21 Aralık 2011 Çarşamba

SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?




Savaş ve gazeteci...

18 yorum:

zihni dedi ki...

ödül töreni sahnesine bomba koyardım ki, savaş tüccarları azalsın. sivrisineklere zehir sıkar gibi. ardından gazeteciyi telkin etmek için çaba sarfederdim, üzüntüsüne ortak olurdum.

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Sağ ol öğretmenim, kalbime ağrı soktuğun için :(
Ben olsam hiç tereddüt etmeden kızın yardımına koşardım, bir an bile düşünmezdim ama o zaman insanlığın bu vahşetten haberi olur muydu? Ha oluyor da ne oluyor o da ayrı tartışma konusu.
Ödül mü; neye ödül? Bu fotoğrafı çekmek bir ideal midir?

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,

İlk izlediğim zaman büyük bir öfke duydum. Şimdi daha sakin bakabiliyorum. Aslında başlığa koyduğum zor bir soruydu. Siz olsaydınız ne yapardınız? İnsanlık yardım etmenin zorunlu olduğunu söylüyor. Ancak bir de koşulların dayatması var.
Savaş acımasızca öldürme sanatı değil mi? Bu ortamda gazeteci olmak, ya da insan kalmak kolay mı? Gazetecinin çocuğu kurtarmaya çalışırken başarılı olma şansı var mıydı acaba? Çocukla birlikte o da ölseydi bu kadar etkili olabilir miydi?
Şu anda "Savaşa Hayır!" diye haykıran insanların olmasında bu fotoğrafın katkısı inkar edilebilir mi?
Ama yine de gönlümüzden geçen kurtarsaydı o çocuğu, insanlık öldü mü, çığlığı yüreğimizi tırmalıyor. Keşke kurtarabilseydik tüm çocukları hiç olmazsa...
Ödül vermeselerdi belki de bu olayı hiç konuşmayacaktık. Bu da olayın başka bir boyutu.
Dostlukla...

aysema dedi ki...

Sevgili Gülen'im,
Duyarlı yüreğin isyan ediyor biliyorum. Etmeyecek gibi de değil aslında. O çocuğun yalvaran bakışları benim de yüreğimi kanatıyor.
Ancak Sevgili Zihni'ye yazdığım yanıt yorumumda da belirttiğim gibi yardım şansı var mıydı sorusu da aklımı kurcalıyor.
Yardım olanağı varken bunu yapmayan, haber olsun, benim olsun mantığıyla davranan kişi gazeteci de olsa sorgulanmalıdır, diyorum.

Ödül, belki de savaşın korkunçluğunu gösterip insanlığımızı sorgulattığı için verilmiş olabilir mi diye düşünüyorum.
Sevgilerimle...

SERDAR ANT dedi ki...

Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan ne kuşpalazından
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın
atom bulutlarının ışığında,
ne bir santim kemik, ne bir damla kan,
çocuklar ölebilir yarın
atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.

Nazım Hikmet

aysema dedi ki...

Sevgili Serdar Ant,
Şiir için teşekkür ederim.
Bir şiir paylaşmak geldi içimden:

ÖLDÜRME N'OLUR
Biri salıncakta büyüyor
Dünyası ile birlikte
Biri yaratıyor gökyüzünü
Elleriyle
Bekle n'olur?

En güzel dünyayı hazırlıyor
İnsanlarım
Bir demet çiçek gibi
Sunacak ellerime
Öldürme n'olur

Dostlar ölmese de senin için
Yollarına koy canını, selam dur!
Ölmek daha güzeldir öldürmekten
ÖLDÜRME N'OLUR!

Şinasi Özdenoğlu

Saygılarımla...

DARMADAGIN dedi ki...

Mesleki ideallerim heveslerim ve bu konuda basarılı olma adına ugrastıgım her sey insanlıgımın ve vicdani duygularımın önüne gecmedi...

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Bana göre çok geç kalmış bir çğlık. Sahneyi sonuna kadar çekip hiçbir tepki koymadan çekip gittikten, çekimi bir meta haline getirip yarıştırdıktan sonra ödül alınca mı çığlık atılır? Ya ödül almasaydı, aynı çığlığı atmak için törenin sonunu mu bekleyecekti? Ya da evine çekip gidecekmiydi?

aysema dedi ki...

Sevgili Darmadağın,
Haklısın. Hiçbir şey insan, hele de bir çocuk yaşamından önemli olamaz.
Bu arada hoşgeldiniz. Tekrar görüşmek dileğiyle...

aysema dedi ki...

Sevgili Mehmet Bilgehan Merki,
Doğru, geç kalmış bir çığlık; ama bunu bile önemsiyorum ben. Vicdan azabı midesini bulandırıyor.
Bir de vicdanı bile sızlamadan hem de iftira atarak acılar yaşattığı insanların bu durumundan zevk alan türeme gazeteci-cikler var ekran ekran gezen; ağzından köpükler saçarak gerçekleri karartan.

Zor soru sormuşum gerçekten.
Dostlukla...

mehtap dedi ki...

tek bir şey anladım o da insan denen yaratığın ''vahşet'' duygusuyla bir arada yaşadığı,vahşi olmasının alkışlandığı ,o fotoğrafı çekebilen de ona ödül veren kadar o duyguya esir olmuş gözüktü gözüme.Alkışlayanlar neyi alkışlamış anlamadım, bir insanı ölürken çekebilmek alkışlanacak,ödüllendirilecek bir şey mi?

aysema dedi ki...

Sevgili Mehtap,
İsyan etmemek elde değil. Ve savaşa öfkemizi tetikliyor bu nedenle de. Sözle sayfalarca anlatsak olaydaki vahşeti bu kadar çabuk ve etkili anlatamayız değil mi?
Katkın için teşekkür ederim. Sevgilerimle...

zihni dedi ki...

Sevgili Hocam,
aynen sizin gibi düşünüyorum ayrıntıları. Ancak benim salona bomba atma öfkem ödülün içeriğine değil. O ödülü verirken yapılan alkışlarla birlikte gülümseme-hatta sırıtmalaradır. Sanki "böyle olayların sayısı artsa da haber reytingimiz tavan yapsa" der gibiler! Özel medyanın reyting beklentisi insan hayatından daha önemli görülüyor!

beenmaya dedi ki...

gazetecilik okudum ve bir süreliğine yaptım da mesleğimi. ama savaş muhabirliği yapamayacağım işlerden biridir. yani ben zaten oraya gitmezdim, gidemezdim...

Çınar dedi ki...

Evet, başlıktaki soruyu cevaplamak gerçekten çok zor ve o şartlarda orada olmadıkça, yaşanmadıkça cevaplanamaz bir soru.

Gazeteci o anda ne yapabilirdi, çocuğu kurtarmak istese başarabilir miydi..?
Çok acı olan savaşın vahşetini gözler önüne seren fotoğraflara bakan onlarca insanın rahat yüz ifadesi ve alkışlar. Kanıksamışlığı duyarsızlığı gösteren bu tablo yüzümü kızarttı benim de insanlık adına.

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,
Yazdıklarınıza katılıyorum. Evet bazıları haber yakalamanın sevinciyle, orada yaşanan acıları, dramları görmüyorlar bile. Bazıları da bunlara şakşakçılık yapabiliyor. Her şeye karşın insan kalabilmek önemli...

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya,
Keşke hiç savaşlar olmasa, savaş muhabirleri de oraya gitmese... Ama o savaşı birilerinin canı pahasına duyurması da insanlık görevi galiba.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Çınar,
Çok haklısın. Barış barış barış diyoruz, yurtta ve dünyada...