9 Mayıs 2011 Pazartesi

ZONGULDAK'TAN BAŞBAKAN GEÇTİ


Yok yok izlemeye gitmedim.Ben kuaföre gittim.

Badanadan sonra, dip köşe temizlik yaptım; ev tertemiz oldu.Sıra bana geldi...

Zonguldak'ta temizlik sizin oralardakine pek benzemez. Farklıdır Zonguldak'ın karası, yağlıdır; yağlı karadır. Zor paklanır, onun için Zonguldak insanı zorludur, dirençlidir. Kolay kandırılmaz, biraz şans tanısa da sildi mi kökten siler, temizler tüm kirleri. Zonguldak temizlenince de başka türlü güzel görünür.

Zonguldak kömürdür, kömürden geçinir. Ne yazık ki tek geçim kaynağı maden ağacı da budana budana bir iki dala kaldı. Kaçakçılara terk edildi maden ocaklarının çoğu, "Ölen ölür!", "KADERDİR!" dendi; "Kalan sağlar bizimdir!" anlayışıyla beraber yüründü uyduruk kömür yollarında... Kömürün yanında başka iş alanları açılmadı yıllardır, küçüle küçüle bugünlere geldi. Eskiden göç alan Zonguldak artık göç veriyor dört bir yana.

Temizliğe gelen kadınla konuşuyoruz mola anlarında, anlatıyor:

"Kocam, kaçak maden ocağında çalışıyordu, kazada kaburgası kırıldı, üç ay iş göremez raporu aldı, şimdi evde. Önce çalışmama karşı çıktı, şimdi ses çıkarmıyor. 'Sen benden çok kazanıyorsun.' diyor. O, günde 30; ben 80 alıyorum...


Zonguldak nasıl bu duruma getirildi biliyor musunuz? Devlet 100 dolara mal ettiği kömürü demir çelik fabrikalarına 30 dolara sattı.Kimler yararlandı bu durumdan, onu da söyleyeyim; demir çelik ürünlerini kullanan sanayiciler, iş adamları... Sonra da aynı devlet 'Madenler zarar ediyor, tez kapatıla!" buyruğu verdi. Küçültüldü TTK... Çalışanların çoğu genç yaşta emekli edildi. Sendika sendika olmaktan çıktı, düzene alkış tutar hale getirildi.

Pırıl pırıl gençlerimiz iyi üniversitelerde okudu, gittikleri yerlerde kaldı. Genç emekli ana-babalar, kendilerine uygun yurt köşeleri aradı yerleşmek için. Zonguldak küçüldü, küçücük kaldı.
Dul ve yetimleri çok olan Zonguldak kaldı geriye...

"Kırmızı gülün adı var,
Her gün ağlasam da yeri var;
Bugün benim efkarım var.
Ah bu gönül arzu eder seni seni yar...

Kırmızı gülün pürçeği aman aman,
Yar önümde oynar köçeği,
Neyleyim yarsız döşeği, aman aman,
Ah bu gönül arzu eder seni seni yarrr seniiii!.."

Ya ben ne anlatıyordum? Nereye geldim? Haaa, cumartesi günü Zonguldak'tan başbakan geçti! Zonguldak Zonguldak olalı böyle işkence görmedi. Şehir kuşatılmış gibiydi. Her adımda polisle burun buruna geliyordunuz. Şöyle bir nefes alayım diye başınızı dik tutmak istediğinizde caminin tepesinden size uzanmış namlusuyla dev gibi komandoları fark ediyordunuz.Düşman işgalindeyiz de biz mi bilmiyoruz? Kimi kimden koruyorsunuz? Elim fotoğraf makinama uzanıyor, vazgeçiyorum. Alnımın ortasına bir kurşun gelirse korkusuyla ürperiyorum.

Zonguldak ülkenin en güvenli yeri. Kalabalıkların arasında Zonguldak'tan tanıdık yüz arıyorsunuz, yok, bir tek tanıdık kişi göremiyorsunuz. Hepsi yabancı yabancı bakıyor size...

Kuaför, pencereden bakıyor; tanıdıklarını görüyor: 'Aaa! bizim köylüler hep burda!' Biraz sonra, kapı çalınıyor, gelen kuaförün köyden akrabaları. Köyden bedava araba kalktığını görünce Zonguldak'a gezmeye geldiklerini söylüyorlar...

Dershaneden çıkan genç kızlar geldi kuaföre öfke içinde. Yaaa, geçirmediler, eve gideceğiz; tüm yolları kapatmışlar! Zaten şifreler, kopyalar canımıza yetti, puanlarımız hiç edildi; şimdi de zamanımızı çalıyorlar! Evlere telefon ediliyor, geç kalış nedenleri açıklanıyor.
Biri 'Aaaa, yalan söylüyor! Karaelmas Üniversitesini 2007'de biz açtık, diyor! Süleyman Demirel açmıştı, biz de şuradan izlemiştik!'. Hafızamı yokluyorum, 90'lı yıllar diye kalmış açılış tarihi.
Diğer müşteriler ağır konuşuyor. Bölecekler, bizi birbirimize kırdıracaklar bu gidişle! Tüm değerlerimize saldırılıyor, hem de çirkinleşerek, diyor biri. 'Bu çirkin kasetleri kim çekiyor, kim servis yapıyor?' sorusunu ortaya atıyor diğeri. 'Çocuklar işsiz, ne olacak halimiz?" diyor öteki. Kuaför müşterisinin azaldığından yakınıyor. Seçimden çok geçim konuşuluyor buralarda...

Eve gelmek için kuaförden çıktığımda saat 19.00'a geliyordu. Helikopterler havada turlarken yollar hala açılmamıştı. Gazi Caddesinin arka sokağı bomboştu, iki başından polisler kapatmışlar; kendileri de başında bekliyorlardı. Kalabalık içeri girmek istiyor, onlar izin vermiyor! İş yerleri, eczaneler, pastaneler, hediyelik eşya satan mağazalar var burada.Ertesi gün 'Anneler Günü', ama esnaf müşterisiyle buluşamıyor...

Güç bela otobüs durağına doğru ilerliyorum; yollar, kaldırımlar öfke küpü insanlarla dolu. Hareket halindeki otobüse dar atıyorum kendimi. Ayakta tutunmaya çalışırken, otobüs şoförü camı açmış, yolun ortasından salınarak geçen sakallılara bağırıyor: 'İnsanız biz, biz de insanız; yeter yahu!'

Eve gelince Karaelmas Üniversitesi'nin resmi veb sitesini açıp bakıyorum, ne zaman kurulmuş diye:


"Üniversitemizin çekirdeğini teşkil eden Mühendislik Fakültesinin orijini 1924 yılında kurulan Maden Mühendislik Mektebi’dir. Bu kurum sırasıyla Maden Meslek ve Başçavuşları Okulu, Maden Teknik Okulu, Mühendislik Mimarlık Akademisi aşamalarından geçerek 2809 Sayılı Kanunla Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanarak Zonguldak Mühendislik Fakültesi adını almış ve 11.07.1992 tarih 21281 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3837 Sayılı Kanunun 9. Ek Maddesi ile Zonguldak Karaelmas Üniversitesi kurulmuştur."

Acı acı gülümserken, eşim mutfaktan sesleniyor: ' Hadiii ama, yemekler soğuyacak!'

Eve geç gelmek güzel oluyormuş dostlar, siz de deneyin ara sıra da olsa...


EK: Yılmaz Özdil yazmış:
Zong'uldak

5 yorum:

zihni dedi ki...

Özal'dan bu yana maden çalışanları üzerine tuzak kurulurdu biliyorsunuz. Bu tuzağa çok ucuz yoldan kapılanlar az değildi günümüze kadar. Özel-leş-tirmenin en baştaki amacı peşkeş, ikinci büyük amacı toplumun sorgulama yeteneğini ve gücünü yok etme üzerineydi. Bu çok anlatıldı ama bildiğiniz gibi tuzağa düşenler çoğunlukta oldu hep. Kötüniyetli bilgizis sendikacılar beslendi hep. Şimdi "ettiklerini çekiyorlar" demeye dahi dilim varmıyor!
Zonguldak'ın kaderi de diğer sanayi bölgelerinin aynısı.

saricizmeli dedi ki...

12 haziran'dan sonra buluşuyor muyuz Dikili'de?
Anneler gününüzü kutluyorum.
Güzel çocuklarımız büyüyücek, herşey güzel olacak hocam.

sünter dedi ki...

Kiziyorum ben bu mitinglere. Hangi cagda yasiyoruz. Ama oraya giden insanlara daha cok kiziyorum. Tamam bedavadan otobüs kaldiriyorlar biliyorum ama insanlar gitmese ragbet göstermese...bu kadar bedavacilik olurmu?...Üstelik gidince ne dinliyorlarki sen bunu dedin ben bunu dedim. Ötekiler kötü ben harikayim...
Ciksinlar televizyona anlattsinlar.Isinde gücünde olan insanlarinda zamanlarindan calmamis olurlar. Isteyende oturur dinler. Ama o zaman gövde gösterisi yapamazlar tabii..Oyum bosa gitmesin diye düsünmeden oy atan insanlarin aklinida celemezler.

Ayrica Basbakan kefenini giyip cikmis bu yola ya onun icin bu kadar koruma:))Ülke insani ilk kez bir basbakan gördü sanki...

oyumben dedi ki...

Akıl tutulması böyle bir şey işte. Pötürdemiş, tecavüze uğramış zihinlerin karanlık bir geleceğe doğru hevesle koşmasını seyrediyorum. Benim de aklım tutuluyor...

Ali İkizkaya dedi ki...

Sevgili Hocam !
O kadar güzel anlatmışsınızki, sanki canlı yayın bir sizin lisanınızdan tarih dersi olmuş.
Hep yaşadığımız rezilliği bir kere daha onlar seçilecek diye biz yaşıyoruz.
Ben de anlamam kampanyayı. Konuşsun anlatsın tv de 1 hafta gidelim atalım oyumuzu. Zaten seçim kararı alındığından bu yana tüm işler durdu.
Aynen katılıyorum akıl tutulması neticesi sefillik, rezillik. Ceremesini çeken bizler, sefayı süren onlar.