20 Nisan 2012 Cuma

DOSTUM KİTABINI AL GEL

"Kitabın ilk cümlesi o kitabın satılmasını; son cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu kazanmasını sağlar derler" diyen stylist co. uk isimli site, kendilerine göre edebiyat tarihinin en iyi kapanış cümlelerini içeren yüz eserin listesini çıkarmış. (TIK)

Ben de şu anda okuduğum kitabın ilk ve son  paragrafını yazmaya karar verdim.  Siz de şu anda okuduğunuz kitabın ilk ve son cümlesini  ya da paragrafını yazarsanız sevinirim. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak?

Okuduğum kitabın adı: Öğretmen(The Professor)
Yazarı:Jack Lynn
Çeviren: Zehra Ağralı 

İlk paragraf: " Öğretmen, New York'un Rochelle semtindeki eviyle iftihar ediyordu. Mineola'daki Harrison kardeşlerin seri inşaat örneklerinden biri olan evin ufak bir girişi, güzel bir tarihi, önünde de bir sokak feneri vardı. Mektup kutusunun üzerinde de şu ibare yazılıydı: Pastore Ailesi."

Son paragraf: " Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, sonra Monzanti başını çevirdi, gözlerini yere dikti. Profesör bir süre arkadaşını inceledikten sonra sigarasından bir nefes çekti, başını arkaya yasladı. Gözlerini yumdu.
Rahip Monzanti dua ediyordu."

Herkese iyi okumalar... 

13 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

Teşekkürler, inadına okuyacağız aydınlatan yazıları!

SERDAR ANT dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
SERDAR ANT dedi ki...

Kitap: SAMİZDAT
Yazar: SONER YALÇIN
(Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2012)

İLK PARAGRAF:

“Kırmızı Pazartesi”… Bunun henüz farkında değildim. Emektar Hatice Hanım’ın sesiyle uyandım, sabah 8’de uyandırır mısınız diye rica etmiştim; saat o kadar oldu mu? Hatice Hanım yine seslendi; bağırıyordu ve sesinde tuhaflık vardı; yataktan hızla kalktım, üst kattan aşağıya baktığımda giriş kapısının koridorunda polisler gördüm. O andan itibaren hayatımdan zaman kavramı çıktı.”

SON PARAGRAF:

“Biz kazanacağız. Bu baskıcı kâbus günler bir gün sona erecek, gerçekler mutlaka su yüzüne çıkacak. Yeter ki kendinize, mesleğinize hayata yabancılaşmayın, alçalmayın. İnsan kalmakta inat edin, kazanan hep insan olmuştur çünkü…

Bir yeryüzü çocuğu ne kadar zor özgürleşirse
İnsanlığımıza o kadar güçlü dokunur” (Conrad Ferdinand Meyer)”


Not: Yazarın söylediği bazı şeylere eleştirileri hakkımı saklı tutuyorum.

Asis dedi ki...

Sairin Romani
Murathan Mungan
Metis yayinlari 2011

1.paragraf : Acik denizde dev dalgalarla bogustuklari aylarca süren firtinali deniz yolculugunun sonunda o sabah,Anakara`nin güneybati körfezine özgü yumusak rüzgarin o tanidik kokusuyla uyandi.Kendine özgü bu sakiz kokusuyla birlikte Bendag`in kendisinden önce gömülü anilarini uyandirdi körfez rüzgari ;belleginin kuytu derinliklerini uyandirdi.
2.paragraf : Köezey ile Gamenn bir sey söylemeden ayni anda dönüp teselli uman gözlerle birbirlerine baktilar,hayatin kardes ettigi bu iki yarali adam sonra yeniden cayirin düzüne,batan güne verdiler yüzlerini ; orada ,öylece oturup neredeyse hic kimildamadan günes tamamen batana kadar cayirin üstünde agir agir solan gökyüzünü seyrettiler...Yarin kendileri icin yeni bir gün olmayabilirdi,ama bugün burada batan günes kainatta baska bir yerde,belki de rüyasindan yeni uyanmakta olan dünyada dogacakti.

Elif'in Terazisi dedi ki...

Sürü
Frank Schatzing
Çeviri:Anıl Bilge-Damla Özlüer
Juan Narciso Ucanan o çarşamba günü kaderine yürüdü ve bunu kimse farketmedi.

Konstantlar olmasa ne olurduk?

aysema dedi ki...

Sevgili Ali Zafer Sapcı, durmak yok, okumaya yazmaya devam...

aysema dedi ki...

Sevgili Serdar Ant,
Okuma listemdeki bir kitap paylaştığınız teşekkür edererim. Şiir Melih Cevdet Anday'dan gelsin mi?
TELGRAFHANE
Uyuyamayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o eski sen değilsin

Sen simdi ıssız bir telgrafhane gibisin

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketinin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku giremez ki

Uyumayacaksın

Bir sis çanı gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın

Saygıyla...

aysema dedi ki...

Sevgili Asis,
Katkın için çok teşekkür ederim.
Ondan bir cümle de benden gelsin:
"Herkes kendi toprağından çömlek yapar ama bu çömleğin bütün bir yerkürede kullanabilmesi gerekir.
Okunması gereken güzel bir kitap, şiir değil, şiir tadında...

aysema dedi ki...

Sevgili Elif'in Terazisi,
Okuyacaklarımın arasına ekledim bile Sürü romanını.Evet, bazen o ilk cümle okuma isteğini kamçılayıverir:
"Juan Narciso Ucanan o çarşamba günü kaderine yürüdü ve bunu kimse farketmedi."

Hani Orhan Pamuk'un o ünlü cümlesi gibi... Yeni Hayat'ta:
"Bir Gün Bir Kitap Okudum, Hayatım Değişti." Cümle güzeldi, ama kitabı pek sevmemiştim.

Katkın için teşekkürler...

hasret senfonileri dedi ki...

Ben bu son yıllarda, çok önceleri okuduğum ve beğendiğim, aklımda mıh gibi çakılı kalmış romanları yeniden okuyorum sevgili Aysema.. Genç kızlık dönemimde okuduklarımı yine beğenerek okuyorum ama sanki farklı bir sahneden izler gibiyim olayları.. hatta farklı oyuncularla.. ve ne enteresandır ki diyalogların etkisi bile farklı!!
Ve bu durum, duyguların değişimi olarak ama geridönüşümü olarak bende farklılık yaratmakta.. Çok ileri yıllarda bu dediğimi yaparsan ne demek istediğimi daha iyi anlayacağını düşünüyorum :))

Meselâ... 40 yıl önce okuduğum Charles Dıckens'in "iki şehrin hikâyesi" romanını aldım elime..
İLK PARAGRAF:
"İyi zamanlardı,kötü zamanlardı,inanç yıllarıydı, ışık zamanıydı karanlık zamanıydı, umut baharıydı, hüzün kışıydı; önümüzde çok şey vardı önümüzde, önümüzde hiçbir şey yoktu hepimiz diğer tarafa gidecektik..
**
VE SON PARAGRAF:
Bu son yaptığım, şimdiye kadar yaptıklarımdan çok daha iyi..Gittiğim yerde de şimdiye kadar tanımadığım erişemediğim bir huzura kavuşacağımı biliyorum.

aysema dedi ki...

Sevgili Gülsen Öğretmenim,
Eskiden okuduğum kitapları zaman zaman ben de yeniden okuyorum. Bazılarını atlayarak, bazılarını baştan sona okuduğum oluyor. Haklısınız çok farklı tatlar alıyorum.

"İki Şehrin Hikayesi" benim için çok özel bir kitap.Eşimin armağanıydı bana...
O ilk paragraf beni çarpmıştı gerçekten. Yorumunuzu okuyunca, kitaplığımdan çıkardım. İlk sayfasında eşimin yazdıkları ve o gün atılmış tarih: 24 Nisan 1976, güzel bir tesadüf, bugünkü tarih ise 24 Nisan 2012...

Elimdeki kitap 1972'de basılmış.
Çeviren Azize Bergin.
Altın Kalem Klasik Romanlar
Yöneten Vahdet Gültekin

Ayrıca bir not eklemişler: Bu roman İngilizce aslından tam metin Oxford Üniversity Press baskısından kısaltılmadan çevrilmiştir.

Bendeki çeviride sanırım bu nedenle giriş daha uzun tutulmuş. O zaman da okurken çok etkilenmiştim. İşte o giriş de şöyle:

"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü; akıl çağıydı, budalalık çağıydı; inanç çağıydı, inançsızlık çağıydı; ışık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, umut baharıydı,üzüntü kışıydı; önümüzde her şey vardı, önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz dosdoğru cennete gidecektik, hepimiz dosdoğru öbür yana gidecektik... Kısacası, devir şimdikine öylesine benziyordu ki en gürültücü yetkililerden kimisi onun iyi, ya da kötü olma derecesinin ancak "en iyi", ya da "en kötü" olarak kabul edilebileceğinde ayak dirediler."

Hatırlattığın için teşekkür ederim, tekrar tekrar okunması gereken bir roman bence de.
Sevgilerimle...

E S M İ R dedi ki...

2010-İst. Tüyap Kitap Fuarına gittiğim zaman, TEMA standında karşılaştığım Tema Onursal Başkanı ve bizim Toprak Dedemiz Hayrettin Karaca'nın önerisi ile aldığım kitap; verimli toprak katmanını tamamen kaybetmememiz için neler yapmamız gerektiğini ve toprak erozyonu hakkında önemli detaylara yer vermekteydi...

David R. Montgomery'in "TOPRAK", 'Uygarlıkların Erozyonu' (Çeviren: Emel Anıl)-Türkiye İş Bankası,Kültür Yayınları

***
Sadık Dostumuz Kara Toprak
"Toprağa nasıl davranırsak, kendimize de öyle davranmış oluruz" Wendell Berry.

İlk Paragraf:

1990'lı yıllarda, güneşli bir pazar günü, Filipinnler'deki Pinatubo Dağı'na tırmanıyorduk. Yanardağın 1991 yılında patlamasından sonra hâlâ dumanı tüten kumlarla dolu bir nehri inceleyecektik. Yakıcı tropik güneş altında zorlanarak tırmanırken, nehir yatağı kıvrım kıvrım dönüyordu. Birdenbire, önce bileklerime, sonra dizlerime ve nihayet belime kadar sıcak kumlara gömüldüm. Uzun çizmelerimden dumanlar çıkarken, öğrencilerim fotoğraf makinelerini çıkardılar. Durumumuzu uygun biçimde belgeledikten ve aralarında biraz müzakere ettikten sonra, beni bataktan çekip çıkardılar.

(...)

Son Paragraf:

Bir uygarlık birçok faktörün etkisiyle yok olabilir, amabir uygarlığındevam etmesi ancak yeterli üretken topraklarla mümkündür. Gelecek kuşakların toprağı bitirip yeni arazilere göçmek gibi bir seçim şansı olamayacak. Antik toplumlardaki gibi, çağdaş toprak koruma çabaları çok geç ve çok yetersiz mi kalacak? Yoksa tarım topraklarını yoğun biçimde kullnasak da korumayı yeniden öğrenebilecek miyiz? Uygarlığımızın ömrünü uzatmak için, toprağı endüstriyel sürecin bir girdisi yerine, maddesel zenginliğin yaşayan temeli sayarak tarımı yeniden biçimlendirmemiz gerekecek. Garip gelse de, uygarlığın yaşaması toprağın bir yatırım, bir mal yerine, kıymetli bir miras ve çer çöpten çok daha değerli bir şey olarak değerlendirilmesine bağlı.

aysema dedi ki...

Tema Vakfı Başkanı Sayın Hayrettin Karaca ve Sümerolog Dr Sayın İlmiye Çığ var güçleriyle bizi uyarıyor topraklarımıza sahip çıkmamız, değerini bilmemiz, doğayı korumamız konusunda, ama sağır kulaklar bu çığlıkları duymuyor. Günü kurtarma telaşında geleceğimizi çalıyorlar. Bir gün paranın yenmeyeceğini gördüklerinde çok geç olacak.
Köylerimizde birkaç yaşlı dışında kimse kalmadı. Emeğinin karşılığını alamayan insanlarımız büyük kentlerde heder olup gidiyor. Bu kadar bereketli topraklar yok olmaya mahkum bırakılıyor yazık ki...

Okunacaklar listeme ekledim Toprak adlı kitabı. Çok teşekkür ederim, böyle hatırlatmalar çok önemli, iyi ki buraya not düştün.
Sevgilerimle...