6 Nisan 2012 Cuma

ZONGULDAK- FİLYOS ÇAYI ÜZERİNDEKİ KÖPRÜ ÇÖKTÜ

Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde Filyos çayı üzerindeki köprü bugün saat 16.00 sıralarında bilinmeyen bir nedenden çökmüş. 

Haberi duyunca çok üzüldüm. Köprü üzerinden geçmekte olan sanırım biri minübüs üç araç Filyos çayına gömülmüş.Minibüste on üç kişi olduğu söyleniyor. Belediye başkanının babası da minibüsteymiş. Diğer araçlarda kaç kişi olduğu henüz bilinmiyor.  Dört de yaya çaya düşmüş, ancak onlar yaralı olarak kurtarılmışlar.

Kanal Z TV'nin canlı bağlantı haberine göre Zonguldak'a gelmekte olan AKP milletvekili Köksal Toptan ve CHP milletvekili Ali İhsan Köktürk olay yerine gitmişler. Kısa konuştular telefon bağlantısında... Çok sayıda iş makinası ve ambulans olay yerine gitmiş, kurtarma çalışmaları devam ediyormuş. Dileyelim can kaybı olmasın. Sanırım Filyos köprüsü 1951 tarihinde yapılmış.

Aynı tehlike Zonguldak merkezdeki Fevkani köprüsü için de geçerli. Köprüde yürürken köprünün sallandığını hissediyorsunuz. Köprünün altında pek çok işyeri var; üstü de otopark olarak kullanılıyor. Bu köprü bu kadar ağırlığa bakalım ne zamana kadar dayanacak? Kaldı ki  7 yıl önce hazırlanan uzman raporlarına göre metal yorgunluğu oluşmuş köprüde.Demirleri paslanmış. Aşırı yıprandığı için yıkılma tehlikesi var diyor uzmanlar. Yani tehlike kapıda, yıkılırsa "Bilinmeyen bir nedenle!" mi diyeceğiz? Ya da "Ben bilmem büyüklerim bilir!" le sorumluluklarımızdan kurtulduğumuzu mu sanacağız?

Daha geçen gün Zonguldak'ın Kozlu beldesinde heyelan oluştu. İpekevlerdeki dört apatrmanla dört de müstakil bina boşaltıldı. Tehlike devam ettiği için evini kaybedenler çaresiz yakınlarının yanına ya da misafirhanelere yerleştirildi. Ne olacaklarını bilmeden bekleyip duruyorlar.  Kayaların üstüne kurulmuş olan İpekevlerin temelini, aşağıda yapımı süren yeni bir inşaatın,sarsmış olabileceğini sanıyorum. Evleri yıkılanların tek tesellisi can kaybının olmaması... 

Uzmanların söylediklerini önemsemek zorundayız. Ülke kaynaklarının kişilerin zenginleşmesi için değil; toplumun ihtiyaçları doğrultusunda adaletli bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
"Deprem tehlikesi var!" diye bağıran uzmanların sesini ancak depremden sonra duymaya çalışıyoruz. 
"Savaş, vatan savunması dışında cinayettir" diyen Atatürk'ü nasıl gözden düşürürüzün hesaplarını yapıyoruz; Kurtuluş Savaşı'mızı yok sayıyoruz...
"Ordu kışlaya; imam camiye; öğretmen okula demiyoruz, diyemiyoruz.

Felaket başımıza gelince de "Bilinmeyen bir nedenle!" diyip kurtuluyoruz! Ateş düştüğü yeri kavurup kül ediyor, bilmiyor; bilemiyoruz... 

11 yorum:

Elif'in Terazisi dedi ki...

Çok üzüldüm çok, köprü çürüktü demezler kader derler geçerler:((

hasret senfonileri dedi ki...

Köprünün 1951 yılında yapılmış olması iktidar cazgırlarını sevindirir tahminim.. Çünki sadece onların hatalarından ve de CAHİLLİKLERİNDEN kaynaklanan hatalarin müsebbibi ALLAH tır.. Ona da takdiri ilâhi derler .. Ben yarım asrı çoktan geçen ömrümde hiç kimseye hiç bir zaman bu kadar beddua ettiğimi küfür ettiğimi hatırlamıyorum sevgili Dilek..
Balık bile baştan kokar .. bunlarda kafa olmadığından kıçtan çürüyüp kokmaya başladılar..

aysema dedi ki...

SON DAKİKA:
"İl Afet ve Acil Durum Müdürü Ahmet Güngör, Çaycuma ilçesinde Filyos çayı üzerindeki köprünün bir bölümünün çökmesiyle ilgili, ''Çaya içinde 11 kişinin olduğu tahmin edilen minibüsün devrildiğini tespit ettik'' dedi.
Güngör, gazetecilere yaptığı açıklamada, köprüdeki çökmenin ardından çaya devrilen 1 araçtaki 2 kişinin kurtarıldığını hatırlatarak, bir minibüsün kayıp olduğuna yönelik ihbar yapıldığını ve bu bilginin kesinleştiğini söyledi.
Ailelerin kayıp başvurusunda bulunduklarını anlatan Güngör, şunları kaydetti:
''Çaya içinde 11 kişinin olduğu tahmin edilen minibüsün devrildiğini tespit ettik. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'ndan çay yatağında tarama yapabilmek için helikopter istedik. Yarın erken saatlerde çalışmalar yapılacak. Ekiplerimiz ve jandarma da çay kenarında taramalarını sürdürecek. Derenin çöken kısmının çevresinde minibüse rastlamadık. Arama kurtarma çalışmaları yarın devam edecek. Minibüsün yeri kesin değil. Güvenlik güçlerine şu ana kadar 11 kayıp başvurusu var.''
Güngör, yağan karların havaların ısınmasıyla erimesi sonucu çaydaki su seviyesinin yükseldiğini belirterek, dalgıçların tehlikeli olduğu gerekçesiyle dalış yapamadığını kaydetti.
Minibüsün içinde Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen'in babası ve yeğeninin de olduğuna yönelik iddialar olduğunu anlatan Güngör, bilginin henüz teyit edilmediğini belirtti.
Olayı duyan belediye başkanı Gülşen'in fenalaştığı ve Çaycuma Devlet Hastanesine kaldırıldığı öğrenildi."
(Zonguldak Pusula Gazetesinden alıntı.)
Dilerim korkulan olmaz...

aysema dedi ki...

Sevgili Elif'in Terazisi,
Sabır dilemekten başka hiçbir şey gelmiyor elimizden. Hep iş işten geçtikten sonra aklımız başımıza geliyor, ama kalıcı olmuyor yazık ki. Unutup gidiyoruz, ders almak, önlem almak yok bizim anlayışımızda...

aysema dedi ki...

Sevgili Hasret Senfonileri,
Halkın sorunlarını çözmek gibi bir niyetleri hiç olmadı ki... Halkı afyonlayıp uyutma çabasındalar. Yurdun her köşesinden çığlıklar yükseliyor, duymuyorlar. Şehit cenazesi kalkmayan gün yok. İş kazalarında pisi pisine ölen insan haberleri sıradanlaştı. Yoksulluk, işsizlik olaganlaştı. Eğitimin durumu malum. Tüm değerlerimiz ayaklar altında, ruh sağlığımız giderek bozuluyor.
Bu ulus çok sıkıntı yaşadı, ama böylesini görmedi.
"Geldikleri gibi gitsinler" tez zamanda...

Yorumunuz beni çok sevindirdi. Çok çok teşekkür ederim. Aynı duyguları paylaşan insanların varlığı güç veriyor, umut tazeliyor.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

"Çaya düşen minibüste babası ile yeğeninin bulunduğunu söyleyen Çaycuma Belediye Başkanı AKP'li Mithat Gülşen, "Bir kaç gün önce arkadaşlara, 'Köprüyü boyayalım' demiştim. Çizgileri yapılacaktı. Siparişleri verildi. Ama, 'her an her dakika burası göçebilir' diye aklıma da geldi. Çünkü çayda sel vardı. İstanbul'da Boğaz Köprüsü'nden geçerken, 'Burası göçse ne olur?' diye düşünürdük. Ama burası çöktü. Düşüncemiz gerçek oldu. Olan babama oldu, bize oldu. Takdiri ilahi" şeklinde konuştu."

(Cumhuriyet gazetesinden alıntıdır.)

aysema dedi ki...

TEKNOLOJİ KONGRESİNDE:
"Başbakan Erdoğan, 1. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi'nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Eşim dört çocuğumun bezlerini yıkayarak büyüttü. Bezleri kaynatıp, yıkayıp kullandı, çocuklarımızı büyüttü. Eskiler çok çile çekti. Şimdikilerin işi kolay artık çamaşır makinesi var. Bir de bu zorluklara rağmen misafirini, komşusunu ağırladılar. "Neden misafir geliyor" demediler. Artık şartlar çok kolay. Beş çocuk bile yapabilirsiniz

Erkeklerin de artık işi çok kolaylaştı. Ama ben çok evde bulunamadım yoğunluktan dolayı. Çocuklarımın ve eşimin üzerinde çok hakkı var ben yoğunluktan çok vakit ayıramadım. Hatta bir akşam kızımın odasında bir pusula gördüm "Babacığım bir akşamını da bize ayır" yazıyordu. Onun hüznü de ayrıydı. Ama evlatlarım benim nerede olduğumu bildikleri için haklarını helal etmişlerdir."
(Cumhuriyet gazetesinden alıntıdır.)

Çamaşır makinasını kim, hangi eğitimle üretti acaba?

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Ülkemizde her şey Allah'tandır. Takdiri ilahidir. sorumluların ve yetkililerin hiç suçu yoktur. Üstlenmezler, özür dilemezler, istifa etmezler. hiçbir şeyin gereğini yapmadan sorumlu olmak ne demek allah aşkına!
Peki vatandaşın da hiç suçu yokmu? bu kadar olaydan sonra bağırılır, çağırılır, lanetler savrulur, ama yine aynı insanlr yetkilendirilir.
Bu kısır döngü ancak "düşünen insan"ın ülkemizde var olmasıyla çözümlenebilir. yoksa daha böyle çok olaya "vah vah" deyip geçeceğiz.

E S M İ R dedi ki...

Tv.da (ve yazılı-sözlü medyada) bu üzücü haberi sonrasında da yaşanılan polemikleri ve gelişmeleri gördükçe! insanlarımıza ne denebilir artık!.. umarsız, duyarsız, tepkisiz, düşüncesiz... her geçen gün daha da gerileyen bir Türkiye ve Türk insanı var karşımızda!..

Geçmiş olsun !!
Hep üzüleceğiz daha da çok ağlayacağız biz de bu aymazlıklar varken!..

aysema dedi ki...

Sevgili Merki,
Aslında arabasına "Ölmeycüz mü?" sorusunu yazan vatandaş toplumun bir bölümünün bakış açısını ve eğitim düzeyini özetliyor.Boşvermişlik, kadercilik, tembellik, sorumsuzluk... Felaket kapıya dayanınca ağlıyoruz ve çabuk unutuyoruz. Düşünmek tepki göstermek zordur bu memlekette...

aysema dedi ki...

Sevgili Esmir,
O TV'ler yok mu, istediklerini vezir, istemediklerini rezil gibi göstermekle meşguller. Gerçekleri tarafsız bir gözle sunabilseler toplum, aydınlanacak demiyorum, ama doğru bilgilenecek en azından. Okumayan, izleyen bir çoğunluk geleceğimizi belirliyor.Kullanılmaya oldukça uygunlar biliyorsun...
Takdir-i ilahi diyerek rahatlıyorlar, ne kolay!