18 Mayıs 2010 Salı

ZONGULDAK'TA UMUTLAR TÜKENİYOR

"Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim"

http://1.bp.blogspot.com/__g5XElKkdDE/S7hxrbJtvTI/AAAAAAAABgg/DWiErw_Fscg/s1600/in-%C3%A7%C4%B1k+madenciler.jpeg


Dünden beri yüreğimiz ağzımızda, nefesler tutulmuş bekliyoruz. Acılı aileler dışarda, otuz iki can içerde yaşam mücadelesi veriyor.

Zonguldak'ın Kilimli beldesi Karadon Maden Ocağında yaşanan felaket, ne ilk ne de son olacak.

Umutlar tükeniyor, acılarımıza yeni acılar ekleniyor.

http://2.bp.blogspot.com/__g5XElKkdDE/S7hy_OuvKzI/AAAAAAAABgw/rcIQJ21WbmY/s1600/madenci-k%C3%B6m%C3%BCr.jpeg

Sanırım dikkatinizi çekmiştir. Kazanın duyurulduğu ilk anda sadece kafesteki işçilerden söz edilmişti, ve kurtuldukları için sevinçli haberler verilmişti. Ancak madenin derinliklerindeki otuz iki işçiden söz edilmemişti, onlar ilk anda unutulmuştu, fark edilmemişti! Neden dersiniz?

Nedeni basit. Onlar Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun elemanı değil. Onlar TAŞERON olarak çalıştırılan işçiler!

Artık işler böyle yürütülüyor son yıllarda... Bir zamanlar seksen binlerde olan işçi sayısı bugün on binlere düşürüldü. Genç yaşında pek çok işçi resen emekli edildi.

Yani madende çalışan işçi sayısı iyice azaltıldı. Gidenlerin yapacağı işi taşeron firmalara yaptırıyor TTK... Bir çeşit özelleştirme!

Taşeron işçiler sendikasız, taşeron işçiler sahipsiz, taşeron işçiler ucuz çok ucuz, taşeron işçilerin hakkı yok, hukuku yok, güvencesi yok! Ölesiye çalışmak zorunda! Onların alacağı üç kuruş bile tam zamanında verilmiyor, verildiğinde parça parça bölünerek veriliyor.

Sendikalı işçi dört alırken, sendikasız taşeronlar bire razı! İşsizlik çığ gibi büyürken daha azıyla daha kötü koşullarda çalışmaya aday binlerce kişi var çünkü... Çocuklar aş ister, okul ister, büyümek ister, insanca yaşamaktan çoktan vazgeçilmiş, sadece hayatta kalmak ister!

Sözü uzatmak istemiyorum, dert çok derman var mı bilmiyorum. Dilerim kurtulurlar, dilerim umutsuzluk umuda dönüşür...

Sizleri çok çok sevdiğim bir şiirle baş başa bırakıyorum. Lütfen okumadan geçmeyin. Okuyun ve üzerinde düşünün...

YAŞLANMAYAN ANANIN YAŞLANMAYAN MEKTUBU

Sen hep Samsun' a mı çıkarsın ay oğul, ay KEMAL' im
Hele bir de buralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Yol uzak
Hane viran
Dersen eğer Kemal'im
Dilediğin yere çık.
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır fiğan mıdır bacalardaki

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin

Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul, yetim.

Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul , ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
KEMAL'İM.

(H. H. Korkmazgil)

22 yorum:

elifin terazisi dedi ki...

Zordur endişeli bekleyişler bilirim...
Şiir müthiş, ilk kez okudum. Çıkıpta gelse, bakacak yüz mü kaldı?

Newbahar dedi ki...

Kara kapkara dünyaları. Aydınlık bir gelecek hangisinin ailesine vaad edildi ki?...
Binlercesi bu kara deliklerde can verir, binlercesi unutulur. Ateşin düştüğü yerde hiç ama hiç unutulmaz bilirim.
Zaman geçtikçe umutlu bekleyişler azalıyor. Allah sabır versin.

Bizim ülkemiz böyle işte. Yazık çok yazık.

buraneros dedi ki...

En önemli meselelerden biri budur işte... ki bu acı olay özellinde çok güzel anlatmışsınız... İşte hep eleştirdiğim o ''adama'' öfkem bundandır. Bu ülkenin işçileri, öğrencileri kısaca tüm emekçileri sahipsizdir; hem kolsuz hem solsuzdur. Ve ne yazık ki siyasette sahipsizdirler.. Ocakta unutulanlar kadar hayatta da unutulmuşlardır.

Yazı çok etkileyiciydi, elinize yüreğinize sağlık

Sokak Kedisi dedi ki...

Yazacak, yargılayacak çok şey var aslında ama 32 cana ve onlar için yanıp tutuşan ailelerine faydası olmayacağını bile bile yazmak gelmiyor içimden. Dilerim bir mucize olur...

Evren dedi ki...

sistemli bir politika güdülüyor ya yıllardır kurumlarda, böyle böyle çarpıyor yüzlere gerçek, canlarla ödenerek... değerler unutuldukça, insanca yaşamak da, ölmek de mümkün olmuyor şu hayatta...

beenmaya dedi ki...

"Umudumuzu kaybetmeye hiç gerek yok. İnşallah korktuklarımız başımıza gelmez." diyor sevgili bakanımız peki nereye kadar? daha ne kadar umut ederek sürecek bu can pazarları, ne kadar umuda sığınacak bekleyişteki acılı yürekler...

aysema dedi ki...

Sevgili Elif'in Terazisi,

Hepimiz çok üzülüyoruz, ama ateş de düştüğü yeri yakıyor. Aileler perişan, bekleşip duruyoruz.

Korkulan olmaz dilerim.

Atatürk gelmez, ama ilke ve devrimlerini yaşatabiliriz güç birliği yapabilsek.

Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Newbahar,

Umutla bekliyoruz, ama çok zor.
İş işten geçtikten sonra yapılacakların gidenlere bir faydası olmuyor.

Birileri en kötü koşullarda çalıştırılırken diğerleri zenginliklerine zenginlik katıyor. Kurumlar zayıflatılıyor, özelleştirmeden pay kapanlar köşeyi dönüyor gözlerimizin önünde...

Örgütsüzleştirildiğimiz için sesimiz duyulmuyor.

Sevgiler...

aysema dedi ki...

Sevgili Burenarus,

Temel sorun bu, evet. Dağınık, örgütsüz topluluklar olduk. Sesini çıkaranı bir şekilde etkisizleştiriyorlar. Meydan boş kalınca istedikleri gibi at oynatıyorlar. Korkutma sindirme politikaları yazık ki etkili oluyor.

Teşekkür ederim, beğenmene sevindim. Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Sokak Kedisi,

Haklısın, onlara bir yararı yok. Ancak başkalarının olmasını önleyebiliriz tepkilerimizle. Taşaron çalıştırma sadece madencilik sektöründe yok ki...

Sağlık sektöründe de yaşamıştık anımsarsınız. Bir hastanede yeni doğan bebekler ölmüştü peş peşe...

Her işin uzmanını boşuna mı yetiştiriyoruz.

Temizlik işçisinden sağlık personeli, diyanet işlerinden öğretmen yapıyoruz sonra da oturup ağlaşıyoruz.

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Evren,

Sistemli bir tüketme yaşatıyorlar bize. Tüm değerlerimiz alt üst ediliyor. Bölüne bölüne unufak olduk.

Yarın 19 Mayıs, Kurtuluş mücadelemizin başladığı gün. Yeniden derlenip toparlanmalı, kendimize gelmeliyiz...

Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya,

Keşke madenci yakınlarının bakanlara gösterdiği tepkiyi de verseler TVler..

"Lanet olsun hepinize, köle gibi çalıştırıyorsunuz bizi, ne yüzle geldiniz, niye geldiniz!", diye haykırıyorlar bakanlara...

Sadece burada mı? Tersanelerde ölen işçiler vardı. Kütahya'da, Bursa'da madencilerin çalışma koşulları, Çalışılamaz diye kapatılan madenlerde insanlar çalıştırılıyor yetkililerin gözü önünde. Görmüyorlar, çünkü kendi ceplerini doldurma peşindeler...
Tekel işçileri var.

Ve işsiz insanlarımız... Karabasan gibi.

Umutlar tükenmesin demek istiyorum yine de.
Sevgilerimle...

ŞANSLI dedi ki...

İnsan hayatı ne kadar ucuzladı.Uzun süredir aslında böyle...Herkes kendi başının derdine düşer oldu.Bu da bizi bencil bir toplum olmaya sürükledi.Taşoron firma nedir ya!dışarıda bu kadar insan varken,neden yalnızca bir tarafa yoğunlaşılıyorki!eğer böyle bir düşünceleri varsa bu vicdanla nasıl yaşayacaklar.Çok üzücü bir olay...Çok üzgünüm:(

aysema dedi ki...

Sevgili Şanslı,

Bu, yanlış hükümet politikası...

İnsanları işten çıkarıyorlar, çünkü sendikalı işçiler haklarını savunabiliyorlar, daha fazla hakları var, maaşları da daha iyi. Çıkardıkları işçilerin yapacağı işi özel bir firmaya veriyorlar. Ö özel firma da daha çok kar edebilmek için sendikasız, işçileri şirketine alıyor. Çok az ücretle daha çok çalıştırıyor. Taşeron firma bunlar.

Hani temizlik şirketleri var ya, onlar gibi. Arayıp diyelim ki, hastanemizi temizleyin, deniyor. O şirket de işçilerini alıp getiriyor...

En doğrusu herkesin örgütlü olması değil mi?

Tek çubuğu daha çabuk kırarız ya o hesap.
Sevgiler...

Yaşar dedi ki...

herşeyiyle katıldığım bir yazı... izninle bir paylaşım sitesinde link vererek paylaşmak istiyorum...

aysema dedi ki...

Sevgili Yaşar,

Çok teşekkür ederim. Yazımı paylaşabilirsin, bu beni mutlu eder. Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Aysema'm ben de blogumda "ananın mektubunu" yayınlıyorum izninle.Teşekkürler ve Sevgi ile kal canım.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi'm,

Ben de okumaya geliyorum hemen. Sevgilerimle...

alizafersapci dedi ki...

Madenin ne olduğunu bilen birinin yazısı olduğu hemen belli oluyor.
Keşke önceki yıllardaki gibi, işçi örgütlülüğüyle hesap soracak durumda olsa...Toplumsal değerlerdeki geriye gidişten işçi örgütleri, sanatçılar, akademisyenler... herkes etkileniyor. 45 saat oldu, işçilerden hala haber yok, televizyonlarda sabah programları aynen sürüyor. Saygılar.

aysema dedi ki...

Sevgili Ali Zafer Taşçı,

Ne işçi eski işçi, ne de sendika eski sendika yazık ki...

İnsan hayatı, insan emeği ucuz en ucuz...
Reklamlar pahalı, reytingler yüksek olmalı değil mi ama?

Ve halk düşünmeden oyalanmalı. Düşünenler sakıncalı!

Vur patlasın, çal oynasın, düzen bozulmasın, insanlar aydınlanmasın...

Teşekkürler.

Ali İkizkaya dedi ki...

Sevgili Aysema Hoca Hanım !

Yine o melun hadiselerden bir tanesi için güzel yüreğiniz ağlamış. Olmayan devletin işleri yine can pazarında satışa çıkmış. Fukara satın almak bedelini ödemek zorunda. Çaresi yok ki yapayalnız bu ülke insanı. Devlet asal vazifeleri olan Adalet, Eğitim ve Sosyal Güvenlikte yaptıkları ortada. anayasa birbirlerinden birbirlerinin mabadını korumak için. Oysa gerçek anayasa vatandaşı korumak ve gözetmek için.
Hep başımız sağ olacak Ankara Cumhuriyetinin işgali altında.
Sevgiyle...

aysema dedi ki...

Sevgili Ali İkizkaya,
Sevgili Dost seni buralarda görmek çok hoş olsa da yaşananlar da o kadar nahoş!
Hala iki madencinin ölüsüne bile ulaşılamadı. Koşullar çok ağır, hata yaşamla ödeniyor madenlerde.

Artık "Ne iş olsa yaparım!" dan uzaklaşmak gerekir. Meslek liseleri mesleklere insan yetiştirmeli. Amacına uygun düzenlenmeli. Sanki sadece İmam Hatipler varmış gibi hep onlarla ilgili çabalar sergileniyor. Oysa ara eleman sıkıntısı çekiliyor bu ülkede. Yetişmiş, iyi yetişmiş meslek insanları...

Ve herkesin emeğinin karşılığını aldığı bir düzen. Çalışma koşullarının düzeltilmesi vb.

Bir vur bin ah işit. Umarım geldiğine pişman etmemişimdir seni(şaka).

Sevgilerimle...