26 Nisan 2012 Perşembe

ÇAYCUMA'DA UMUTLAR TÜKENİYOR

  Bir günlük kısa gezimizin sonunda yolumuz tekrar Çaycuma'dan geçti, yirmi gün geçmiş felaketin üzerinden...

6 Nisan günü  Filyos çayı üzerinde çöken köprüde yitirdiğimiz canları arama çalışmaları devam ediyor.Umutlar tükenmiş. Bir tek askeri helikopter nehir boyunca gidip geliyor çalışma olarak. Yapacak fazla bir şey de yok, suların nereye sürüklediği bilinmeyenler aranıyor helikopterle... 
İstenen, beklenen ne? "Bir namazlık saltanat..."
 Kim bilir, nerede, ne zaman, nasıl? 


 "Akan su kir tutmaz" atasözünü yalanlarcasına gözle görülür bir şekilde kirli, bulanık bir su akıyor dere boyunca. Hani o billur ırmakları var, diye şarkılar yazılan şırıl şırıl akarken insanı ferahlatan, dibinde yüzen balıkları gördüğünüz derelere hiç benzemiyor. Görüntü ürkütücü...
 Bir söylentiye göre dereden kamyon kamyon kum taşımışlar inşaatlara, bu da suyu işte böyle yapmış, tıklarsanız daha net görebilirsiniz...

 Bataklık oluşmuş, batanın çıkması kolay değil,  çamur akıyor sanki, dibini görmek olanaksız...  Doğa affetmiyor, bedelini çok ağır bir şekilde masum insanlar çekiyor böyle.  Depremde de aynısı olmamış mıydı?Kıyıları doldurup lüks apatmanlar yapmışlardı denize sıfır, bol paralar kazanmışlardı! O evlerin deprem sonrası görüntüleri beynimize çakılı kalmadı mı? Ders aldık mı?!

Pırıl pırıl güneşin parladığı nisanın son günlerinde bir nehir böyle mi olur? Bir önceki yazımda aynı gün denizden çektiğim fotoğrafları paylaşmıştım sizlerle, koca Karadeniz dupduru bir maviyle yüzümüze gülümserken Filyos çayı içimizi karartıyor, acıtıyor. Böyle bir ölümü kimse hak etmiyor... Kaza mı, kader mi, ihmal mi, bilinçsizlik mi, açgözlülük mü bu? Paranın yenmeyeceğini bir anlasak, ahh bir anlasak!

 Bekleşenlerin sayısı da oldukça azalmış. Dilerim tez zamanda yakınlarını... Cümlenin sonunu nasıl getireceğimi bilemedim, neyi diliyorum ki? Sabır, sadece sabır...

 Gezimizin son bölümü hüzünlü bitti. Biz geçtikten hemen sonra bir ceset daha bulunmuş. Aranan yedi ceset var daha... On beş can, dile kolay, on beş can bu sularda yaşama veda etti. Sabır, sabır, sabır... 
Ülkenin her köşesinden acı haberler geliyor, sabrediyoruz elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz. Yetkililer de sabır diliyor. Paragözler çalmaya çırpmaya devam ediyor, acılara yeni acılar katmak için durmak yok, yola devam anlayışı hız kesmiyor...

Sabır taşı olsa çatlardı, ama Anadolu insanı bu:


Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir,
Hoca Nasrettin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir,
Ferhad'dır,
Kerem'dir
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser.
Kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever 
el alır.
kanadı kırılır çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, "Yunus'u biçaredir, 
baştan ayağa yaredir." N.Hikmet

6 yorum:

zeynep dedi ki...

:(

zihni dedi ki...

Oy oaranını ve ucuz çalıştırılacak sayıyı etkilemiyorsa, "koyver gitsin" demeye getiriyorlardır!

Umurunda mı!!!!

aysema dedi ki...

Sevgili Zeynep, bazen söyleyecek söz bulamıyor gerçekten insan...

aysema dedi ki...

Şimdi de savaşa razı etmeye çabalıyorlar bu ulusu. Ölen hep garibanlar oluyor nasılsa...
Onların çocukları ya bedelli ya da raporlu...

Ekmeğimizi paylaşacakmışız Suriye'yle! Kimin ekmeğini, kiminle, ne için paylaşacakmışız? Yoksulun sırtından doyan doyana...

Emek değersiz,ölüm ucuz bu ülkede ve artık sıradanlaştı yazık ki...

Parpali dedi ki...

Ah... acıları hiç tükenmiyor bu ülkenin. Gittikçe koyuluyor yalnızca.

aysema dedi ki...

"Acıyı bal", "dertleri zevk" edinmişiz de ondan mı dersin Sevgili Parpali? Sabır taşı kıskanıyordur bizdeki tepkisizliği...
Sevgilerimle.