31 Mayıs 2010 Pazartesi

VAN MiNüT




Tüm günümüz hastanede sinir harbiyle geçti. İş bilmez, insan sevmez, duyarsız çalışanlar yüzünden çıldırma noktasına geldim.
Babama ultrason çekilecekti, 1,5 litre su iç gel, dedi kayıt memuru. Suyu zorla içti babam, aç karnına... Tokken alması gereken ilaçları da içememişti henüz.

1,5 Litre suyu içince, tuvalete de sıkışmış bir durumda gittik memurun yanına, beş dakika geç kaldınız,saat 13'te gelin!

Ne dedimse, dinletemedim. Babam seksen yaşında dedim, ilaçlarını alması gerekiyor dedim, saat söyleseydiniz dedim (Söyledim, diyerek bir de beni yalancı durumuna düşürdü!) ve yapabileceğim bir şey yok dedi ilgisiz, duyarsız bir şekilde. Pes etmedim, iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittim, rica ettim, ama duvar gibi insanları ikna etmek olanaksızdı.

Babamı da peşimden sürükleyerek "Hasta Hakları"nı buldum güç bela. Telefonla kayıt memurunu aradı, söylediğim saatte gelmediler yanıtını aldı, o da yapabileceğim bir şey yok, yeniden deneyin, dedi!

Ve babam tuvalete zor yetişti...

Sonra bir poğaça yedi, ilaçlarını içti, yeniden 1,5 litre su içmeye başladı, 13,15'te gelin dediler ya biz 13'te geldik kayıt bölümünün önünde beklemeye başladık. Yemekteler, kimse yok kayıtta. Saat 13.15'te babam: "DAYANAMIYORUM!" dedi.

Sabret, biraz daha sabret, dedim. 13.20'de babam tuvalete yönelmişken baktım memur geldi. Babama seslendim, duymuyor. Koştum yetiştim, geldi, sabır dedim. Memura, dayanacak gücü kalmadı, dedim; bekleyin dedi.

Bekleyemiyor, dedim.

Aşağı ultrason odasına(34 nolu oda) gidin diyince babamla iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittik.

Acil durumdayız, ikinci kez su içti...

13.30'da gelinnn!

Ama dayanamıyor, emekler boşa gidecek!

13.30!

Saat 13.25'ti ve babam en yakın tuvalete dar yetişti...

Ultrasyon çektirememiştik. İki denememiz de boşa çıkmıştı. Oysa hastane duvarlarında 65 yaş üstü hastalara öncelik tanınır, diye yazıyordu... Vazgeçtik ultrasondan, hastanenin diğer şubesine geldik, önceki tetkiklerin sonuçlarını doktora göstermek için. Buradaki memurlar oradakilerden de beterdi. Sinir harbi içinde doktorla görüşebildik. Üstünkörü baktı sonuçlara, buna da şükür diyip eve geldik.

Baktım haberlere, Hatay'da 7 şehit vermişiz, İsrail'le savaş noktasına gelmişiz. Neymiş, Filistin'e insani yardım adı altında çoluk çocuk doldurup gönderdiğimiz gemiye İsrail komandoların saldırıları ve sokak gösterileri...

İsrail'in yaptığı yanlış, ancak savunmasız çoluk çocuğu gemiye doldurup oraya savunmasız göndermek daha da yanlış...

Yardım konusuna kuşkuyla bakıyorum. Kendi hastane bahçelerine bank bile koyamayan, hastalarını yerlerde süründüren, açlık sınırında yaşayan binlerce insanını görmezden gelen kişiler garip görüntüler halinde yardıma gönderiliyor. Ve orada ölüyor. Vatandaşın parasını fenerlerle sömürenler, şimdi de canlarını ortaya sürüyor. Ve bir anda oldukça organize bildik kişiler, bildik görüntülerle polisin koruması altında sokaklara dökülüyor!

Tepkiye gelince, iki ülke arasında yapılan anlaşmaları iptal edebiliyor musunuz? Ticari ilişkileri kesebiliyor musuz? Sanmıyorum. Ortadoğu kaynayan kazan. Ülkeyi bu kazanın içine atmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu durumu yaratanlardan hesap sorulabilecek mi? Bizim bilmediğimiz hangi oyunlar hazırlanıyor bekleyip göreceğiz.

Şehitlerimize yine rahmet, yakınlarına yine sabır dileyeceğiz. Analar ağlamasın açılımları sonucunda artık analarla babalarla birlikte bebeler de ağlıyor, ağlayacak! Birileri de bu durumlardan böbürlene böbürlene gezecek...

Yazıklar olsun...

30 Mayıs 2010 Pazar

RUHAT MENGİ'NİN STAR TV'DE SUNDUĞU PROGRAMIN KALDIRILMASINA KARŞI MISINIZ?


Ben karşıyım. Kaldırmayı düşünenleri de şiddetle kınıyorum!

"Her Açıdan", yaşadığımız olaylara her açıdan tarafsız olarak bakan, bu konuda uzman katılımcıların yorumlarıyla gerçekleri daha kolay fark etmemizi sağlayan başarılı bir program.

Pazar günleri ilgiyle izlediğimiz bu programın yeni dönemde de devamında sayısız yarar var. Programa katkı verenlere teşekkür ediyorum. Bu tür programların halkın bilinçlenmesi için çok gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kaldırılmasın, hatta benzer programların sayısı arttırılsın, diyorum ben...
Ya siz?

29 Mayıs 2010 Cumartesi

MERAK BU YA?


Kuğulu Park, Ankara'nın en güzel yerlerinden biri mi?

"Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?
Herkes sevdiğine böyle mi yanar?
Meraksız olmuyor, merak işte...
Ankara Ulucanlar Göz Hastanes'inde, babamın göz kontrolünün kayıt işlemleri için beklerken, elektrikler kesiliverdi. Jeneratör biraz sonra devreye girdi. Ancak tam bir saat bilgisayar sisteminin geri dönmesini beklemek zorunda kaldık. Hastanede tüm işlemler durdu.
Merak bu ya? Tüm internet sistemi çökse halimiz nice olur?
Hastane eski Ulucanlar Cezaevinin yanında. Yukarıdaki fotoğrafı bu nedenle çektim. Merak ediyorum, eski hapisanenin yerine ne yapılıyor? Keşke tüm hapisaneler kapansa yerine Kültür Sanat Merkezleri yapılsa...
Kendinizi hiç hapishanede düşündünüz mü? Ben düşünmek bile istemiyorum, ama 7 Nisan tarihli Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün yazdıklarının da yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bakın ' Yazık, Çocuk Kadar Olamadık' başlıklı yazısından bir bölüm:
(Geçen pazar bir arkadaşım anlattı. Okuduğu yabancı dilde eğitim yapan okulda torununa çok ilginç bir ödev vermişler.
Fransa tarihini okuyorlarmış. Verdikleri ödevin konusu şu:
'Kendinizi Bastille zindanında yatan birinin yerine koyun.'
Pazar gününden beri bu kompozisyon konusunu düşünüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı, bir gün için Türkiye'de bütün okullara şu kompozisyon konusunu ders olarak verse ve çocuklar velileriyle birlikte bunu düşünse...
'Kendinizi bir an için Silivri'de yatanların yerine koyun' )

Bir merakım da Milli Eğitim eski bakanı Hüseyin Çelik çoraplarına hem adını, hem de makamını yazdırmıştı ya? Acaba o çorapları ne yaptı? Devir teslim töreni sırasında Milli Eğitim yeni bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya verdi mi? Verdiyse yeni bakan bu çorapları nerede, ne zaman giyiyor? Hüseyin Çelik yeni makamını da yazdırdı mı yeni çoraplarına? Çoraba bile makam yazdırmak nasıl bir insan psikolojisi sonucudur?
Burnumu sokmasam olmaz? Meraklıyım, meraklı...

İstanbul'a dolarlar harcanarak dikilen laleler mi, kendiliğinden biten benim çektiklerim mi güzel? Merak ediyorum. Yoksa bunlara gelincik mi deniyor?
Herkese iyi tatiller...

25 Mayıs 2010 Salı

SİLKELE BAŞKAN DÜŞECEKLER

Doksanlı yıllarda çok kızmışlardı... Hep birlikte yollara düştüler...
Tek bir ses olup haykırdılar:

" SİLKELE BAŞKAN, DÜŞECEKLER!"

Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı... Madenci Feneri aydınlıkların ilk habercisi mi ne?

Teneke muhabbetine çok güldüm.

Kemal Kılıçdaroğlu Zonguldak'ta: "Geliyoruz!" dedi.

23 Mayıs 2010 Pazar

GÜNAYDIN



Bugün zamanımın çoğunu çarşıda geçirdim. Ve nereye uğradıysam televizyonlar açık, bir yandan CHP kongresi ilgiyle izleniyor, bir yandan da Kemal Kılıçdaroğlu'na övgüler diziliyordu.

Sanki üzerimize çöken taşkömürünün ağırlığı,
kara bulutlara karışıp gitmiş. Bir aydınlık çökmüş yüreklere, yüreklerdeki umut ışığı gözlerde parlamaya başlamış. Nicedir böyle değildi yüzler...

Bayram değil, seyran değil, ama bir başka coşku, bir başka canlanış, bir başka yeniden doğuş, diriliş var. Ölü toprağı atıldı mı ne?

Zonguldak, Kemal Kılıçdaroğlu'nu bağrına basmaya hazırlanıyor... Yurt gezilerine Zonguldak'tan başlamak iyi bir başlangıç olacak.

Evet, grizo ilk kez olmuyor bu kentte, daha önce de oldu. Ancak bugüne kadar hiçbir yetkili, "Kaderinize razı olun!" demedi. Kimse "Abartıyorsunuz!" diyerek acıları hafife almadı. Zonguldak kırgın, Zonguldak kızgın, Zonguldak öfkeli ve Zonguldak Kemal Kılıçdaroğlu'nda umutlarını yeşertmeye hazır bekliyor. Aslında Tüm Türkiye artık yeter, diye bağırıyor! Duyuyor musunuz?

Bundan sonra daha çalışkan, daha dikkatli olmak gerekiyor. Seçimde elektrikler kesilebilir, bilgisayarlara yeni programlar yüklenebilir. Şeffaf sandıklar kaybolabilir. Herkese görev düşüyor. Benden hatırlatması.Uyanmak zamanı geldi de, geçiyor bile...

Günaydın, herkese günaydın. İyi sabahlar olsun...

21 Mayıs 2010 Cuma

İŞİTME CİHAZI SEÇMEK ZORUNDAYIM LÜTFEN YARDIM EDİN

Babamın bir kulağı ağır işitiyordu uzun zamandır. Alanya'da doktora gitmiş, kulağını tazyikli suyla yıkamışlar, diğer kulak da zor işitir olmuş. Doktora gittik burada, kulakları vakumla temizledi doktor, ilaç verdi, kullandık.

Bugün üçüncü kez gittik doktora, işitme cihazı dedi tek kulak için. Ağır duyması iletişimi oldukça zorlaştırıyor, işitme cihazı alalım dedik, dedik ama odyometrisi dinleyince şaşırdım. Eve gelince biraz da internetten araştırdım. Şimdi kafam karmakarışık oldu. Neye karar vereceğimi şaşırdım.

Kimisi kullanılmasından yana, kimisi çok karşı! İşitme cihazları çeşit çeşit! Sol kulağa dijital kulak arkası işitme cihazı kullanabilir, dedi doktor. Babam seksen yaşında. Bu konuda gerçekten yardıma ihtiyacım var. Bilgisi deneyimi olan varsa lütfen yardımcı olsun. Babam SSK emeklisi. Cihazlar ucuz değil, aldığımız işe yarasın istiyorum. Ne kadarını SSK karşılıyor, onu da bilmiyorum.

En önemlisi babama alacağımız işitme cihazının işe yaraması tabi ki...

Bildiklerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler...


Bu arada doktorların haline de acıdım doğrusu, yukarıdaki tablo her şeyi anlatsa da eksik. Çünkü muayane edilen hasta sayısı 120 görünüyor ekranda. Ancak daha muayene olmayı bekleyen pek çok hasta var sırada. En az 30 daha desek, bir günde 150 hasta muayene eden doktora acımaz mısınız?

Ve hastalara...


*İşitme cihazı seçimi konusunda yardımlarınızı bekliyorum...

20 Mayıs 2010 Perşembe

ZONGULDAK KADERİNE AĞLIYOR


"Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim"





Bilenler biliyordu zaten. O patlamadan kurtulan olmazdı, olamazdı! Kötü haber bugün duyuruldu. Gittiler, herkesin başı sağolsun...

Ekmek kimi zaman aslanın, kimi zaman da yerin yedi kat derinliklerinde... Onlar da buldukları ekmek kapısında çalışmaya başladılar. Onlar şanslıydı, işsizliğin giderek arttığı, işsizler ordusuna her gün yeni elemanların katıldığı bir sırada iş bulmuşlardı!

Önceden aşçıymış birisi, sonradan madenci olarak işe alınmış özel bir şirket tarafından! Kader, keşke işsiz olsalardı... İşsizler bakın şans sizden yana dönüverdi!


Kader dediler...
Siz alışkınsınız dediler...
Bu işi seçerken öleceğinizi biliyordunuz dediler...
Protesto edenlere provakatör dediler...
Polis havaya ateş açtı, sesinizi kesin dediler...
Koruma ordusuyla geldiler, polisten duvar ördüler, tek tek çadırlarda yakınlarıyla görüştüler, sadece bizim dediğimizi dinleyin dediler...

Evet bu kader!

İşsizlik kader...
Yoksulluk kader...
Yolsuzluk kader...
Tersanede ölmek kader...
Trafikte ölmek kader...
İşten çıkarılmak kader...
Her şeyi satıp savmak kader...

Emekçiler yoksullaşırken, özel maden ocaklarını kapanların kısa sürede köşeyi dönmesi kader!

"Herkes kaderine boyun eğmeli!" değil mi?

"Kader, kime şikayet edeyim seni?"

Acımız büyük...

İşi bilenlerin etkisiz ve yetkisiz bırakıldığı; iş bilmezlerin baş tacı edildiği bu dönemde Türkiye'nin kaderi bu...

Ağla Sevgili Yurdum, kaderine ağla!

19 Mayıs 2010 Çarşamba

AY OĞUL AY KEMAL'İM

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im


Kimi kurşun sıkar, kimi cop sallar

Kimi akar okulların kapılarından

Defteri kan, kitabı kan, günaydını kan

Böyle mi doğmuştu güneş Samsundan?

Ekmeksizler okul diye meleşir

Bir kalemi yedi kardeş üleşir

Ölen ölür, ölmeyenler ağlaşır

Bu muydu beklediğin Kurtuluş'undan?


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın

Ay oğul, ay kemal'im

Hele bir de okullara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Pamukta, tütünde neler dönüyor

Demirden, petrolden kimler vuruyor?

Millet ucun ucun akmış gidiyor

'Benim bu gidişe aklım ermiyor'

Vahdettin döküntüsü fetva veriyor.


Derdim çoktur, hangisine yanayım?

Hangi bir kurbana ağıt düzeyim?

Ne yöne gittik ki geldik bu yana?

Kemal'im Kemal'im tatlı Kemal'im,

Kılıcı belinde atlı Kemal'im.


Sen hep böyle heykelde mi durursun?

Sen hep böyle NUTUK'ta mı durursun?

Sen hep böyle Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im.


Hele bir de kahvelere Irgat Pazarlarına

Hele bir de zindanlara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im

Yazın gel, güzün gel, zemheride gel

Zemheri soğuk dersen Kemal'im

Azıcık beride gel,

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin

Ağanın mı, beyin mi, beyoğlunun mu?


Gel hele bir

Gel hele bir

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin.


Gel de bir gör hallerimizi

Kimler çalıp çırpar ellerimizi

Yunuslu, Pirsultanlı dillerimizi.


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im

Hele bir de her yere

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im

Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im...


Şiir Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Yaşlanmayan Ananın Yaşlanmayan Mektubu" adlı şiirinden. Bir önceki "Zonguldak'ta Umutlar Tükeniyor" yazımda şiirin bir bölümünü yayınlamıştım. Bu da başka bir bölümü...


Bugün 19 Mayıs, ulusumuzun kurtuluş meşalesinin yakıldığı gün... Atatürk'ün doğum günü...

Hepimizin Bayramı Kutlu Olsun.


Zonguldak'ta acılı bekleyiş sürüyor, umut yok gibi...


NOT:


Ve "19 Mayıs" ın benim için çok özel ve güzel bir anlamı da var. Büyük kızım, canlarımdan biri, Sevgili Özgür Anne'yi doğurduğum gün bu gün.


Sevgili kızım, Doğum Günün Kutlu Olsun. Yavrunla, eşinle hep mutlu olmanı diliyorum. Sizlerin mutluluğu bizim de mutluluğumuz biliyorsunuz.

İkiniz, sen ve Sevgili minik kızım, benim en değerli eserimsiniz. İyi ki sizi doğurmuşum, iyi ki bizim yavrumuzsunuz. Ela Yağmur'u daha çok öpüyoruz. Hepinizi çok seviyoruz.


18 Mayıs 2010 Salı

ZONGULDAK'TA UMUTLAR TÜKENİYOR

"Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim"

http://1.bp.blogspot.com/__g5XElKkdDE/S7hxrbJtvTI/AAAAAAAABgg/DWiErw_Fscg/s1600/in-%C3%A7%C4%B1k+madenciler.jpeg


Dünden beri yüreğimiz ağzımızda, nefesler tutulmuş bekliyoruz. Acılı aileler dışarda, otuz iki can içerde yaşam mücadelesi veriyor.

Zonguldak'ın Kilimli beldesi Karadon Maden Ocağında yaşanan felaket, ne ilk ne de son olacak.

Umutlar tükeniyor, acılarımıza yeni acılar ekleniyor.

http://2.bp.blogspot.com/__g5XElKkdDE/S7hy_OuvKzI/AAAAAAAABgw/rcIQJ21WbmY/s1600/madenci-k%C3%B6m%C3%BCr.jpeg

Sanırım dikkatinizi çekmiştir. Kazanın duyurulduğu ilk anda sadece kafesteki işçilerden söz edilmişti, ve kurtuldukları için sevinçli haberler verilmişti. Ancak madenin derinliklerindeki otuz iki işçiden söz edilmemişti, onlar ilk anda unutulmuştu, fark edilmemişti! Neden dersiniz?

Nedeni basit. Onlar Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun elemanı değil. Onlar TAŞERON olarak çalıştırılan işçiler!

Artık işler böyle yürütülüyor son yıllarda... Bir zamanlar seksen binlerde olan işçi sayısı bugün on binlere düşürüldü. Genç yaşında pek çok işçi resen emekli edildi.

Yani madende çalışan işçi sayısı iyice azaltıldı. Gidenlerin yapacağı işi taşeron firmalara yaptırıyor TTK... Bir çeşit özelleştirme!

Taşeron işçiler sendikasız, taşeron işçiler sahipsiz, taşeron işçiler ucuz çok ucuz, taşeron işçilerin hakkı yok, hukuku yok, güvencesi yok! Ölesiye çalışmak zorunda! Onların alacağı üç kuruş bile tam zamanında verilmiyor, verildiğinde parça parça bölünerek veriliyor.

Sendikalı işçi dört alırken, sendikasız taşeronlar bire razı! İşsizlik çığ gibi büyürken daha azıyla daha kötü koşullarda çalışmaya aday binlerce kişi var çünkü... Çocuklar aş ister, okul ister, büyümek ister, insanca yaşamaktan çoktan vazgeçilmiş, sadece hayatta kalmak ister!

Sözü uzatmak istemiyorum, dert çok derman var mı bilmiyorum. Dilerim kurtulurlar, dilerim umutsuzluk umuda dönüşür...

Sizleri çok çok sevdiğim bir şiirle baş başa bırakıyorum. Lütfen okumadan geçmeyin. Okuyun ve üzerinde düşünün...

YAŞLANMAYAN ANANIN YAŞLANMAYAN MEKTUBU

Sen hep Samsun' a mı çıkarsın ay oğul, ay KEMAL' im
Hele bir de buralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Yol uzak
Hane viran
Dersen eğer Kemal'im
Dilediğin yere çık.
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır fiğan mıdır bacalardaki

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin

Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul, yetim.

Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul , ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
KEMAL'İM.

(H. H. Korkmazgil)

17 Mayıs 2010 Pazartesi

KEMAL KILIÇDAROĞLU

Kemal Kılçdaroğlu'nun adaylığını açıklamasına sevindim. Ülkemiz, ulusumuz, CHP ve kendisi için hayırlı olmasını diliyorum...

Bursa Spor'un şampiyonluğuna da sevindim, kutluyorum...
Şu yakıp yıkma olaylarının mazereti yok, kazanmak kadar kaybetmeyi de olgunlukla karşılamayı öğrenmeliyiz.

Ancak bu arada aklıma takılan, İran'la yapılan şu zenginleştirilmiş uranyum takası anlaşmasının, ne anlama geldiği sorusunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilgisi olan var mı? Uranyum oldukça önemli zenginliğimiz, alelacele bu İran gezisinin getirisi götürüsü ne olacak?

Güncel politikalarla oyalanırken doğal zenginliklerimizi bir bir yitiriyor muyuz?
Son günlerde Çatalağzı Termik Santrali (ÇATES) de özelleştirildi, Acarlar almış deniyor.

Bakalım daha neler göreceğiz?

EK: Zonguldak- Karadon Maden Ocağında grizu patlaması olmuş. Yaralılara geçmiş olsun diyorum. Bir kez daha son olmasını diliyorum.

YOĞUN MU YOĞUN

Hafta sonu oldukça yoğun geçti.

Hava çok güzeldi. Deniz pırıl pırıl...

Manzara kaçırılacak gibi değildi.


Evin erkekleri işte bu durumdaydı!
Ve benim günüm vardı "B Tipi"nde; yani Müh. Mimarlar Derneğinde...



Yedik içtik eğlendik.

Fotoğraf çektik.


Böyle poz verdik...

Akşam eve geldikten sonra bir telefon... Evlenip Eskişehir'e giden çok sevdiğim dostum Ayten, Zonguldak'ta, Deniz Kulübü'nden arıyor.Zonguldak Öğretmen Okulundan Mezun Olanlar için düzenlenen yemekteymiş...

Pazar günü bize gelmeleri konusunda anlaştık. Ancak telefonu kapatınca, duramadık. Deniz Kulübü bize komşu sayılır. Kalktık gittik.


İyi ki de öyle yapmışız. Özlem giderdik, ertesi gün buluşmak üzere ayrıldık.


Pazar günü sahildeki Çatı'dan gidip aldık. Kızı da geldi, psikolog olmuş, dünya güzeli bir insan.



Geçmişe dalıp gittik. Yitirdiklerimiz için hüzünlendik, çocuklarımız için sevindik, mutlu olduk. Ben Ela Yağmur'dan; O, Ela Yağmur'un annesinin çocukluğundan söz etti, keyiflendik.

Telaştan bizim evde foto çekmeyi akıl edemedim. Ama akşama doğru arkadaşımın tatlı mı tatlı teyzesine gittik, orada birkaç foto çektim.


Bu onların penceresinden görünen manzara...

İnanılmaz hoşsohbet bir insan teyzemiz. Ayak ağrısı nedeniyle hastanede yatıyormuş, hafta sonu izinli olarak evine gelmiş.

"Dün bitti, gün bugün, bugünü yaşamaya bakarım ben." diyor ve elindeki peçeteyi yırtarak " İnsan ömrü işte böyle, bir anda bitiveriyor, onun için ben günümün güzel geçmesine bakarım." diye de ekliyor...



Karnımızın tok olmasına rağmen kızıyla birlikte hazırladığı birbirinden lezzetli yiyeceklerden de yedik. Hem ısrarla yememizi istiyor, hem de bakın bunlardan Hıncal Uluç'a bile tattırdım, diyor. İstanbul'da oturan kızının yakın dostlarıymış meğerse Hıncal Uluç.

Tekrar buluşmak dileğiyle vedalaştık. Geride anılar ve fotoğraflar kaldı...


Ve bugün yeni bir gün başladı .

Güne güzel başlamanız dileğiyle...


15 Mayıs 2010 Cumartesi

OYUMU KIRATA VERDİM


Babam ilk kez 1954'te oy kullanmış.

O zamanlar seçme yaşı 22 olduğundan 1950'de yapılan seçimde yaşı tutmadığı için oy kullanamamış. 1954'deki seçimde ise hem oy kullanmış, hem de sandık başkanı olarak görev yapmış.

Sandık başkanı olarak görevlendirildiği köy, Erzincan'ın Hinzoru köyüymüş. Tanyeri jandarma karakolunun üst taraflarındaymış bu dağ köyü...

Seçimde görevli olanları otobüslerle gideceği köye yakın bir yerde sırayla bırakıyorlarmış. Babam, ben yine şanslıydım, diyor. Karakoldan sonrasını yanına verdikleri bekçiyle birlikte yürüyerek köye ulaşmışlar.

Üç gün bu alevi köyünde konaklamış babam. İnsanları çok iyiydi, diyor. "Köy öğretmeni de benim yaşlarımdaydı, bana okulu, okulun kitaplığını gezdirdi." diye anlatıyor o günleri.

Tesadüfen muhtarla soyadlarımız da aynıymış, diye de ekliyor.

Çok güzel bir köydü, diyor. Ve partililer...

Bir CHP'liler, bir DP'liler gelip yemeğe götürüyordu üç gün boyunca... O yoğurtların, tereyağına kırılan yumurtaların tadı nerede şimdi, diye de iç geçiriyor...

Seçimi Demokrat Parti kazanmış, köydeki sandıkta da DP önde çıkmış...
Babama soruyorum: Sen hangisine verdin? Yanıtı DP oluyor. "Öyle vaatlerle geldiler ki herkes heyecan duyuyordu o zamanlar." diye de ekliyor.

"Oyumu Demokrat Partiye verdim, demiyordu çoğu kişi, 'Kırata verdim geldim. diyordu, Demirkırata...'

Ancak 1957'de işler karıştı. Menderes Amerika'dan uzaklaşıp Rusya'ya yanaşmayı denedi, bu da Amerika'nın desteğini çekmesine neden oldu. DP gözden düştü. 1960'da ihtilal olmasaydı seçimi CHP kazanacaktı..." diyor.

İlginç değil mi? Tarih tekerrürden ibarettir, diyenler her zaman haklı mı çıkıyor?

İyi tatiller...

14 Mayıs 2010 Cuma

GİZLİ GİZLİ BEN ÇEKTİM

İşte işte, ayakkabılarının bağını çözüyor!


Eyvah! Fark etti mi ne?



Bakın bakın, merdivenlerden aşağı kata iniyor doğrudan...



Şaşırdınız mı? Ben bugün çocuğum da ondan. Babam geldiğinden beri yaramaz bir çocuk gibiyim. Baba kız birlikte geziyoruz.


Gezerken de fotoğraflar çekiyorum.

İşte babam... Seksen yaşında delikanlı o.


Bunlar da 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı provalarından sonra kendi aralarında eğlenen gençler... Çocuk Bahçesinde "Kolbastı" çalışıyorlar.

Yeşilin her tonu var burada. Canım babacığım öyle meraklı ki...

Farkettiniz mi bilmiyorum. Kuşları çekecektim, hepsi kaçıp gittiler. Bir tanesini ucundan yakalamışım sanırım.


Bunlar da tembel çiçekler! Arkadaşları meyveye dönmüş, onlar hala lay lay lom! Çıkarın artık o çiçekli giysileri, bahar bitti, yaz geldi! Bu kadar da geç kalınmaz ki...

Yar yolunu bekleyenler, akasyalar sizin için. Çok güzel açmışlar da...


"Sen de farkındasın ki bu dünyanın
Ağacına ağaç, taşına taş,
Bulutuna bulut dediğin gün;
Minaresini uzarken, balığını yüzerken,
Fidanını büyürken sevdiğin gün



İtiraf eyle ki henüz sabi,
İtiraf eyle ki henüz toydun.
Gözlerin ot kokardı
Ağzın süt.


Bir de gördüm ki insanmış her ne var alemde,


Meğer her şeyin aslı astarı insanmış.

İnsan alemde hayal ettiği müddetçe değil,
Aziz şair.

İnsanları sevdiği kadar yaşarmış.

İnsanları seven mis
Sevemeyen bir hoş kokarmış.



Bundan ötesi yalan
Allı yalan, pullu yalan.


(Çok eski bir araba, yıllardır burada durur, hep fotoğrafını çekmek istiyordum. Kısmet bu güneymiş...)

Velhasıl yüzünü güldüren cümle incik boncuk,


Bir de baktım ki dikilivermiş karşına...

Bütün heybetiyle insanoğlu


İnsanoğlu bu;
Sadece meyvalardan ve hazlardan ibaret değil.

Bir de baktım ki etrafını insanlar almış
Halka halka, dizi dizi, arşa kadar

(Çıplak kayalardan balık tutmaya çalışanlardaki yaşama tutkusunu seviyorum...
)


Bir yapı içresin ki insandan kurulmuş
Duvarları insandan örülmüş


Harcı insan, tuğlası insan

Tavanı döşemesi insan,

Acısıyla, sızısıyla
Bin türlü halleriyle insan..."

(B.R.Eyüboğlu'ndan)


Arkadaki gençler bayram çalışmalarından dönüyorlar.


Canım Babacığım, Seni Çok Seviyorum...

İyi ki benim babamsın...


Bunu da babam çekti.

Hoşçakalın...