11 Ocak 2012 Çarşamba

DENİZ KUDURDU



"Deniz kudurdu." dedi bindiğimiz servis otobüsünün şoförü...

Pencereden baktım gercekten kudurmuş gibiydi deniz. Gibiydi diyorum çünkü ben daha kudurgan dalgaları görmüştüm Karadeniz'de... Ancak gözünü sevdiğimin Alanya'sının denizi hiç bu kadar korkunç gelmemişti bana. Köpük köpük dalga dalga yükseliyordu yol boyunca. Yine de "Ah keşke sadece deniz kudursa hep!" diye geçirdim içimden. Koca koca adamlar kudurmuş, saldıracak 'adam gibi adam' bırakmadı yalnız ve güzel ülkemizde...
Antalya'dan Alanya'ya Atlas Jet'in servisiyle yaptığımız iki saatlik yolculuk boyunca, yağmur otobüsün sileceklerini zorluyordu. İstanbul'dan Antalya'ya bir saatte bulutların arasından süzülerek nasıl da kolay gelmiştik. On saatlik yolu bir saatte tamamlamak az şey mi? Bize bu olanağı sağlamak için gecesini gündüzüne katan bilim insanlarına bir kez daha selam olsun. Dünya öküzün boynuzunda diyenlerin torunlarının halkı ,dini kullanarak, kandırma çabalarıyla bilimde-sanatta-teknikte insanlığa hizmet edenlerin yarışında şampiyonluğu kimin kapacağı merak konusu değil mi?

Kış kıyamette bu Alanya yolculuğu da nereden çıktı diye hiç sormayın. Ben de ne olduğunu anlayamadan kendimi Antalya yolcuları arasında buluverdim. Hesapsız kitapsız, hazırlıksız bir geliş oldu benim için de... İstanbul'dan Ankara'ya gidecektim.
Uzun süredir canım kardeşim ve canım ablamdaydı babam. Oradan babamı alıp Zonguldak'a evime dönecektim. Olmadı. Dedim ya hesapsız kitapsız bir yolculuktu bu. Babam durup dururken evini özlemiş, kaçıvermiş buraya. Ben de peşinden kalkıp geldim işte...

Kızamıyorum da, öyle mutlu ki burada... Herkes evini istiyor, evinde rahat ediyor. Telefondaki sesi bile bir başka çıkıyor inanın. Mümkün olsa onunla burada yaşasaydık, ama işin bir de aması var. Bizim de bir evimiz, bizim de bir hayatımız var değil mi ama?


Yaşlılık zor be dostlarım; yaşlı yakını olmak da öyle... Çocuk olsa bir şekilde ikna oluyor, yaşlılar için durum daha karmaşık. Sorun, kim kime uyacak, sorusunda düğümleniyor galiba. Evet, kim kime uyacak? Bu sorunlar nasıl çözülecek? Aynı şey kayınvalidem için de geçerli. O da evinden ayrılmak istemiyor.Ancak onunla aynı şehirdeyiz gidip gelmesi kolay. Babamınki öyle değil ki... Karadeniz'den Akdeniz'e el uzanmıyor, kol uzanmıyor. Gel diyorsun bin türlü bahane sıralıyor. Burada hava güzelmiş, yürüdükçe ayakları açılıyormuş, otur otur canı sıkılıyormuş, oralarda dışarısı soğuk, içerisi çok sıcakmış, mış muş işte... Neyse ki ikisi de kendine bakabilecek durumda, kendilerine güvenleri tam. Çok şükür ki öyleler. Öyle olmasalardı işimiz çok zordu...


Alanya'da kuduran sadece deniz değil, asıl gök kudurmuş! Bir yağmur bir yağmur ki , kovalardan boşalırcasına yağıyor aralıksız. Akşam elektrikler de kesilince erkenden yatalım dedik. Karanlıkta şimşek çakmalarının oluşturduğu yanıp sönen ışık yansımaları; ülkemizde yaşanan tüm saçmalıklara öfkelenmişcesine gürleyen gök gürültüleri aklıma Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani öyküsünü getirdi . Öyküde" yabani kul" kılığına girip ev halkını korkutup delirtmek isteyenlerin foyasını okumuş yazmış bir kişi ortaya çıkarmıştı. Zamane gulyabanilerinin işini de -el ele verebilirlerse- aydınlar bozacak diye düşünürken deliksiz bir uykuya dalmışım...

Ne diyorduk yaşlılık zor iş gerçekten. Onları mutlu etmenin, rahat yaşatmanın yolu nedir? Bilen varsa söylesin. Ben, bir hafta kalıp gidelim, diyorum; o, gelmişken biraz kalayım, diyor. "Biraz" ucu açık bir sözcük değil mi?

Haa bu arada portakallar tam kıvamına gelmiş. Ağaçtan dört tane koparıp iki bardak portakal suyu çıkardım. Tadı mı? Sizinkileri bilmem ama bizim pazardan aldıklarımıza hiç benzemiyor. Harika bir şey bunlar...

5 yorum:

İÇİMDEN GELDİGİ GİBİ~~~ dedi ki...

yaşlılıkta yaşamın kaçınılmazlarından,sağlıklı olduktan sonra gerisi önemli değil,kış günü gezme olayına gelince bende evimde sıcacık kahvemle camın önünde oturmayı seviyorum ama çevreme bakıyorum geziler devam ediyor:))

mehtap dedi ki...

portakal deyince ağzım sulandı, burada onlardan bulma şansımız hiç yok sanırım.Yaşlılık zor bir şey gerçekten, umarım bizlerde büyüklerimizin dediği gibi ele güne muhtaç olmadan,sağlıklı yaşlanırız.

nalan dedi ki...

sağlıkları yerinde olsun. ne aileler var birbirlerinin seslerine bile tahammül edemiyorlar :(
şükür biz bağlıyız diyip sağlık dilemek lazım galiba :)

Çınar dedi ki...

Yaşlılık da yaşlı yakını olmak da çok zor gerçekten. Neyse ki hem baban hem kayınvaliden kendi kendilerini idare edebilecek durumdalarmış. Babanın evinde kalmak istemesine yerden göğe kadar hak veriyorum. Hangimiz başka bir evde evimiz kadar rahat olabiliyoruz ki. Ama sizin de gözünüz arkada kalıyordur yalnız bıraktığınızda. Off çok zor ... Umarım ikna edersin kolaylıkla.

Servis dedi ki...

Değerli blog yöneticisi makalelerinizi Beton buz olarak çok beğendik. Ekibimiz olarak başarılarınızın devamını dileriz.