet diliyoruz..

Anneler gününüzü kutluyor sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

aysema dedi ki...

Sevgili Mavi Balon,

Yine şehit haberleri dağlıyor yürekleri değil mi? Şehitin babası "Hakkımı helal etmiyorum bu iktidara" diyordu haberlerde. Sabır diliyoruz hep, bir işe yaramasa da...

Teşekkür ederim duyarlı yüreğine.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Haykırış,

Kurumadı, kuruyacak gibi de değil!

Çok teşekkür ederim, tüm anneler adına...

Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Aysema'm O üç fidanın darağacına gittiği dönemleri bir kez daha yaşattın bana.Bu vatan topraklarında daha nice anaların yüreği yandı ve yanıyor hala.Dilerim SON olur bu katliamlar,analar çocuklarıyla birlikte gitmezler öbür dünyaya.Anneler gününü kutluyorum canım sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Evet, Sufi'm dileğelim son olsun...

Senin de anneler günün kutlu olsun. Sevgilerimle...