3 Şubat 2011 Perşembe

ÇANAK ÇÖMLEK PATLADI


Suç kimde, suçlu kim?

Büyük Usta Muhsin Ertuğrul "İnsanın en değerli varlığı vücudu ve ruhudur. Hastane gövdelerin, tiyatro ruhların şifa kaynağıdır. Ruhsuz adam bir kalıptır. Düşünmekten, duymaktan, insanlıktan, iyi ile kötüyü ayırt etmekten uzak kalır. En korkunç suçları işleyenler hep bu ruhsuz kalıplardır. Beden hastaları ölür; ruh hastaları öldürür!" der...

Şu son zamanlarda yaşananlara bakar mısınız? Yirmi dört yaşındaki insanın içkili mekanlara girmesini yasaklıyoruz; on sekiz yaşındaki insanın silah almasını serbest bırakıyoruz. Akıllı insanların yapacağı iş mi bu?

Ortadoğu kaynıyor, kardeş kardeşi öldürüyor...


Bugün dünyanın gözünün önünde çılgın bir oyun sahneleniyor, daha doğrusu oyun içinde oyun oynanıyor. Bizler şimdilik izleyici koltuğunda, olanları izliyoruz. Kişiler değişiyor, mekan değişiyor; yöneticiler değişmiyor. Senaristler de aynı gibi görünüyor.Oyunun konusu hep vahşet!

Gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın, bir köprü düşünün lütfen:

Köprüde protestocular bir uçtan; polisler diğer uçtan birbirlerine doğru ilerliyorlar. İyice yaklaşınca polisler iki yana çekiliyor; arkadan gelen iki büyük polis aracı göstericilerin arasına dalıyor, insanları eze eze dolaşıyor. Kim öle, kim kala...

Polis emir kulu, o bugünler için hazırlanmış. Yönetim de bağımsız değil. Bir yerlerden aldığı buyruk gereği, devletin ordusuna yaptıramayacağı işler için 'hükümetin polis ordusu'nu kurmuş! Zamanı gelince kendi iktidarını korumak amacıyla onları eğitmiş, halkının üzerine salmış! Ne var bunda mı diyeceğiz?
İran'da da böyle olmamış mıydı?

Bu insanların ruh sağlığını düşünüyorum ben. Evine gidince çocuğunun başını nasıl okşayabiliyor?

"Mübarek" ler polis sever! Verilen ayrıcalıklar bunu kanıtlamıyor mu?

Mısır patlatanlar bilir, bir tencereyi iyice kızdırırsınız, içine mısır tanelerini atarsınız, biraz yağ, biraz tuz eklersiniz ve tencerenin kapağını kapatır beklersiniz. Kıvamına gelen patlar, büyük bir keyifle sesleri dinlersiniz, sesler giderek azalır, sonra biter. Açarsınız kapağı, o da ne? Çat, pat diye geç kalan mısırlar da patlar; patlamayanlar zaten bir işe yaramaz, onları çöpe atabilirsiniz.

Ortadoğu ülkelerinde de patlayan patlayana... İnsanlar diktatörlere karşı sokağa dökülüyor, diktatörler polisi halkın üstüne sürüyor; baş edemeyeceğini anlayan diktatörler kaçacak delik arıyor!

Hepsi iyi hoş da bu halklar otuz yıl uyuduktan sonra nasıl uyandılar gaflet uykularından? Büyük Ortadoğu'da mısırlar peş peşe patlıyor, domino taşı gibi saraylar yıkılıyor.

Sırada kimler var, en sonunda patlayacak ülkeler hangisi? Kapak iyice açılınca göreceğiz. Uyanmak zorundayız. Uyanık olmalıyız. Aklımızı toparlamalıyız. Ruh sağlığımızı korumalıyız. Dilerim çok geç kalmayız.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Diktatörler genellikle seçimle iktidara gelirler. Sonra belli bir zümrenin çıkarlarını savunurlar. Zaten onu iktidara getirenler de onlardır. Onların menfaatlerini takip etmeye başlarlar. Daha sonra da, çalışanlar ürettiklerinden gerekli payı alamaz. Çünkü diktatörlerin yönettiği ülkelerde gelir dağılımı hızla bozulur.

Diktatörün ilerleyen dönemlerinde, diktatörler mutlaka Amerika’dan destek alırlar. Buna mecburdurlar. Onu destekleyen zenginler, aracılar parayı Amerika’dan alırlar. Diktatör ile Amerika bir müddet sonra, birlikte yaşarlar.

Bunlar zaten bildiğiniz şeyler. Yeni bir şey yok.

Yukarıdaki kuralı Hosni Mubarek için uygular isek, aynı sonuçlara varırız.

Diktatörlerin durumu sarsılınca da, ilk terk edenler bu dışa bağımlı tüccarlar olur.

Nitekim bu gün, Hosni Mubarek’in partisinden ilk istifa eden de, Mısırın en zengin tüccarlarından Ahmet Ezz oldu.

Halk kelle istemiyor ama rejimin değişmesini istiyorlar. Mubarek isyancıları susturabilmek için İçişleri Bakanının kellesini halkın önüne attı. Ama yetmedi. Arkasından Hükümeti görevden aldı.

Bu anlattıklarım Mısır’da olan gelişmelerin sosyolojik arka planıdır.

Bir de diktatörün bağımlı olduğu dış güç var. Amerika.

Amerika Mısır’da olaylar başlayınca, Mısır'la ilgili bir kriz masası kurdu. Devletin üst düzey yetkilileri sürekli toplantı halindeler. Amerikan savaş makinesi CNN’de bir Sosyal Medya Karargahı oluşturdu. Dakika dakika Mısır’daki halk hareketini takip ediyorlar.

Fransız, İngiliz televizyonları da, pür dikkat olayları takip ediyorlar. Sanki olayın içindeymiş gibi yaşıyorlar.

Batı medyası sürekli, Mısır ordusunun tavrını Kahire’deki muhabirlerine soruyor. Aldıkları en ufak bir bilgi kırıntısını Sosyal Medyada değerlendiriyorlar. Amerika’nın alacağı tavır konusunda, halkın önünde strateji oluşturuyorlar. Bu bir habercilik çalışmasından ziyade, savaşın içinde mevzilenme şartlarını araştıran, bir savaş mangasının tavrını gösteriyor.

Batı medyası, kırılan yabancı bankaların bankamatiklerini gösteriyor. Kalkışmanın içindeki yabancı düşmanlığının derecesini anlamaya çalışıyorlar.

Öte yandan Obama olsun, Avrupalı devlet yetkilileri olsun, sürekli reformlardan söz ediyorlar. Şimdiye kadar kullandıkları Mubarek’e reformları yap diyerek, Mısır halkını kazanmaya çalışıyorlar.

Halbuki onlar da biliyorlar ki, Mubarek onların yap dediklerini yaptığı için bu duruma düştü. Halkı ile karşı karşıya kaldı. Mubarek bakanlarını halkın önüne yem diye atıyor. Amerika da daha önce kullandığı Diktatörünü Mısır halkının önüne atıp, yeni kurulacak iktidarla işbirliği yapmaya çalışıyor. Halk harekatından sonra da Mısır’ı kullanmaya devam etmek istiyor.

Özetle Amerika, medyası ile, daha önceden Mısır’da ele geçirdiği haberleşme ağları ile bu olağanüstü durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyor.

Olayların sonu nereye varır, bu soruya cevap vermek şu aşamada mümkün görünmüyor.

Ancak şunu şimdiden söylemek mümkün. Baradey gibi Batının desteklediği bir işbirlikçi Mısır’da iktidar olursa, olan yine Mısır halkına olacaktır.

Diktatörler seçimle gelir, halkla giderler. Bizim diktatörün de, Hitlerin de seçimle geldiğini unutmayalım. Diktatörler seçimle gitmezler. Çünkü sandıkları önümüze onlar koyar. Sandıktan da onlar çıkar.

Mubarek 30 yıl sandıktan çıktı.


Selamlar,Bülent

aysema dedi ki...

Yazdıklarınızın tümüne katılıyorum. Açıklayıcı yorumunuza çok teşekkür ederim. Yüzde seksen beşlerle geldiler, kullanıldılar, gidecekler. Gelenler daha iyi olmayacak. Yıkılmasın, ama güçlü de olmasın.
Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi adım adım uygulanıyor. Sırası gelenler gidecek...Bekleyip göreceğiz...

beenmaya dedi ki...

ekleyecek bir şey bulamadığımdan çok daha fazla kişiye ulaşsın diye yazının linkini paylaşmayı tercih ettim ben de...

elifin terazisi dedi ki...

Yazınızıda yapılan adsızın yorumunu da beğendim. Keşke beğenmeseydim nerden uyduruyorlar, hayal dünyaları ne kadar paranoyak şeyler üretiyor diyebilseydim...

Çınar dedi ki...

Neyse ki bizim ülkemizde böyle bir şey yok(!). Mesela; biz bugün Kızılay'daydık. Ömrümde görmediğim kadar polis birikmişti. Dağ taş polis olmuştu, torba yasasını boykot için Ankara'ya gelen işçilerin meclise yürümesini önlemek için. Bırakın gösterici sayısını Kızılay'dan gelip geçen insan sayısının toplamından bile 3-5 kat fazla polis vardı. İşte biz bu inanılmaz güven ortamında (!), umarsız duyarsız, bir kafede oturup çaylarımızı yudumladık. Amann sende torbaymış yasaymış, ekmekmiş aşmış Mısır mış patlarmış patlamazmış kim takar :((((((

Bugün gördüklerim beni şok etti. Hele de halktaki,kanıksamışlık vurdumduymazlık boşvermişlik...

Sonumuz hayır olsun