10 Mayıs 2010 Pazartesi

"DEMOKRASİ KARŞITI BİR ENGEL DAHA KALKTI ADIM ADIM ÖZLEDİĞİMİZ TÜRKİYE GELECEK"




"demokrasi karşıtı bir engel daha kalktı adım adım özledimiz türkiye gelecek"

Başlık yukarıda linkini verdiğim İnternet Haber Sitesindeki bir okuyucu yorumu...

Sayın Baykal'ın istifa ettiğini hepimiz biliyoruz. Neler yaşandığını da...
Kasetin ne içerdiğini tam olarak bilmiyoruz. Bu zaman içinde anlaşılacaktır. Gerçekse ailesi adına üzülürüm. Ancak konu bu değil.

İçinde yaşadığımız koşulların her türlü çirkinliğin,hırsızlığın, yolsuzluğun komplonun, iftiranın; uydurma belgenin, gizli tanıkların, telekulakların, gizli kameraların cirit attığı bir ortam olduğunu görüyoruz, biliyoruz, yaşıyoruz...

Tüm bunların kime ya da kimlere karşı yapıldığını düşünelim mi?

*Atatürk aydınlığından yana olan öncü kişilere yönelik değil mi? Onlar şu anda sanık durumunda yargılanmayı bekliyor.

* Ordumuza yönelik mi? Evet, pek çok komutan tutuklanıyor, sorgulanıyor, davalar uzadıkça uzuyor, sonuç bir türlü alınmıyor, alınamıyor. Ordumuzun TC Anayasa'sında kendisine verilen "Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama " görevi var.

* Yargıya karşı yapılan saldırıları, düzenlenen maddeleri, yargıdan kaçma çabalarını biliyoruz değil mi? Yargıdan kim kaçmak ister, neden kaçmak ister, bir düşünün bakalım.

*Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk'ün kurduğu; Atatürk İlkelerine bağlı Laik demokratik sosyal bir hukuk devletinden yana mı? Evet. Yıpratmak için her yol denendi mi? Yine evet.
Son zamanlarda CHP oyları anketlerde tırmanışa geçti mi? Geçti. Ve şimdi Baykal istifa etti...

İlk düşen yorum bence çok önemli. Ne diyor?

"DEMOKRASİ KARŞITI BİR ENGEL DAHA KALKTI,
ADIM ADIM ÖZLEDİĞİMİZ TÜRKİYE GELECEK!"

Asıl üzerinde duracağımız konu bu, bence:

Özledikleri Türkiye nasıl bir Türkiye olacak?

Son bir söz:

Şu anda "Dokunulmazlık" zırhının arkasına sakladıkları suçlarını görmezden gelip kıs kıs gülenler de istifa etme cesaretini gösterebilirler mi acaba?

(KimKime Dum Duma- Behiç Ak- Cumhuriyet Gazetesi'nden Alıntıdır)

23 yorum:

DecisionS dedi ki...

Devlet gücü olmadan, Türkiyenin 2 numaralı adamının yatak odasına kadar girip milyonlarca liralik kameraları yerleştirmek mümkün değildir.
Baykal kasedi kabul etmemiştir, istifası kaseti kabul ettiğini göstermez, adama başka yol bırakılmamış, lekelenmiştir.
Ola ki kaset doğru, sen çalacaksın çırpacaksın, deniz fenerine "hala" savcı atamayacaksın", şehidine kelle, köylüne ananı!!!, İzmirline gavur, İsmet paşaya Hitler diyecek namuslu müslüman olacaksın, ne olduğu bilinmeyen bir kasette senin yatak odanda pijamanı giyerken görüntülerin çıkacak namussuz olcaksın, vay be.
Tanrıdan tek dileğim, bu iktidarın İstaiklal mahkemelerinde hesap vermeleri ve vatana ihanetin cezasını çekmeleridir

gökçe7 dedi ki...

Sevsinler demokrasilerini.En sonunda bunu da yaptılar ya.Her çıkışın bir inişi vardır.İnerken de böyle kırılıp dökülür herşey.

Sokak Kedisi dedi ki...

Sevgili Aysema satırlarına katılıyorum.

Ben kişisel olarak hiçbir zaman partizan olmadım, tarafında olduğum tek doğru Atatürk Türkiyesi'dir.

Fakat canlı yayında Baykal'ın istifasını izlerken içimde birşeyler koptu, gözyaşlarımı tutamadım.

Kaset gerçek veya değil, inanın hiç umrumda değil.

Kasedin ortaya koyduğu esas gerçek ülkemde artık seviyesiz iktidar ve ilkesiz siyasetin hüküm sürmekte olduğu.

Kendimi geçmişimi ve ne yazık ki geleceğimi kaybetmiş hissettirdiler bana...

Bu dibe vuruş, tekrar yükseliş için gereken ivmeyi kazandırır umarım siyasilere ve tekrar aydınlık günler geri gelir ülkeme.

Yaşar dedi ki...

Sayın Baykal'ın şeyi üzerine yapılan siyasetin sonu kanalizasyonlar olacaktır... Ahlak savunucuları ahlaksızlıkla siyeset yaptığı sürece bu halk ancak böyle boktan tartışmalar içinde boğulur gider...

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Sevgili Aysema,
Görüş ve düşüncelerinize katılıyorum. Baştan biliniyordu, ama her geçen gün başımıza çöken kabusun ne kadar derin, ne kadar hesaplı kitaplı, ne kadar içimize işlemiş olduğu daha da ortaya çıkıyor. Bundan sonra olmayan her şey oldurulacak. Önlerine çıkan her engel dümdüz edilecek.
Ancak bu aşamada sap ile saman birbirine karışmasın diye farklı bir düşüncemi burada sergilemek istemiyorum. (Sadece çok özet olarak ifade etmeliyim ki, Baykal'ın parti çağırdı diye dönmesi yanlış olacak. solun ve CHP'nin bir başkasıyla bu karanlıktan çıkmayı becermesi gerekiyor)

elifin terazisi dedi ki...

İzlediniz mi bilmem? 23 Nisan günü başbakan koltuğuna oturacak kız çocuğuna şöyle demişti. " başbakan sensin, asarsın, kesersin artık"...
Demokrasiden anladıkları bu: çoğunluğun düdüğü çalar.

Adsız dedi ki...

Deniz Baykal, siyasi hayatının kuşkusuz en zor günlerini yaşıyor.
Kendisi ve CHP’li kadın milletvekiliyle ilgili servis edilen görüntüler, Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi durumunda.
CHP kulislerinde, gizli kamerayla gerçekleştirilen bu komplonun 8 yıl öncesine dayandığı konuşuluyor.
Buna göre; komplonun yapılış tarihi, 2002 yılını işaret ediyor.
Peki, 2002 yılında Türkiye neyi tartışıyordu?
Gelin, filmi Baykal’a yapılan komplonun tarihine, yani 2002 yılına saralım.
Bakalım, karşımıza neler çıkacak…

KARGOYLA YOLLANAN SEKS KASETİ

Tarih: 2002 Mayıs’ının ayının son günleri…
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’in evine bir paket gönderildi.
Paketin içinde bir adet VHS video kaseti vardı.
Nuh Mete Yüksel, paketi aldığı anda telefonu çaldı. Arayan kişi; kaseti gönderenlerden biriydi. Kasetin içeriğini belirtti ve Savcı Yüksel’den izlemesini istedi. Daha sonra tekrar arayacağını, söyleyip kapatmak isterken; Nuh Mete Yüksel bağırmaya başladı:
‘Beni yolumdan kimse çeviremez.’
Telefon kapandı.

O kasette bulunan 4 dakika 52 saniye uzunluğundaki görüntüler, gizli kamerayla çekilmişti.
Savcı Nuh Mete Yüksel birkaç gün sonra şu açıklamayı yaptı:

“İçinde gizli kamera görüntülerim olduğu söylenen bir kaset gönderildi bana. Bir odada gizli kamerayla çekilmiş. Bir hanımla görülüyorum. Hanımın görüntüsü de montaj. O kadar ustalıkla yapmışlar ki, bilgisayar ortamında, ben bile şaşırdım. Hemen inceleme yaptırdım. Laboratuar çalışmasıyla montaj olduğu ortaya çıktı. Bu şantajcıların yapmak istedikleri beni durdurabilmek. Bu kaseti izlediğimde ben dahi şaşırdım. Çünkü kasetteki kişi bana benziyordu. Bir kadınla ilişkisi var kasetteki kişinin.”

İzleyen günlerde…
Nuh Mete Yüksel’in telefonu bir daha çaldı.
Arayanlar, yine kaseti gönderenlerdi.
Savcı Yüksel’i şu sözlerle tehdit ettiler:
‘Senin sesin çok çıkıyor. Bizim istediklerimizi yapacaksın. Yoksa bu kaseti televizyonlarda yayımlatacağız. Senden para istemiyoruz. Günün yaklaşıyor, o gün geldiğinde sana, gerekeni söyleyeceğiz, sen de yapacaksın. Yoksa seni rezil edeceğiz. Savcılıktan edeceğiz’

Nuh Mete Yüksel, hukuk savaşını başlattı.
Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı, hazırladığı raporda kasetin montaj olduğunu açıkladı.
Kasetteki görüntülerin medyada yer almasına mahkemece yasak getirildi.
Bu arada Nuh Mete Yüksel hakkında da Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma açıldı.
Soruşturma sonucunda; Yüksel hakkında ‘kınama’ ve ‘yer değiştirme’ cezası verildi. Sonuçta Savcı Yüksel, Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı görevinden alınarak, Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevine getirildi.

Buraya bir virgül koyalım ve biraz daha geriye gidelim…

(devamı var)

Adsız dedi ki...

ÇEV’E GİREN AJAN VE GİZLİ ÇEKİM

Tarih: 4 Mayıs 2002
Saat: 23.00
Işık TV’de, “Özel Haber” başlığı altında bir program yayınlandı.
Yayınlanan görüntülerde; Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer’in bir kişiyle yaptığı görüşme vardı.
Görüntüler gizli kamerayla çekilmişti.
ÇEV Başkanı’nın görüştüğü kişi ise, vakfa “yardım amaçlı” giren ve “ajan” olduğu sonradan anlaşılan bir polisti.
Gizli çekimleri kendisi yapmış ve o görüntüler montajlanıp televizyon kanallarına servis edilmişti.
STV, Kanal 7 ve Zaman o günlerde bu olaya genişçe yer verdiler.
Yayınlanan görüntülerde, ÇEV’in PKK’lı öğrencilere burs verdiği algısı oluşturulmaya çalışılıyordu.
Bunun yalan olduğu sonradan kanıtlandı.
Ancak…

3 Haziran 2002 günü ÇEV binasında polis tarafından arama yapıldı.
Ve aramada bir kaset “ortaya çıktı.”
O kaset, Savcı Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu ileri sürülen seks şantajı kasetiydi.
Bakın o günlerde; Savcı Yüksel, dönemin Milliyet gazetesi yazarı Tuncay Özkan’a bu olayla ilgili neler demişti:

“Bu vakıftaki aramadan çok önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş Eğitim Vakfı’nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım. Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel’i, Çağdaş Eğitim Vakfı’nı yok etmekle ne yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet’e ve Türkiye’ye sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse merak etmesin”

Evet, bundan tam 8 yıl önce Türkiye bu olaylarla çalkalanıyordu.
DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’e seks şantajı kaseti, komiser rütbeli bir polisin gizli kamera komplosu ve Savcı Yüksel kasetinin Çağdaş Eğitim Vakfı’nda “bulunması”…

FETHULLAH GÜLEN DAVASI

Peki, neden Savcı Nuh Mete Yüksel ve ÇEV?
Savcı Yüksel “Beni yolumdan kimse çeviremez” açıklamasında ne demek istiyordu?

O yıllarda Nuh Mete Yüksel, açtığı Fethullah Gülen davasıyla çok konuşulan bir isimdi. Cemaatin hedefinde olan Savcı Yüksel, tüm yıpratma kampanyalarına rağmen bu davayı ısrarla takip ediyordu. Ve içine ajan sokulan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile vakıf başkanı Gülseven Yaşer de bu davanın müdahillerindendi.

Savcı Yüksel’in o süreçte, hakkında soruşturma yürüttüğü ve iddianame hazırlama safhasında olduğu isimlerden biri de Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Yazıyı sonlandırmadan, 8 Haziran 2002 tarihli Milliyet gazetesine bir göz atalım. Tuncay Özkan, seks şantajı olayının patlak verdiği günlerde Savcı Yüksel’le görüşmesinde şöyle bir istihbaratı paylaşıyor:

“Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre etmek için kullanıyorlar.”

Evet, bu bilgi bundan tam 8 yıl öncesine ait.
Tıpkı tüm bu olaylar gibi…
Yani, CHP Lideri Deniz Baykal’a gerçekleştirilen komplonun yapıldığı iddia edilen zamana…

Başlıkta da belirttiğimiz gibi; bu yaşananlar Baykal’a yapılan komplonun gayri resmi tarihidir.

Barış Pehlivan

Adsız dedi ki...

Yazımız henüz bitmedi.

AKP’nin büyük ölçüde oylarının düşmesi gerçeği karşısında, doğal olarak yükselen CHP’nin önünü kesmek gerekiyordu.Başbakan Erdoğan'ı BOP eşgüdüm başkanlığına getiren güçlere göre CHP hiç bir şekilde iktidar hükümeti olmamalıdır.Okyanus ötesi böyle düşünüyor. Şayet CHP iktidar olursa CHP tabanı, genel başkan kim olursa olsun, AKP’nin başlatarak
aracılık ettiği, ABD'nin ve AB'nin “açılım”,Ortadoğu'daki dönüştürme politikalarına ve BOP projesinin devamına AKP'de olduğu gibi gözü kapalı izin vermeyecektir.

ABD ve AB,AKP'nin "şiir gibi" uyumlu politikalarıyla Türk toplumuna dayatılan Ilımlı İslam yapılanmasını,kurmakta oldukları Kürt Devletini ve de Ortadoğu ve Türkiye'deki,çıkarlarını kendi istediklerine uygun olarak şekillendirmektedirler.Küresel baronlar AKP iktidarı ile yakaladıkları bu avantajı kaybetmek istememektedirler.
İşte bu gerekçelerle CHP ve Baykal'ın önünün kesilmesi gerekli idi.
Yaklaşmakta olan genel seçimlere,CHP güç kazanarak girecektir. AKP'nin oyları ise erimektedir.Deniz Baykal gözden çıkartılmıştır.

Muammer Karabulut ,Deniz Baykal'a karşı yürütülmekte olan yıpratma,karalama ,
etkisizleştirme ve kişilik haklarının ihlalil tertibine karşı bizleri uyararak bakın ne diyor ;


"ABD’de iflas eden egemeninin dünyadaki en güçlü örgütlendiği ülke olan Türkiye’de ki işbirlikçiler ülkede kansız savaş yapıyorlar. Plan “Kontra-Ergenekoncuların” etkin olarak kullandığı basın-yayın organları aracılığı ile gerçekleşiyor… Gazetelerin çoğu “bunların” kontrolünde. “Bunlar” susturma konusunda bilimsel öğretiye sahip olduklarından dolayı kendilerine muhalefet eden herkesi susturacaktır.

Ve istihbarat alanında bilinen tüm klasik taktikleri uyguluyorlar. Ergenekon davasının avukatı olan Deniz BAYKAL'ın görüntüleri de bu bağlamda yayınlanıyor… O görüntüler, “onlara” muhalefet eden CHP’yi dolayısıyla T.C. Devleti’nin sindirmeye yöneliktir…

Zaman bu oyuna gelme zamanı değildir. Sorun BAYKAL’ın o görüntüleri değil, o görüntüleri servis eden, yazan, o görüntülerden kendisine siyasi rant elde edenlerdir. Türkiye’deki diğer bir sorun da, kendisini nimetten sayıp, “istifa etmeli” diyerek yazmaya ve konuşmaya başlayan aptallar vardır. Bunların hepsi, en ağır ahlaksızlığın yapıldığı bir ortamda biran da en namuslu olurlar. Egemenin, istihbarat örgütlerine veya istihbarat örgütü gibi çalışan cemaatlere çok kullandırttığı taktiklerden olan bu vakalarda, eğer ortada şikayet ve kanunen yasak edilmiş bir durum yoksa kesinlikle itibar etmeyin.

Hatta tükürün…

Unutmayın ki ortada bir ahlaksızlık varsa onu da “onlar” yapar. Hatta sanayisini bile kurarlar.

Onun için, “onlara” inat ilk defa telaffuz ediyorum BAYKALCIYIM…
“Onlara” karşı hepiniz BAYKALCI olun…" *2*

Adsız dedi ki...

Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Gazeteci, yazar Banu Avar,şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.


Gazeteci Yazar Banu Avar, gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. AKP’nin “yasaklı” gazetecilerinden biri olan Avar, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’de sergilenen senaryolara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.

Türkiye’yi yöneten isimlerin okyanus ötesinde “seçildiğini” söyleyen Avar, Gazete5'e yaptığı açıklamada şu anda da sağ ve sol siyasetten bazı isimlerin “Türkiye” için yetiştirildiğini savundu.

Türkiye’de uygulanan senaryonun, 1994 yılında ilk işaretlerini verdiğini hatırlatan Avar, o tarihlerde Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Morton Abromovitz’in “Bu Erbakan bu işi beceremiyor, daha kravatlı, daha şehirli görünümlü bir başkan lazım” sözlerine atıfta bulunarak,“Dünya düzeni, Türkiye’nin yönetimine kimlerin geleceğine daha o tarihte karar vermişti” diye konuştu.

BBC’nin Türkiye’deki temsilciliğini yaptığı 1994 yılında yaşadığı bazı ilginç olayları anlatan Avar, o tarihlerde ABD’nin devlet televizyonu PBS de dahil olmak üzere merkezi bu ülkede olan bazı televizyon kanallarının bir takım isimler üzerine yoğunlaştığını anlattı. Avar, 1994 yılına ait kayıt ve belgelerin kendisinde olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

“O tarihlerde, yurt dışından Türkiye’ye gelen basın mensuplarına kılavuzluk yapıyordum. Nisan 1994’te, önce BBC, daha sonra ABC ve PBS aradı. Talepleri, Refah Partisi konusunda bir program yapmaktı. Kendilerine Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bir görüşme ayarlayabileceğimi söylediğimde bana ;

‘Hayır onu istemiyoruz. Yardımcısı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ya da Fehmi Koru ile görüşmek istiyoruz’ dediler. Birebir aynı şeyleri talep ediyorlardı. Tüm konuşmalar tarafımdan kaydedildi. Geldiler ve röportajlarını yapıp gittiler. Yeni dünya düzeninde, bir takım isimlerin yönetim için hazırlandığı o zamandan belliydi. Aynı hazırlık şimdi de yapılıyor. CIA istasyon şefi Nelson Letski’nin, ‘TBMM’nin her yerindeyim’ sözleri tesadüf eseri sarf edilmedi.”

ABD merkezli bu operasyonun, 68 ülkede aynı anda başlatıldığını söyleyen Gazeteci Yazar Banu Avar, süreci şu sözlerle anlattı:

“Önce belirlenen isimler yönetime gelir. Gelir gelmez, ülkenin kaynakları özelleştirilmeye başlanır. Tüm fabrikalar kapatılır. İnsanlar, aç, işsiz kalır ve sokaklara dökülür. Evinden çıkamaz hale gelir. Daha sonra ise televizyonlar aracılığıyla zehir enjekte edilmeye başlanır.”

Son dönemde, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve evlilik programlarının bu amaçla yaygınlaştığını söyleyen Avar, bu programlarla toplumun kutsal değerlerine ve nimetlerine hakaret edildiğini, kadınların aile değerlerinden uzaklaştırıldığını, eğitimli kadınların ise yalnız ve özgür kadın imajı ile dönüştürüldüğünü belirtti.

Kültürel anlamda büyük bir düşüş yaşandığını belirten Banu Avar, bu süreçte etnik kaşıma, etnik sendikacılık operasyonlarının başladığını ve iç savaş için düğmeye basıldığını kaydetti. Bu aşamada Yugoslavya örneğini veren Avar, “Bu süreç, Yugoslavya’da olduğu gibi ordu ve polisin karşı karşıya getirilmesiyle sonuçlanır. Bu ülkede askere karşı polis silahlandırılmıştı. Daha sonra barış gücü askerleri ‘biz sizi ayırmaya geldik’ diye devreye girer. Ülkenin petrol bölgeleri ve havzaları ile tüm stratejik alanlara el koyulur. Bu şablon herkesin aklının bir köşesinde durmalıdır” diye konuştu.

Gazete5

WarhaWk dedi ki...

YAZINIZA VE YORUMLARA KATILIYORUM.
ANCAK SAYIN KILIÇDAROĞLU'NUNDA
CENGAVER RUHU İLE GENEL BAŞKANLIĞINA
YAKIŞTIĞINI DÜŞÜNÜYORUM.

SAYGILAR,CENK

aysema dedi ki...

Sevgili DecisionS,

Yazdıklarınız çok doğru. Ve ben bu yapılanların kişi olarak Deniz Baykal'a, parti olarak CHP'ye yönelik olmadığını düşünüyorum. Tüm toplumun geleceğine yöneltilmiş bir tehdit olarak algılıyorum. Onun için de kaset önemini yitiriyor, yarattığı ortam öne geçiyor.

Normal koşullar olsaydı, tehlike bu kadar büyük ve yakın olmasaydı kaseti tartışırdık.

Teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Gökçe7,

Çok teşekkür ederim yorum için. Demokrasi diye diye demokrasiyi yok ediyorlar. Gerçek suçluların cezasını çekmesi en büyük dileğim benim de.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Sokak Kedisi,

Konu parti ya da kişi olmaktan çoktan çıkmış, Atatürk Cumhuriyetine yönelik iç ve dış komplolara dönüşmüştür. Hiçbir dönemde bu kadar kirli siyaset yapılmamıştı.

Kimisi kendi özledikleri Türkiye modalini getirip tek adam demokrasisi kurmaya çalışıyor, kimisi de satılmış kalemleriyle onlara ve işbirlikçilerine çanak tutuyor.

Maddi ve manevi tüm değerlerimize saldırılıyor.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Yaşar,
Her türlü çirkinlikten uzak olmamız dileğiyle...

aysema dedi ki...

Sevgili Elif'in Terazisi,

Atatürk bizi padişaha kul olmaktan yurttaş olma bilincine yüksetti. Seçme ve seçilme hakkı verdi. Aydınlanma devrimini gerçekleştirdi.

Şimdi bunu hazmedemeyen karanlık güçler var güçleriyle çabalıyorlar.

Dervişin fikri neyse zikri de odur. Çocuklara istediği demokrasinin ipuçlarını vermiş. Astığım astık, kestiğim kestik demokrasisi bu. Öl, diyor; ölüyorlar. Durdurun şu yayınları, diyor durduruyorlar!

Yasama da ben, yürütme de ben, yatgı da ben anlayışı...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Mehmet Bilgehan Merki,

Hassasiyetinizi anlıyorum, aynı şeyler benim için de geçerli. Koşullar normal olsaydı başka şeyler de konuşulabilirdi.

Deniz Baykal döner mi bilmem. Pek çok iyi yetişmiş kişi vardır bu görevi yapacak.Kılıçdaroğlu olabilir bence.

CHP'de biat kültürü yok, hatta bazen bunu abarttıkları bile oluyor. Tüm eleştiriler özgürce ve yüksek sesle yapılıyor. CHP'nin sorunlar yaşamasının bir nedeni de galiba bu. Kul köle ilişkisine alıştırılmış gruplar bunu anlayamıyor sanırım.

Sorunların kısa sürede çözümlenmesini dilerim.

aysema dedi ki...

Sevgili Adsız,

Söylediklerinizin çoğuna katılıyorum.

Sayın Nuh Mete Yüksel'e ve ÇEV'e yapılanları da anımsıyorum. Hatta Zekeriya Beyaz'a bile böyle bir tuzak kurulmuştu.

Söylediklerinizle ilgili Necip Hablemitoğlu'nun Köstebek isimli eserinde tarih ve sayılarla mahkeme tutanaklarına kadar belirtilmiş. Bu konularda yazmıştım daha öncelerde.

Banu Avar'ın söylediklerini yakın bir zamanda kendisinden dinledim. Böl ve Yut başlıklı yazımda o konferanstaki izlenimlerimi yazmıştım (http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/2010/04/bol-ve-yut-banu-avar.html)

Paylaştığınız için teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Cenk,

Kılıçdaroğlu bence de olabilir. Dürüst, tutarlı, kararlı, sakin...

Hayırlısı olsun diyelim. Kim gelirse gelsin sorumluluğu çok fazla olacak. Umarım endişelerimiz yersizdir.

Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Sevgili Aysema;
Söylenilmek istenenlerin çoğu yazında ve yorumlarda söylenilmiş zaten.İnternette kasette 40 yerde montaj olduğunla ilgili açıklamalarda getirildi.Meselemiz zaten bu değil.İslamiyetin savunucusu olduğunu söyleyenlerin "duyduğunu ört, gördüğünü söyleme" öğretisi, biri hakkında yapılan çirkin bir iftiranın "ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek" olduğunu da bu kendini din takipçisi savunucusu olduğunu sananların da bilmesi gerekirdi.Din bu değil dostum başörtmekle de olmuyor.Bizi böyle görmek isteyen ve içten bölüp amaçlarına ulaşmak isteyenlere çanak tutanlaradır sözüm sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,

Ülkemiz ve ulusumuz üzerinden çok çirkin ve tehlikeli bir oyun düzenleniyor.

Bu oyuna gelmemeliyiz, tuzakları görüp önlem almalıyız. Oyunu düzenleyenleri ve işbirlikçilerini görüp tüm halk olarak kenetlenmeliyiz. Yoksa benzer oyunların içine itilen diğer ülkeler gibi parçalanmanın eşiğine geliriz.
Sevgilerimle...

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Ortada en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış bir plan var. Amaç belli. Ve bizler hergün olup bitenlerle o planın parçalarını öğreniyoruz. Asıl sorun şu ki; o planın asıl amacını çok insan ya bilmiyor ya da bilmememezlikten geliyor. Ya da herkes artık kendi cebini düşündüğü için kimse umursamıyor. Kasedin doğru olup olmamasının bir önemi yok. Asıl sorun şu ki, siyaset bu ülkede olabileceği en kirli hali almıştır.

aysema dedi ki...

Sevgili Aydan Atlayan Kedi,

Sadece siyaseti kirletseler 'neyse' diyeceğiz. Ancak tüm toplum giderek kirleniyor. Televizyonlarda yaşlı dedelerimizin-ninelerimizin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Evlenmek için katıldıkları programda ilk sordukları maddi değerler. Sosyal güvenceleri olsa böyle mi olur? Yoksul, eğitimsiz, çaresiz insanlardan fazla bir şey bekleyemeyiz. Bir de çıkar için her şeyi yapanlar var. Çoğunluğu kullanıyorlar...

Hepimize sıçrıyor çamurları.

Sevgilerimle...