30 Eylül 2010 Perşembe

BEN TARİHİM BAY BAŞKAN

Artık yalnız yaşamak zorundaydılar...

Yalnızlığa yenilmek üzereydi kapı açıldığında. Sevinçle yerinden fırladı ve ileriye doğru bir adım atıp durdu.

Kucağındaki dosyaları masanın üstüne bırakan iriyarı adam, yüzüne bile bakmadan çıkıp gitti.

Yüzüne bile bakmadan odadan çıkan adamın arkasından, hırsla yerinden kalktı.
"Kimsin sen?" diye bağırdı.

Bir kez bile yüzüne bakmayan iriyarı adam, kapıda belirdi. Ve:
"TARİHİM BEN!" dedi.

Karşılaşmaktan çekindikleri tarihin tutsağıydılar artık. Oysa daha dün yenenlerle, yenilenler belli değil miydi?

Yarattıkları korkuda boğuluyorlardı şimdi. Daha dün korku demekti onlar. Kuralları, yasaları ve cezalarıyla tek ve en büyük korkuydular.

Sorgulayanlar aynı olmasa da, sorgu gerçeğiyle karşı karşıyaydı artık. Konuşup konuşmamakta kararsızdı. Bir gün tarihle yüz yüze gelebileceğini hiç düşünmemişti çünkü. "Bana da soru sorulabilecek günler gelecekti demek!" dedi mırıldanarak.
.......


Dönemin ünlü sorgucusuyla, tarih karşı karşıyaydılar.
Ünlü sorgucu, sorgudaydı artık. Tarihin önünde hem de...

Sorgulanırken, en son duyduğu haykırışı anımsayıp ürperdi sorgucu. Yıllarca önemli görevlerin üstesinden gelmişti. Kendi değerlendirmesine göre, iyi bir istihbaratçı, başarılı bir ajandı. İçinde bulunduğu durumu acıyla karşılıyordu. Başını hafifçe döndürüp Bay Başkana baktı. Onun durumu daha da kötüydü. Çünkü sorgucu ve arkadaşları ne yaptılarsa Bay Başkan ve arkadaşları için yapmışlardı. Ürettikleri acılarda Bay Başkan ve arkadaşlarının da sorumlulukları vardı. Tarih elbette bunu göz önünde tutacaktı.

Sorguladığı insanlar geldi aklına. Tek tek yüzlerce binlerce insan...
Bay Başkan ve arkadaşlarının gerçekleriyle, kurbanlarının gerçekleri çatışınca, sorgucunun tutsakları yok olup gidiyorlardı. Sorgucular "emir kulu"ydular. Yıllardır hep aynı korkuyu taşıyorlardı:
Bir gün hesap verme korkusuydu bu.

"Gerilere dönebilir miyim?" diye sordu tarihe.
"Yüzyıllar öncesine de dönebilirsiniz." dedi tarih, "Öylesine gerilerden geliyorsunuz ki çağınızın zaten..."
.........

"Bay Başkan" dedi tarih, "Suç ortaklarınız..."
"Bana bir şey sormadılar." diye karşılık verdi Bay Başkan, "Öyle sanıyorum ki her şeyi kendileri yaptılar. Akıl almaz şeyler."
Gecikmiş pişmanlığıyla söze karıştı sorgucu: "Daha neler var neler..." dedi.
.....

"Bütün bunların bir gün ortaya çıkacağını hesaplayamamışlardı. Acımasızca suçladıkları insanların gelecek endişesiyle her şeyi unutacaklarını sanmışlardı. Onlar unutsalar da akıllara durgunluk veren belgeler dosyalarında takıldıkları yerde duruyorlardı."
......

Bir yönetimin kalın bağırsaklarından çıkan kokular, tüm ülkeye yayılmıştı artık. Yeraltı evreni, polis, hükümet üyeleri, kamu görevlileri, ajanlar arasındaki ilişkileri bildiği kadarıyla yeniden düşündü sorgucu. Tümünü belgeleyebileceklerini anlatmıştı. Ama ortalığı karıştıracak daha nice bilgi, nice belge vardı. Ama o her şeyi bilemezdi. Kimin kasasında, kiminle ilgili hangi bilgiler olduğunu nasıl bilebilirdi?
.......

"Güvercinler olarak çok düşündük." diye karşılık verdi Bay Başkan, "Üstesinden gelemedik. Gelemezdik de. Çünkü ülkeyi biz yönetmiyorduk. Bizi yönetenler de vardı."

Bay Başkanın sesi boğulup gitti. Yüzü anlatılamayacak kadar acıydı. Ağzından çıkan sözcükleri anlamakta güçlük çekiyordu tarih. O da tarihle konuşmuyordu artık. Bir şeyler mırıldanıyordu. Kendi kendine konuşuyordu. Kendisiyle yüzleşiyordu.

"Neyi çözdük? Demokrasiyi geri mi getirdik? Bağımsızlık mı kazandık? Mutluluk mu verdik halka? Kimleri boğduk? Kimlere can simidi olduk? Kimleri suçladık, kimleri AKladık?"

"Kimin haklı, kimin haksız olduğunu ayırt etmenin tek yolu var Bay Başkan. O da kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu bulmaktan geçiyor."


Bay Başkan, tarihin arkasından koştu, yetişemedi. "Yani şimdi biz!.." dedi sözlerini bitiremedi.

...........


"Ben Tarihim Bay Başkan" Erbil Tuşalp'in kitabının adı. Elimdeki Kasım 1989'da Bilgi Yayınevi tarafından çıkarılan birinci baskısı. Daha önce okumuştum, tekrar okudum.

Yukarda kitaptan aldığım alıntıları okudunuz. Kitabın tümünü okuduğunuzda 12 Eylül 1980 döneminde yaşananları ayrıntılarıyla öğreneceksiniz. Pek çok tanıdık kişiyle, onların sebep olduğu nice acı olayla karşılaşacaksınız. Ancak bence kitabı önemli kılan sadece yakın tarihe tanıklık etmesi değil; aynı zamanda bugüne de ışık tutuyor olmasıdır.

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor:
Erbil Tuşalp Ben Tarihim Bay Başkan adlı bu yeni ve özgün yapıtında da acılar, tutsaklıklar, işkenceler, yolsuzluklarla dolan bir zaman diliminde yaşananları yeni belge ve bilgilerle bir roman akışıyla irdeliyor; "demokrasi ve bağımsızlık kavgasında ölümle sınananlar"a adıyor.

İşte böyle... Bugün Kenan Evren ve 12 Eylül'ü yargılayan tarih, yarın da başkalarını yargılayacak.

"Yarattıkları korkuda boğuluyorlardı şimdi. Daha dün korku demekti onlar. Kuralları, yasaları ve cezalarıyla tek ve en büyük korkuydular."



3 yorum:

Newbahar dedi ki...

İşte bugün kendi korkularıyla yüzleşmekten kaçıp, eski defterleri sorgulamaktalar...

Elbet bir gün onlarda hesap verecek.

Gerçi bir zamanlar yargılanmışlardı, cezalandırılmışlardı ama şimdi ülkeyi yönetenler oldular.

Ne acı bir tarih.

Sevgiler

JİVAGO dedi ki...

Her şeyden kaçabilirsiniz,
hatta kendinizden bile;
tek gerçekten kaçamazsınız,
o da "tarih" ...

Sislerin ötesinden,
çarpıcı,belgesel
güzel bir kitaptır
tekrar anımsattığınız...

Sevgilerimle...

Çınar dedi ki...

Keser döner sap döner
Gün olur hesap döner

Bugün korku imparatorluğu kuranlar

her kurumun üstünde kendini görenler.

Kendileri suçlayıp, yargılayan ve kendileri mahkum edenler, birgün tarih karşısında hesap verecekler.

Sevgiler